
“Macht macht korrupt” diye bir söz var Almanca’da. “İktidar bozar, kirletir” diye tercüme edilebilir belki. Ne var ki bunun da ötesinde anlamlar da içerir ve iktidarın, iktidara ortak olanların kirlenmesini, düne kadar savundukları değerlerden el çekmelerini betimler.
Evet. Yeşiller artık Petra Kelly ve Gerd Bastianların, 1980 ve 1990’lı yılların barış, demokrasi, özgürlük, adalet ve eşitlik diyerek yola çıkanların, bu uğurda çığır açan, yol gösterenlerin partisi değil. Yeşiller, 1998’de Sosyal Demokratlarla iktidar ortaklığına başladıktan sonra kendisini “Yeşil” yapan değerlerden peyderpey el çekmeye, siyasetin orta alanına kaymaya başladılar. Ve düne kadar birlikte oldukları, aynı safta yer aldıkları kesimlerle ilişkileri koparma yolunu tercih ettiler, iktidar ve makam aşkına.
Örnekleri çok. Bir Anti-Savaş Hareketi olarak boy veren Yeşiller, iktidara ortak olduktan sonra Yugoslavya’ya savaş ilan edip Kosova’da savaşa katıldılar. Afganistan’a asker göndererek kendi koydukları kırmızı çizgileri birer birer geçersiz kıldılar ve bunun sonucu Almanya Barış Hareketi’yle tüm köprüleri attılar.
Dahası da var. Seksenli, Doksanlı yıllarda Almanya’nın Türkiye’ye silah satışına karşı çıkan, bizlerle aynı saflarda Alman hükümetlerini eleştiren Yeşiller, iktidar ortağı olduktan sonra Türkiye’ye şu meşhur Leopard tanklarını satmakta bir beis görmediler, hem de Claudia Roth’un “sakıncası yok” raporundan sonra. O Claudia ki, PKK lideri Öcalan Türkiye’ye teslim edildikten sonra düzenlediğimiz, kendisinin, Angelika Beer ve benim katıldığımız bir basın toplantısında kameralar karşısında ağlayan, sonrasında ise Kürtlerle selam sabahı kesen Claudia...
Joschka Fischer, dünün 20 Mark’lık spor papuçlarıyla parlamentoya girip dokunulmaza dokunan, iktidarda yer aldıktan sonra eleştirdiklerinden beter bir konuma düşen, bir Türkiye ziyareti esnasında cebinde Almanya’dan sığınma pasaportu taşıyan Cevat Soysal’ı sahiplenmeyerek Türkiye’ye hediye kabilinden teslim edilmesine vesile olan ve bugün 4.500 Euro’luk elbiselerle Türkiye lobisinin en gözde politikacısına dönüşen Joschka...
Cem Özdemir. Her seçim öncesi destek açıklamaları almak için Kürt ve Alevi derneklerini kapı kapı dolaşan, yer ve konumunu sağlama aldıktan sonra Kürt hareketiyle ipleri koparan, Almanya’yı PKK yasağını savsaklamak ve gereğini yapmamakla suçlayan, Alman okullarında Türkçe’ye daha fazla yer isterken, Kürtçe’nin, Aramice ve Ermenice’nin semtine uğramayan, Ermeni soykırımını relative etmek için ardı ardına taklalar atan ve büyük uğraşlar içinde olan “a la Turqa” politikacı...
Dahası da var. 1980’li, 1990’lı yıllarda Yeşiller Partisi içinde oluşturulan ve birçok önemli proje ve etkinliğe imza atmış olan Türkiye-Kürdistan Koordinasyonu çalışmalarını kilitleyip dumura uğratan, zaman zaman örtülü, kimi zamansa açıktan Türk lobiciliği yaparak Kürtlerin Yeşillerde politika yapmasına kapıları kapatmaya vesile olan Realo Cem...
Biraz nostaljiye kaçtı sanırım. Bazen böylesi nostaljiler dünü unutmamak, onları yeniden anımsayarak günümüze ışık tutmak bakımından yararlıdır. Ama bu salt başkalarına projektör tutma, kendi eksikliklerimizi görmezlikten gelme anlamında olursa, işte bu olmaz. Çuvaldızı başkalarına batırırken, kendimize de ufak bir iğneyi dokundurabilmeliyiz.
Dün Kürt hareketiyle içli dışlı bir konumda olan Yeşiller, bugün neden Kürtlerden, Kürt sorunundan uzak duruyor? Tek eksiklik onlarda mı? Bunda Almanya’da faaliyet gösteren Kürt örgütlerinin hiç mi payı yok?
Bunu da anlamak için yine geriye dönüp bakmakta ve bir kıyaslamaya gitmekte yarar var. Dün oldukça aktif bir lobi ve kamuoyu çalışması varken, FDP’nin dışındaki partilerin Kürt sorunuyla ilişkili parlamento grupları bulunurken, bugün neden yok? Neden bu alana yeterince ilgi ve alaka gösterilmiyor?
Bunlara cevap bulmak da bize düşüyor. Başkasına değil! İşe ise Yeşiller parti yönetim ve parlamento grubunda görev üstlenen yeni ve genç kadrolarla ilişki kurmakla başlayabiliriz!
MEMO ŞAHİN