
1- Darbe girişimi neoliberal diktatörlük içerisindeki bir iktidar mücadelesinin sonucu açığa çıktı. Yenenler ve yenilenler aynı kanlı diktatörlüğün farklı kesimlerdeki aktörleridir.
2- Erdoğan’a karşı yeni zuhur eden darbecilerin yenilgisinin ana nedeni ordu içinde bütünlük kuramamaları oldu. Bundan kasıt zaman içinde Erdoğan’ın nüfuz ettiği ordu içindeki kesimlerin varlığını artırmış olması ve asıl olarak Erdoğan’la bugün ittifak halinde olan Ergenekoncu odağın darbenin dışında kalmasıdır.
Şu anki iktidarın bu koalisyon yapısı hemen olmasa dahi (Fetullah Gülen çetesi örneğinde olduğu üzere) Ergenekoncu kesimlerle Erdoğan arasında yeni iktidar savaşlarını gündeme getirmesi kaçınılmaz. Bu pekala yine bir darbe ya da Erdoğan’ı doğrudan hedefleyen girişimler biçiminde de yaşanabilir.
Muhtemelen Erdoğan kendi için varolan bu riske karşı 12 Eylül sonrası değişimin bir parçası olan ordunun özelleştirilmesi ve giderek polisin ağırlık kazandığı bir devlet mekanizmasını yürürlüğe koymaya çalışacaktır. Fakat bu da sonuçta "silahla oynama" hastalığının ötesine geçmez ve onun geleceğinin bir garantisi olamaz.
ABD’nin politikaları çöktü
İlk çöken elbette iki binli yılların başından itibaren Ortadoğu’da 'model ülke' adı altında (Malezya’ya benzer bir biçimde) Erdoğan rejimini destekleyerek, parlatılmaya çalışılan, bölge ülkelerini Türkiye üzerinden kontrol etmeyi hedefleyen proje oldu. Bu proje "bölgesel güç olacağız" sevinç nidalarıyla uzun zaman Fetullah Gülen-Erdoğan-ABD-AB (kısmen) ortaklığı ve bu ortaklığın yemliklerinden beslenen memleket aydınlarının önemli bir kısmının sevinçli nidaları ve sağa sola çemkirmeleri eşliğinde yürüdü. Sonra ortaklık bozuldu. Ne örnek ülke kaldı, ne kutsal ittifak….
ABD’nin ikinci çöken politikası ise askeri darbelerle politik süreçlere yön veren yaklaşımı oldu. Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde (son olarak Mısır’da) "tutan" bu politika Türkiye’de yenildi.
Mayıs ayında CIA'a yakın kaynaklar (M.Rubin) açıktan Türkiye’de askeri bir darbenin olabileceğini yazmış, ben de bunun TSK’ye açık çek anlamına geleceğini ifade etmiştim. (1)
Yenik darbe sürecinde gerek ABD'den gerekse AB’den gelen ucu açık açıklamalar bunun doğrular nitelikte. Obama’nın "seçilmişleri destekleyen" demeci ise Erdoğan’ın süreçten galip çıktığının anlaşılması sonrası gündeme geldi.
Tabii ABD politikalarının şimdilik iflas etmesi Türkiye ve yönetimine ilişkin tasarruflarından vazgeçecekleri anlamına gelmez. Erdoğan’a destekçi görünümünü korurken aynı zamanda onu alaşağı etme arayışını da sürdüreceklerdir. Suriye, YPG, DAİŞ, Rıza Zarrab davası, NATO ile ilişkiler, ekonomik riskler bu yönde önemli tartışma konuları olacak.
Erdoğan Rusya’ya mı yanaşacak?
Bunun işaretleri var. Bir süredir yaşanan "yumuşama"nın yanısıra Rus uçağını düşürenlerin darbeciler arasında ve tutuklandığının açıklanması bu yönde bir adım olarak değerlendirilebilir.
Peki Putin yönetimi böyle bir şeyi yer mi? Elbette her aklı başında iktidar bu tür mazeretlere inanmasa da, Putin karşı cephede gedik açma adına yakınlaşmaya kapı aralayabilir.
Böyle bir olasılığın son yüzyılda şekillenen dengeleri kökten yerinden oynatma ve büyük çatışmaları tetikleme olasılığı ise yüksek.
Erdoğan ne yapıyor?
Erdoğan darbe girişimi sonrası attığı adımlarla, barışçıl gelişmeler yerine ülkede hakim olan gerilimli halin dozajını artıracağını gösteriyor. Tekrar tekrar, başkanlık sistemi, Gezi’ye meydan okuma ve kamudaki tasfiyeler bunun açık işareti. İktidarını pekiştirme, sağlama alma saikleriyle hareket etmesi elbette politikanın doğası gereği. Ama yine Erdoğan rejiminin temel karakterine uygun olarak düşmanlaştırma ve paralelinde şiddete meyilli gerilimlerin tetiklenmesi de onun varlığının bir parçası. Bu durum toplumu adeta tutuşmak için en ufak bir kıvılcımı bekleyen biz bozkıra dönüştürüyor. Uluslararası politik süreçlerdeki risklerle birlikte iç savaş olasılığı yükseliyor. Suriye’yi hatırlayalım. Bir anda türetilen bilmem ne tugaylarını. Böyle bir sürecin(umarım gerçekleşmez) hiç bir kazananı olmayacağı gibi, şu anki Türkiye’yi bile aratacak sonuçlar doğurması kaçınılmaz olur.
Her şeye rağmen son yaşanan rejim krizi neoliberal diktatörlüğü zayıflattı. Bu bir süre daha derinleşerek sürecek. Bu zemin aynı zamanda toplumsal düzeni değiştirmek isteyen devrimcilere de (sınırlı kabiliyetleri olsa dahi) daha elverişli zeminler sunuyor.
(1) İsteyen yazının tamamını bu linkten okuyabilir: http://kurdistan24.info/makale/abdden-tskya-acik-cek_m1534.html
AYKAN SEVER