
İçinde anadilde savunma hakkını da barındıran, Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın Adalet Komisyonu’nda görüşmeleri tamamlandı. Yasa tasarının muhalefet partilerinin de itirazlarına neden olan “sanığın, Türkçe bildiği halde istediği dilde savunma yapabileceğine” ilişkin ibare değiştirildi. Verilen önerge ile Tasarıdaki “Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık” ifadesi kaldırıldı. Önerge ile, “Sanık, iddianamenin okunması, esas hakkında mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir” ifadesi getirildi. AKP tarafından verilen önergede ise tercüman giderlerinin devlet tarafından karşılanmayacağı maddesi yer aldı. Tasarıya göre; tercümanın giderleri tercümanı talep eden tarafından karşılanacak, tercümanın kim olacağı da il adli yargı adalet komisyonlarınca oluşturulan listeden seçilecek. Tercüman listeleri oluşturuluncaya kadar gelen tercüman taleplerinde sanıkların mahkemeye kendi tercümanını getirmesi mümkün olacak. Sağlanan bu imkan yargılamanın sürüncemede bırakılmasına yönelik olarak kötüye kullanılamayacak. Tercüman imkanı soruşturma sırasında da kullanılabilecek fakat bu evrede tercüman, hakim veya Cumhuriyet savcısı tarafından belirlenecek.
Tasarıyla, geçirdiği ağır hastalıklar nedeniyle "Cezaevi koşullarında hayatını devam ettiremeyecek" kişilerin infazının iyileşinceye kadar ertelenmesi mümkün olacak. Bunun için tutsağın "toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağının" değerlendirilmesi gerekecek. Tasarıya göre cezaevlerinde bulunan ve resmen evli olan hükümlüler, "Ödüllendirme" adı altında eşleriyle özel görüşme yapabilecek. Görüşme 3 ayda bir kez olup 3-24 saat sürecek, cezaevi personelinin nezareti dışında ve "Kurum veya eklentilerinde" gerçekleştirilecek. Çocuk hükümlüler de 2 ayda bir aileleriyle benzer şartlarda görüşebilecek. Düzenlemede haftalık telefon görüşmesi süresinin 2 katına kadar artırılabilmesi, tek kişilik odalarda televizyon imkanı gibi bir çok ödüllendirme ayrıntılı olarak yer alıyor.
Tasarının önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesi bekleniyor.
BDP’den muhalefet şerhi
BDP Adana Milletvekili Murat Bozlak, muhalefet şerhini Meclis Adalet Komisyonu’na gönderdi. Bozlak, tasarının birinci maddesinin anadilde savunma hakkına ilişkin olduğunu belirterek, bu maddede sanığa iki noktada anadilde savunma hakkının tanındığını vurguladı. Bunun iddianamenin okunması ve karar aşaması olduğunu belirten Bozlak, “Bu iki hal dışında yargılamanın diğer süreçlerinde bu hak sanıklara tanınmamaktadır. Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'na göre, yargılama iki temel evreden oluşmaktadır. Birinci evresi soruşturma evresi olup, savcılık ve emniyet safhasını kapsayan safhadır. Bu safhada, sanığa en iyi bildiği dilde kendisini savunma imkanı verilmemektedir. Davanın açılıp açılmamasının kararlaştırıldığı bu evre son derece önemlidir. Bu evrede tanınmayan bir hakkın bundan sonraki aşamada tanınması yargılama bütünlüğü açısından ve adil yargılanma ilkesi açısından sakıncalıdır. Bu hakkın yargılamanın tüm aşamalarında tanınması gerektiği kanısındayız. Yargılamanın kovuşturma evresi diye isimlendirilen aşamasında da bu hakkın kovuşturmaya ilişkin tüm işlemlerde tanınmaması da önemli bir eksikliktir” dedi.
Tercüman giderleri
Bozlak, tasarıda sözlü olarak tanınan hakkın yazılı olarak tanınmamasının bir eksik olduğunu vurgulayarak, tercüman giderlerinin devlet tarafından karşılanmamasının ise ayrı bir mağduriyet yaratacağına işaret etti. Bozlak, şöyle izah etti: “Yine tasarının birinci maddesinde, tercüman ücreti sonuç itibariyle sanığa yüklendiği için parasız olanların bu haktan yararlanma olanağı da peşinen ortadan kalkmaktadır. Bu anlamda da tasarı ciddi bir eksikliği içermektedir. Keza, bu hakkın yargılama sürecini uzatmaya matuf olarak kullanılamayacağı ve bunun takdirinin hakime bırakılması bu hakkın keyfi olarak kullandırılmamasının yolunu açabileceği ihtimaline binaen bu yönüyle de tasarı eksiktir. Bu hakkın kullanılıp kullanılmayacağı tamamen sanığın iradesine bırakılmalıdır. Tasarı, özü itibariyle son derece eksik, yetersiz olup sadece somut bir olayı halihazırda mahkemelerde yaşanan tıkanmayı aşmaya yönelik olup geleceğe de açılım sağlayan genel bir düzenleme mahiyetinde değildir.”
Siyasi tutsaklar dışında
Bozlak, hapis cezasının infazının ertelenmesine ilişkin değişiklik içeren tasarının 3’üncü maddesi ile infaz sisteminde iyileştirme değil, suç tipi ayırımı yapılarak 3713 Sayılı Kanun kapsamında yer alan suçlardan hükümlü olanlar aleyhine özel bir düzenlemenin öngörüldüğünü belirtti. Bozlak, muhalefet şerhinde şunları kaydetti: “Kanun tasarısıyla 3713 Sayılı Kanun kapsamında yer alan suçlardan hükümlü olan gebe kalanlara negatif ayırımcılık yapılmış ve bu kişilerin ceza infaz kurumunda kalarak geçici de olsa infazlarının ertelenmesi engellenmiştir. Bu durum, analık hakları ile çocuk hakları bakımından yeni bir ihlal yarattığı gibi açık bir ayırımcı muameleye de yol açıcı niteliktedir. Tasarı metninde, maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen mahkumların toplum güvenliği bakımından cezasının infazının iyileşinceye kadar geri bırakılması, cezaevi yöneticilerinin sanığın 'toplum güvenliği bakımından tehlike teşkil etmeyeceği kanaat ve kararına' bağlanmış olması bu hakkın kullanılmasını ciddi anlamda engelleyici niteliktedir. Bu hakkın kullanımı, cezaevi idaresinin takdirine bırakılmayıp raporun tek başına yeterli sayılması gerektiği kanaatindeyim.”
Ödüllendirme ile tahakküm
Tasarının 4’üncü maddesinde yapılan değişikliğin iyileşme değil, infaz rejimini ağırlaştırma olduğunu vurgulayan Bozlak, muhalefet şerhinde, “Mevcut maddede olmadığı halde, erteleme talebinin kimi suçlar için özellikle de 3713 Sayılı Kanun kapsamına giren suçlar için kabul edilmeyeceğinin öngörülmüş olması, eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, mahpusların işledikleri suçlar bakımından farklı infaz rejimine tabi tutulamayacağına ilişkin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 09.12.1988 tarih ve 43/173 Sayılı kararına da aykırıdır” dedi. Tasarıda yer alan “ödüllendirme” kavramını eleştiren Bozlak, “’Ödüllendirme’ için hükümlülerin yarıştırılması söz konusudur. ‘Ödüllendirme’ yolu ile ödülü verecek olan kurum mensuplarının, hükümlüler üzerinde tahakküm oluşturmasına yol açacaktır. Vaat edilecek kimi ödüller ile hükümlüyü teslim alıp istediğini hükümlüye yaptırtmaya yol açacaktır. Başka bir deyimle pratikte çokça başvurulan itirafçılığın yaygınlaştırılmasına yol açacak niteliktedir” ifadesini kullandı.
ANKARA