UNESCO tarafından 1999 yılından bu yana kutlanan 21 Şubat Dünya Anadili Günü, bir yandan da yok olma tehlikesi altındaki dillere dikkat çekiyor. Konu, sinemanın da ilgi alanına girmiş olup, çekilmiş pek çok sayıda film bulunmakta. Bianet’ten Yağmur Karagöz ile Ferid Demirel’in Dünya Anadili Günü dolayısıyla bazı filmleri derledi.

Bê Deng / Sessiz (2012)

   

Yıl 1984. 12 Eylül’ün mirası “Türkçe Konuş Çok Konuş” sözleri Diyarbakır zindanlarının duvarlarında haykırırken görüş günü kavuşanların ağzından özlem sözcükleri çıkamaz. Tıpkı cezaevinde yatan kocasını ziyarete gelen üç çocuk annesi Zeynep gibi. Cezaevinde Kürtçe konuşmak kesinlikle yasaktır. Zeynep ise tek kelime Türkçe bilmez.

İki Dil Bir Bavul (2008)

   

Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın Urfa’nın bir köyüne atanan yeni mezun bir öğretmenin Kürt köyündeki öğrencileriyle aralarındaki iletişimi/iletişimsizliği anlatan "İki Dil Bir Bavul” Kürt meselesi ve anadili problemine dokunan ve buna rağmen Türkiye’de vizyona girme şansı bulan ender filmlerden biri.

Romeyika'nın Türküsü (2009)

   

Yeliz Karakütük’ün ilk uzun metraj belgeseli Romeyika’nın Türküsü kökeni Helenceye dayanan kaybolan dil Romeyika’nın izini sürüyor. “Karadeniz Rumcası” olarak da bilinen Romeyika’nın yolculuğu Trabzon’nun dağ köylerinde başlayıp İstanbul ve Atina’ya uzanıyor. Yönetmen Karakütük belgeseli çekerken ilgisini en çok çeken noktanın kuşaklararası iletişim olduğunu söylüyor.

Las Ultimas Palavras / Son Sözcükler (2015)

   

Rita Ender’in yazıp yönettiği belgesel, Sefarad gençlerinin Yahudi İspanyolcası konuşamama nedenlerini mercek altına alıyor. Filmde, 25 ila 35 yaş arasındaki 19 Türkiyeli Yahudi gencine, gitgide kullanımı azalan bu dilde hangi sözcükleri bildikleri soruluyor. Gençlerin paylaştıkları deneyimler üzerinden, dilin yaşam ve bellekteki yeri ile Yahudi kimliği ve aidiyetler sorgulanıyor.

Kaybolan Bir Dil, Kaybolan Bir Mutfak (2017)

   

Gazeteci Deniz Alphan’ın yönetmenliğini üstlendiği Kaybolan Bir Dil, Kaybolan Bir Mutfak belgeseli unutulmaya yüz tutmuş  Ladino diline ve Sefarad mutfak kültürüne kamerasını çeviriyor.

Belgeselde değişen yaşam koşullarının yarattığı kültürel dönüşüm, tanıkların ağzından kaydediliyor ve Sefarad mutfağının öne çıkan yemeklerine yer veriliyor.

Elina: As If I Wasn't There / Elina: Sanki Yokmuşum Gibi (2002)

   

Bir öğrencinin muhafazakar bir öğretmene isyanını anlatan Elina: As If I Wasn't There 50'li yılların başında, İsveç'ine sert koşullara sahip, en kuzeyinde geçer.

Dokuz yaşındaki Elina ve bazı diğer öğrenciler Finlandiya kökenli azınlıktan olmasına rağmen, muhafazakar Holm tüm çocukları sadece İsveççe konuşmaya zorlar. Hastalıklı zihninde Holm, Finceyi yoksullukla bir tutar ve aşağı görür. Elina ise bunu reddeder.