Eylemde biri çocuk üç kişi ölmüş, 170 kişi yaralanmıştı. 2012’nin Aralık ayında Newtown’da bir ilkokulda gerçekleşen katliam ile Boston olayından bir gün sonra Teksas’ta bir gübre fabrikasındaki patlamada insan kayıpları açısından durum çok daha vahimdi. İlkinde 20 yaşında bir genç 20’si çocuk 26 kişi öldürmüştü. İkincisinde ise 15 ölü ve 160 yaralı vardı. Ancak Amerika’da bu iki olay, Boston eylemi kadar ilgi görmedi. Bu üç olayın Amerika’da konuşulma biçimleri ve olası etkileri bazı ilginç durumlar arz ediyor. Teksas’taki patlama açıkça bir toplu iş cinayeti, ancak basit bir “endüstriyel kaza” olarak konuşuluyor. Fail büyük bir şirket olunca, cinayetler bir anda kazalara dönüşüveriyor. Yani, sorumlu da yok, fail de. Sandy Hook’ta ise fail yirmi yaşında, orta sınıf Amerikalı bir beyazdı. Bu olayda, otistik ve küçükken okulda arkadaşları tarafından şiddete maruz kalmış “sorunlu genç” imgesi öne çıkmış, tüm suç bu gence yüklenmiş, toplum siyaset, militarist kültür ve silah şirketleri ise temize çıkarılmıştı. Boston’da ise temel olarak konuşulan şey faillerin etnik ve dini kimliği. Amerika’nın 11 Eylül travmasını canlandıran bu olay Müslüman göçmenleri toplu bir şekilde hedef tahtasına oturtan ırkçı söylemlere daha da alan açtı. Amerika bir gözetim toplumu olma yolunda ilerleyecek görünüyor. Sokaklarda daha fazla kamera ve polis, havaalanlarında daha fazla eziyet, daha sert polisiye, idari ve hukuki uygulamalar. Yani, “güvenlik” için hak ve özgürlüklerin daraltılmasına devam.  

Boston olayı Amerikan dış politikasını direkt etkileyecek gibi görünmüyor, ama iç siyasette üç önemli alanda yansımaları olacak: Amerika içindeki silah satışlarının kontrolü, göçmenlik yasası ve tabii ki ulusal güvenlik ve istihbarat politikaları. Obama, Sandy Hook saldırısı sonrası özellikle saldırı silahlarının Amerika’da satışının zorlaştırılması konusunda elinden geleni yapacağını söylemişti. Obama’ya bu konuda destek Şubat ayında yüzde 60’larda iken, Boston olayı sonrası anketler yüzde 50’lilerin altını gösteriyor. İlginç olan, faili beyaz bir Amerikalı olan Sandy Hook olayı Obama’ya silah satışlarının zorlaştırılması konusunda halk desteğini arttırırken, Boston olayının durumu tersine çevirmesi. Mantık şu: Tehlike dışarıdan, o halde içeride silahlanalım. Zaten silah kontrolüne dair önerge Boston olayından hemen sonra Senato’da engellendi. Obama için bu durum basit bir yenilgi değil. Boston olayı hem bütçe hem de göçmenlik yasası konularında Obama’yı zorlayacak görünüyor.  
Bazı Cumhuriyetçiler Boston olayını üzerinde çalışılan göçmenlik yasa tasarısını geciktirmek yada durdurmak için kullanmaya başladı bile. Onlara göre bu olayın sebebi göçmenlik yasasındaki boşluklar ve tasarı bu boşlukları doldurmuyor. Obama’nın seçim kampanyasının öncelikli maddelerinden olan göçmenlik yasası konusunda kararlı görünen Demokratlar ise Cumhuriyetçileri Boston eylemini manipüle etmekle suçluyor. Amerika’daki 11 milyon kayıt dışı göçmeni etkileyecek tasarı 2012’den önce ülkeye giren kayıt dışı göçmenlerin geçici oturum, daha sonra da vatandaşlığa başvurmasını sağlayacak. Tasarı yeni sınır güvenlik prosedürleri ile misafir isçiler için uygulamalar da içeriyor. Göçmenlik yasasının demografik, ekonomik ve toplumsal talep ve ihtiyaçlara göre değil, Bostan olayı ile daha fazla alan bulan sert ulusal güvenlik perspektifi ile dizayn edilmesi halinde özellikle Müslüman göçmenleri daha kötü günler bekliyor.  
Obama kendi ülkesinde göçmenlik yasası ile silah kontrolü üzerinde çalışadursun, tüm dünyayı militarize eden ağır silah satışlarında patlama yaşanıyor. Amerika bu kârlı ve kanlı pazarın açık ara lideri. 2009-2011 arasında Amerika’nın silah satışlarında küresel ekonomik krize rağmen yüzde üç yüzlük bir artış oldu. Amerika dünyadaki silah satışlarının dörtte üçünden fazlasını kontrol ediyor. 2011 yılında toplam 85 milyar dolar olan satışların 66 milyar dolarını Amerika gerçekleştirmiş. Özellikle Ortadoğu, spesifik olarak İsrail, Suudi ve körfez ülkeleri ile milyarlarca dolarlık silah ihaleleri yapılıyor. Amerika 2011 yılında sadece Suudi Arabistan’a 33 milyar dolarlık silah satışı yapmış. İran ve Arap Baharının korkusu ile bölgede İsrail ile birlikte ne kadar kral, emir ve şeyh varsa silahlanıyor. Silah şirketleri, on yıllık Ortadoğu yoğunlaşmasından sonra Asya-Pasifik’e doğru kayan Amerika dış politikasına paralel olarak Uzak ve Güneydoğu Asya’da pazarlarını derinleştireceğe benziyor. Amerika’nın füze-radar sistemini Kuzey Kore’ye karşı Asya-Pasifik’e genişletme çabası kuskusuz Çin’de karşıt tepki ve daha fazla silahlanma demek. Artan bölgesel tansiyona silah taşımak için hazır bekleyen silah şirketleri ise daha fazla dolar için şimdiden ellerini ovuşturmakta.
Maalesef, Boston ile sarsılan Amerika halkı ve siyasetinin dünyayı kâr hırsı ile her geçen gün daha da silahlandırıp ölüm saçan silah şirketleri ile pek bir sorunu yok. Bu açıdan bakıldığında Obama’nın kendi ülkesinde silah satışlarını sınırlama çabası iyice ironik bir hal alıyor. Dünyanın militarize edilmesi konusunda Demokrat ile Cumhuriyetçiler arasında ise fark yok.  
Hem zaten, dünyanın başka yerlerinde ölenlerin pek bir kıymeti de yok! Boston olayını sansasyonel bir şekilde ele alan dünya medyası için Afganistan, Pakistan ya da Irak’ta günde yüzlerceyi bulabilen ölümler hayattan sayılmıyor. Ölülerin eşitsiz, ölümün olağanlaşıp ticarileştiği bir dünyada güvenliğin daha çok silahlanma, daha sert göçmenlik yasaları, daha ırkçı politikalardan geçtiğini düşünmek ise ham hayal olur.  

HİŞYAR ÖZSOY /  Yrd. Doçent Hişyar Özsoy, Michigan Üniversitesi, Flint.