Anayasa tartışmalarında cevaplanması gereken üç temel soru vardır. Ne istiyoruz, kimden istiyoruz ve nasıl olmasını istiyoruz?
Anayasada değişiklik yapmakla yeni anayasa yapmak arasındaki derin farkı tarif etmeden bu üç soruya da sağlıklı cevap vermek mümkün değildir. Mevcudu iyileştirmenin neye hizmet edebileceğini, toplumsal ihtiyacınsa yepyeni bir ruha dayanan anayasa ile karşılanabileceğini kabul ederek analize başlamalıyız.
Ne istediğimiz konusunda netsek bunun nasıl yapılacağının da buna paralel bir tutarlılıkla ele alınması gerekir. İktidardan istenecek olanın sınırlarını belirsizleştirdiğinizde sadece hayali beklentiye girmekle kalmaz kendi sorumluluklarınızdan da uzaklaşmış olursunuz.
İktidarın doğasına aykırı taleplerle demokratikleşme beklentisi, toplumsal dinamikleri etkisizleştirmek ve siyaseti işlevsizleştirmekten başka hiçbir sonuç doğurmayacaktır. Özgürlüğün nereye kadar yönetenlerden istenecek ve hangi noktadan itibaren inşa edilecek bir değer olduğunu yeniden tartışmak durumundayız. İstekleriniz yerine getirilmesi de sizin toplumsal gücünüzle ilgilidir.
İstemiş olmak için istemek ne toplumsal muhalefetin inandırıcılığını bırakır ne politik dinamiklerin güvenilirliğini.
Anayasanın gerçekten katılımcı bir yöntemle yapılması ancak toplumsal dinamiklerin bir araya gelmesi ve onun siyasal karar süreçlerine etkin şekil vermesi ile mümkün olabilir. Bu yolda atılacak ilk adımsa mevcuttan beklentinin yeniden ele alınması olmalıdır. Yeni bir iradenin ortaya çıkmasına bir toplumsal yeniden doğuşun yaşanmasına inanmıyorsanız tüm beklentinizi mevcut güç dengeleri içinde aramaya devam edersiniz.
Yeni doğan bebeğin hayatını devam ettirmesi içinden çıktığı rahimle göbek bağını kesmesi sayesindedir. Bunu göze alamayan hiçbir toplumsal organizma hayata tutunamaz, hayata müdahil olamaz.  Birinci meclisin çoğu ismi son Osmanlı Mebusan Meclisinden umudunu zamanında kesmeyi bilmiş üyelerdir. Onların örgütlediği yerel kongreler, yeni bir şey yapmak için yeni bir irade inşasının zorunluluğu üzerine oturmuştur.
Eski alışkanlıkları devam ettirmekte ısrar edenlerle ne yeni anayasa yapılabilir ne yeni bir kurucu irade şekillendirilebilir.
12 Eylül ve varisi olduğu gelenekle kopuş hem fikirde hem dilde hem işte gerçekleşmelidir. Bu üç açıdan kopuşa hazır olup olmadığımızı taktirinize bırakıyor ve neden gerçekten yeni bir sayfa açmakta zorlandığımızın cevabını burada aramamız gerektiğini bir kez daha düşünmeye davet ediyorum.