Az biraz iyimser olanlar, savaşın asıl bölgesel sponsorları olan İran ve Suudi rejimi arasında Suriye’de devam eden vekalet savaşını Cenevre’de kontrol altına alma ihtimalini dillendiriyorlardı. İran ve Suudi rejimi arasında bir konsensüs oluşturabilirse önce savaşın şiddeti düşürülebilir, zaman içinde de uluslararası ve bölgesel güçlerin çıkar dengesine göre Suriye bir politik yapıya kavuşturulabilirdi. Aslında Birleşmiş Milletler’in, İran’ı davet etmesi bu açıdan bir fırsattı; ancak Esad’ın iktidardan uzaklaştırılmasını öngören Birinci Cenevre Protokolü’nü tanımayan İran masada yok. Şimdilik ama. Bölgesel varlığı için Suriye’de ciddi savaş veren İran gibi bir gücün dışta bırakılması, aslında somut ve reel bir çözüm hedefi ve beklentisinin olmadığını gösteriyor. Zaten ortada yenişemeyen, birbiri ile görüşmek istemeyen ve bölgesel güçlerce desteklenip sürekli maniple edilen güçler var. Esad’ın gitmeye niyeti yok; muhaliflerin onu götürmeye gücü yok. Her iki tarafın bölgesel ve küresel sponsorları var. ABD ise askeri bir maceraya girmeyecek. Suriye’deki savaş Irak ve Lübnan’ı daha da etkisi altına alarak devam edeceğe benziyor.

Tüm bunlar yüzünden Suriye’de herhangi bir politik çözümün koşulları oluşmuş değil. Esad yüz binden fazla ölüden sonra savaşta önemli oranda kontrol sağlamış durumda. Muhaliflerin durumu içler acısı olsa da bölgesel sponsorların desteği ile savaşabilecek konumdalar. Ayrıca hala Esad’ın gitmesinden umut kesmiş değiller. Ötesi, ne Esad yönetimi ne de muhalefet sorunun görüşmeler ile çözülebileceğine inanıyor. Talepleri birbirine taban tabana zıt rejim ve muhalifler uluslararası güçlerin dayatmaları sonucu Cenevre’ye gidiyor. Muhalefet daha isteksiz, çünkü Cenevre’de ne konuşulursa konuşulsun Esad’ın kazançlı çıkacağını biliyorlar. Bakmayın öyle Amerika, Fransa ve İngiltere’nin ‘Esad gidecek’ söylemlerine. Batılı güçler, Cenevre’de Esad’ın uluslararası meşruiyetini kısmi de olsa geri vererek yaşam destek ünitesine bağlı olan Birinci Cenevre Protokolü’nün fişini kendi elleri ile çekecek. Batı, Esad’ı istemiyor görünüyor; ama Esad’ın yerini alabilecek ve kendi çıkarlarına uygun bir alternatif de üretemiyor.
Suriye’de Kürtler gibi belli bir siyasi ve askeri güce sahip pek çok grup Cenevre masasında yok. Masadaki müzakere konuları da belli değil. Esad “teröristlerle sonuna kadar savaş“ derken, muhalifler Esad’sız bir Suriye konusunda dayatıyor. Üzerine anlaşabilecekleri hiçbir temel siyasi konu yok. Hal böyle olunca, ABD ve Rusya şu aşamada Suriye’deki temel politik meselelerin konuşulmasını istemeyecek. Gerginlik çıkarabilecek konuları tartıştırmayarak son derece kırılgan dengeler yüzünden Cenevre’ye güç bela getirebildiklerini masada tutmaya çalışacaklar. Kürtlerin davet edilmemesinin bir sebebi bu gibi görünüyor. Muhtemelen Esad’ın sıcak bakabileceği insani yardım koridorları, Halep’te çatışmaların durdurulması ve tutukluların değişimi gibi palyatif konular görüşülecek. Genel bir ateşkes ihtimali zaten yok. Ne Esad yönetimi buna yanaşır ne de Suriye muhalefeti adına görüşmelere katılan kesimlerin yerelde ateşkesi uygulayacak nüfuz ve yaptırım gücü var. Yani, ABD ve Rusya’nın niyeti sorunu çözmek değil, bir zaman daha durumu idare etmek.
Bağımsız bir güç olarak Cenevre’ye davet edilmemeleri Kürtlerde haklı olarak öfke ile belli bir moralsizlik yaratmış durumda. Türkiye ve Suriye muhalefetinin Kürtlere karşı tavrı malum. Amerika’nın Irak hariç Ortadoğu’da Kürtleri dışlayan klasik olumsuz tavrı devam ediyor. Rusya bir ara Kürtleri öne çıkardı; ama Cenevre öncesi Kürtlere “şimdi sırası değil” diyerek beklemelerini salık verdi.
Kürtlerin Cenevre’ye davet edilmemesinin başka dışsal sebepleri de sayılabilir. Ancak asıl önemli olan Kürtlerin kendi iç durumları. Rojava Kürtlerinin başından beri izlediği üçüncü yol ve farklı etnik ve dinsel grupların kendilerini yönetebilecekleri özerklik modeli, Suriye’ye somut bir demokratik çözüm yöntemi sunuyor. Dağılmak istemiyorsa, Suriye’nin özerk bir modele geçip iktidarı farklı etnik ve dinsel gruplarla adil bir şekilde paylaşmaktan başka çaresi yok. Suriye parçalanmazsa, uzun vadede Rojava’daki özerklik Suriye’ye model olabilir. Öte yandan, Amerika cephesinde Rojava’nın başarıları dikkatle izlenmeye devam ediyor. Yine Kürtlerin El Nusra ve IŞİD’e karşı elde ettiği askeri başarılara belli bir ilgi var. Ancak demokrat, çoğulcu ve seküler bir modele sahip olmak Batı’nın reel siyasetinde yer bulmak için yeterli olmuyor. Birinci Cenevre’den bu yana gecen 18 aylık zaman zarfında Kürtlerin ulusal birlik çalışmaları istenilen düzeye ulaşmış değil. Aralık ayında PKK, PYD ve KDP’nin Kürtlerin Cenevre’ye bağımsız bir delegasyon olarak katılmasına yönelik aldığı karar heyecan yarattı; ancak Cenevre için geç kalınmıştı. Bu konsensüs daha önce başarılabilmiş ve bu temelde birlikte etkin diplomasi faaliyetleri yürütülebilmiş olsaydı, Kürtlerin Cenevre masasında yer bulma şansı olabilirdi. Cenevre’ye ya kukla ya da güçlü olanlar gidecekti. Rojava Kürtleri kukla olmayı ya da başka projelere eklemlenmeyi reddediyor ve kendi çözüm modelini öneriyor. Ama Suriye ve bölgedeki güçlere kıyasla yeterli diplomatik güçleri ve bölgesel sponsorları yok. Bu güç dengesinde tüm Kürtlerin asgari müştereklerde birleşip Rojava konusunda ortak hareket etmesi büyük bir diplomatik alan ortaya çıkaracaktır.
Kürtlerin Cenevre’ye bağımsız olarak katılmaları muhakkak ki önemli bir kazanım olurdu; ancak bunun şu an için olmaması ne dünyanın sonu ne de ilerde olmayacağı anlamına gelir. Rojava kendi statüsünü fiilen zaten kurmuş durumda. Bu statüyü garanti altına alacak olan Cenevre değil, Kürtlerin ortak hareket etmesidir. Ayrıca Cenevre’de daha çok masa kurulacak. O zamana kadar Kürtlerin yapması gereken Rojava’daki diğer etnik ve dini topluluklar ile birlikte özerklik modelini derinleştirmek ve Kürtler arası birliğe ağırlık vermektir. Uluslararası güçler ne tür planlar yaparsa yapsın, askeri ve siyasi anlamda güçlü, toplumsal meşruiyeti olan yerel dinamikleri hesaba katmadan Suriye’de yeni bir politik denge kuramayacaklar. İlerde koşullar olgunlaşıp Suriye’de gerçek bir çözüm için masa kurulunca, o masada elinde reel siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal güç olanlar oturacak; herkes gücü oranında konuşacak. O zamana daha var.
Son olarak, Kürtlerin “Cenevre Lozan olacak” kaygısı anlaşılır; ancak bu pespaye haliyle Cenevre bırakın Lozan olmayı, hiçbir şey olamaz. Bu konuda müsterih olup bir sonraki Cenevre masası için şimdiden hazırlıklara başlamalı.

HİŞYAR ÖZSOY / Yrd. Doç. Michigan Üniversitesi, Flint