Geçtiğimiz hafta da Asya ve Avrupa coğrafyasında bu durumu besleyen gelişmeler yaşandı. Elbette Rusya-İsrail-Türkiye arasındaki hareketlenme ve Ortadoğu’daki çatışmalı süreci de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor. Fakat bütün bunlar bir yazının boyunu aşacağı için şimdilik bunları bir kenara bırakıp, öne çıkan bazı gelişmeleri en doğudan başlayarak kısaca ele alalım.
Güney Çin Denizi gerilimi
Çin, bölgedeki ABD müttefiki pozisyonunda olan Japonya, Filipinler, Brunei, Malezya ve Vietnam’la Güney Çin Denizi’nde hakimiyet sorunu yaşıyor. Bu gerilim giderek yeni boyutlar kazanıyor. 2013 yılında sorunu Filipinler, BM Tahkim Mahkemesi’ne taşımıştı. Davanın bu günlerde sonuçlanması bekleniyor. Geçtiğimiz haftalarda Malezya da bu yönde bir adım attı. Çin ise bu meselede üçüncü bir tarafın kararını tanımayacağını açıkladı. Bu gelişmeler bölgede militarizmin ve gerilimin tırmanacağını gösteriyor.
Güney Çin Denizi zengin yeraltı kaynaklarının yanısıra, bölge üzerinden yapılan gemi taşımacılığıyla nedeniyle önemli. Bu bölge üzerinden her yıl yaklaşık 5 trilyon Dolar'lık ticaret gerçekleşiyor.
Çin’in gerilim yüklü bir başka sorunu ise Sincan. Ramazan nedeniyle burada yaşayan Uygurlara dönük baskılar meselesi yeniden şiddet olaylarına dönüşerek gündeme gelebilir. Suriye cephesinden dönebildilerse eğer çeteci grupların da bu gerilimi tırmandıracaklarını söylemek falcılık olmasa gerek.
Kazakistan muamması
5 Haziran’da Kazakistan’ın kuzey batısında Rusya sınırına yakın bir bölgede Aktobe kentinde bir çatışma yaşandı. Açıklamalar göre 12’si saldırgan 3 asker 3 sivil, toplamda 18 kişi hayatını kaybetti. Saldırganların başlangıçta "cihadist" olduğu ifade edildi. Sonrası bazı kişiler "darbecilik" gerekçesiyle tutuklandı. Nursultan Nazarbayev yaptığı açıklamlamalarda "renkli devrim" amacıyla saldırganların dışarıdan kışkırtıldığını iddia etti.
"Çatışma" ile ilgili yapılan analizler, böyle bir olayın meydana gelmesini çeşitli gerekçelerle pek rasyonel bulmuyorlar. Hem Putin hem Erdoğan’la yakın olmayı, ülkeyi giderek militarize etmeyi önüne koyduğu anlaşılan (nitekim bu günlerde başkent Astana’da bir anti-terör fuarı düzenleniyor) Nazarbayev yönetiminin, ülkede gelişmekte olan demokratik muhalefeti kriminalize etmek için çevirdiği bir dümen olup olmadığı sorusu daha çok ön plana çıkıyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde toprak reformu talebiyle sokağa çıkan halkın pasifist gösterisi şiddetle bastırılmıştı. Bu gelişmeler Kazakistan’ın bu bölgede yeni gerilimlerin odağı olmaya aday olduğunu sergiliyor.
Almanya’dan yeni 'Beyaz Kitap'
On yıl aradan sonra Almanya'da ülkenin savunması ve ordunun uluslararası görevlerini biçimlendiren 'Beyaz Kitap' isimli belge yeniden düzenlendi. Yeni konsepte göre Rusya bundan böyle 'ortak' değil 'rakip' olarak tanımlanıyor. Bu durum tırmanan "yeni soğuk savaş"ın en önemli pekiştiricilerinden biri olacak. Rusya Dışişleri Bakanlığı düzeyinde bu yaklaşıma tepki göstermekte gecikmedi. Belgenin bu ay onaylanıp bakanlar kuruluna sunulması bekleniyor.
Polonya gerilimin sivrilen odağı
Polonya’daki sağcı yönetim Rusya ile gerginliği bahane ederek Eylül ayından itibaren 35 bin kişilik bir paramiliter güç oluşturacağını açıkladı. Bunun Rusya’dan artan iç muhalefete dönük kullanılabilecek bir gladyo örgütüne dönüşmesi kaçınılmaz. Nitekim bütün militarist gelişmeler geçmişte olduğu gibi NATO şemsiyesi altında yapılıyor.
Öte yandan bu hafta içinde NATO 31 bin asker ve 100’den fazla uçakla Polonya’da Anakonda-16 ismi verilen dev tatbikatı başladı.
Soğuk Savaş sonrası dönemin en büyük tatbikatı için Kremlin, Rusya ve NATO ilişkilerinde güven eksikliği olduğu, bu tür tatbikatların güven ortamının oluşmasına katkı sağlamadığı uyarısında bulundu.
Ayrıca NATO birliklerinin Baltık ülkelerinde de hareketliliği göze çarpıyor. NATO Rusya ile sınırları sağlama almak adına NATO taburlarının Polonya ve komşu Baltık devletlerden Estonya, Latvia ve Litvanya'ya aktarılacağını açıkladı. Aktarılacak toplam NATO gücünün 4000 asker civarında olacağı tahmin ediliyor.
Bütün bu gelişmeler "yeni soğuk savaş"ın dünyanın genelinde sürmekte olan postmodern yeniden paylaşım savaşını daha da derinleştireceğini gösteriyor. Aynı zamanda mevcut savaşın taraflarından bir beklentisi olmayan dünya halklarının özgürlük mücadelesinin ise böyle bir savaşın kurbanı yapılmaya çalışılacağını da.
Aykan SEVER