Avrupa Birliği, ekonomik krizi kontrol altına almak için bu sene de kararlı olacak ve bu amaçla problemli olan devletlere mali yardım sunmaya devam edecek. Euro krizi parasal birliğin tüm yapısını zayıf göstereceğinden önemler alıyor ancak bu önlemlerle krizin aşılıp aşılamadığını önümüzdeki yıllar gösterecek. Ama bugün de Euro krizinin nedenlerine ve olası sonuçlarına bakmaya değer. Bu krizin sadece tek bir nedeni yok; Euro krizine bir dizi olumsuzluk neden olmuştur. AB ülkeleri güvenli bir yatırım olarak görüldüğü için mevcut kriz ülkeleri sermaye piyasalarından sıcak paraya ulaşmak için çareyi AB’ye üyelikte gördü. Düşük faiz oranları bu devletlerin daha fazla borçlanmasına yol açtı. Başka bir deyişle yüksek bütçe açıklarını borçlanma ile kapatmaya çalışılması borçlanma rakamlarını yükseltmiştir. Birliğin kurallarına aykırı davranarak yüksek borçlanmaya gidilmiştir. Örneğin; Yunanistan Euro sistemine geçmeden devlet tahviliyle borçlanmada yıllık yüzde 18-19 dolayında faiz ödüyordu, Almanya ise o zamanlar yüzde 7-8 yıllık faiz ödüyordu. 2006’ya gelindiğinde birliğin ortak para birimini (Euro) kullanan tüm üyeleri Almanya’nın itibarından yararlanıp yüzde 3 gibi düşük bir faizle borçlanmaya başladılar. Bununla birlikte bu ülkelerde iş gücü maliyetleri yükseldiğinden verimlilik azalmış ve ihracat gerilemeye uğramakla birlikte sözkonusu devletlerin mali durumu kötüleşmiştir. Krizin büyümesine neden olan önemli bir başka neden de 2007-2008 yılında ABD gayrimenkul balonunun patlamasıydı (Lehman krizi). Bu olayla daha da derinleşen ekonomik krizi en çok hissseden ülkelerin başında ise İspanya gelmekte. Sonuç itibariyle finans sektörü çok büyük bir darbe almış ve banka sektörünü iflaslardan kurtarmak için büyük bir paraya ihtiyaç duyulmuştur. 2009’da Yunanistan’ın bütçe açığıyla birlikte, krizin ne kadar büyük olduğu da açığa çıkmıştır. Bununla birlikte Euro birliği ülkelerine güven de daha azalmıştır. Bütün bunları yanyana koyduğumuzda zaten hassas olan finans piyasalarında faiz oranları yükselerek, bu ülkelerin maliyesi üzerinde dramatik bir etki yaratmıştır. Bunları aşmak için çeşitli senaryolar konuşuluyor, ancak hangi senaryonun gerçekleşeceğini kestirmek şimdiden mümkün değil. Senaryolardan biri; ağır yük haline gelen Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkması. Ancak bu yöntemin nasıl bir sonuç getireceği kestirelimiyor çünkü Euro bölgesi daha önce böyle bir deneyimi hiç olmadı. Ama Euro bölgesinde Yunanistan’ın ekonomik rolü oldukça küçük olduğundan, bu seçenek acı ama kabul edilebilir bir çıkış olabilir. Ancak bu birlik içinde çok daha büyük ekonomik ağırlığa sahip diğer kriz ülkelerini de içine alırsa, bu ülkelerin iflas etmesi büyük bir risk yaratır. Böyle bir durum da tüm parasal birliğin çöküsüne zemin hazırlar. Bu durum Kuzey Avrupa birliğinin para biriminde olan ülkeleri için riskle birlikte aslında bir fırsat da yaratıyor. Örneğin Almanya yatırımcılar için güvenli bir sığınak olduğu için çok düşük ya da sıfır faizle sermaye piyasasından taze para alabilir. Bu paraları kriz ülkelerine kredi olarak verip bunun için cazip faizler de elde edebilir. Bu gerçekte büyük bir risktir ama eğer gerçekten de alınan kredilerle kiz ülkeleri rehabilite olursa ve bununla birlikte üretici hale gelirse, bunda Almanya’nın da kazancı olur. Ama sonuç itibariyla hedef piyasaları yatıştırmak, devlet bütçelerini bu ülkelerde kontrolü bir şekilde rehabilite etmek ve Euro bölgesini istikrarlı bir duruma getirmektir. Bu kriz ülkelerini tüketicilikten çıkarmak ve üretici bir hale getirmek, buna paralel işsizliği azaltmak, dış ihracatını geliştirmek şeklinde olacak, bütün bunları mali disiplinle uygulamak o ülkelere refahı getirebilir. Ancak o zamana kadar Euro bölgesinin geleceği açısından belirsizlik ve gerginlik devam edecektir.
BEŞİR AKGÖL / Ekonomist