‘Hipofiz adenom’ denilen hastalığından dolayı haftada iki defa alması gereken ilaçları alamayan 55 yaşında, iki çocuklu ve iki torunu olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, eyleminin 131. gününde.

DTK Eşbaşkanı, bugün itibariyle 130 günü geride bıraktı.  7 Kasım’da eylemini duyururken verdiği “Bu tecrit bir kişiye değil, bir halka uygulanıyor. Ben de o halkın bir bireyi olarak ve Sayın Öcalan için ölümü kabul ediyorum” şeklindeki sözüne bağlılığını sürdürüyor. Eylemini 79. gününden sonra sürdürdüğü evinde yanında kalanlardan TJA aktivisti Figen Ekti, onun direniş azmi, bilinci, kararlığı, ufku, sabrı ve sağduyusundan çok şey öğrendiğini söyledi.

Efrîn işgaline gösterdiği tepki, yaptığı açıklamalar ve Eşbaşkanı olduğu Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) çalışmaları nedeniyle 31 Ocak 2018’de rehin alınan Leyla Güven, Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde tutuldu. Güven, 24 Haziran seçimlerinde HDP’den Hakkari Milletvekili olarak seçilmesine rağmen tahliye edilmedi. Yargılandığı Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 29 Haziran’daki duruşmada delillerin toplandığı gerekçesiyle tahliye kararı verdiği Güven hakkında savcının bir üst mahkemeye yaptığı itiraz sonucu, daha tahliye bile edilmeden yeniden tutuklama kararı verildi. Avukatlarının Yargıtay’ın CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’na dair verdiği tahliye kararına istinaden yaptığı başvuru ise daha önce tahliye kararı veren mahkemece bu kez “delil durumunun değişmesi” gerekçesiyle reddedildi.

Ters kelepçeyi reddetti

Hakkında 25 yıldan 46,5 yıla kadar hapis cezası istenen Güven, 7 Kasım’da görülen duruşmasına daha öncekilerden farklı olarak ters kelepçe takılarak götürülmek istendi. Bu yaklaşımı reddeden Güven, mahkemeye gitmeyip duruşmaya cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katıldı.

Tahliye talep etmedi

Duruşmada Efrîn’e dönük saldırılara karşı çıkıp, bunu “işgal” olarak nitelendirdiği için tutuklandığını hatırlatan Güven, tahliye edilse bile Rojava’ya yapılacak bir operasyonun işgal olduğunu tekrar söyleyeceğini vurguladı. Güven, tahliye talep etmediğini söyledi.

Savunma yapmaya son

Türk yargısının durumuna ve mahkemenin iktidara mahkumiyetine dikkat çeken Güven, bir daha mahkemede savunma yapmayacağını vurguladı.

Bu uğurda ölmeyi kabul ediyorum

Siyasete, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kadın paradigmasından etkilenerek başladığını kaydeden Güven, bir “insanlık suçu” olarak tanımladığı Öcalan üzerindeki tecride karşı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine başlayacağını duyurdu. Güven, “Tecrit, bir insanlık suçudur. HDP milletvekili olarak değil, DTK Eşbaşkanı olarak bugünden itibaren süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlıyorum. Bu uğurda ölmeyi kabul ediyorum. Bu tecrit bir kişiye değil, bir halka uygulanıyor. Ben de o halkın bir bireyi olarak ve Sayın Öcalan için ölümü kabul ediyorum” dedi.

Yasak ve disiplin cezası

Güven’in eylemi ve talebi destek bulup eylem ve etkinlikler başlayınca devletin ilk yanıtı yasaklama oldu. Diyarbakır Valiliği, OHAL kapsamında verilen yetkilere dayanarak 16 Kasım’da aldığı kararla Güven için yapılacak her türlü eylem ve etkinlikleri yasakladı. Yasaklama ile birlikte de HDP İl Örgütü binasında abluka başlatıldı. Girdiği eylem nedeniyle Güven hakkında disiplin soruşturması başlatan cezaevi idaresi, bedeni ölüme yatırmış bir insana verilebilecek belki de en ilginç ceza olarak “1 ay süre ile ücret karşılığı çalışılan işten yoksun bırakma” cezası verdi.

Yine de destek eylemleri

 Buna rağmen yapılan planlamalar doğrultusunda Amed Hakkari, Van, Adana ve Urfa’da 17-18 Kasım destek amaçlı iki gün süreli açlık grevi eylemleri yapıldı. Bu eylemler yapılırken gönderdiği mesajında tecridin ancak “ortak sesle” kırılabileceğinin altını çizdi.

Mersin’deki saldırı sonrası

HDP Mersin İl binasının basılıp yöneticilerinin gözaltın alınması üzerine HDP ve DTK Eşbaşkanları ile birlikte 10 vekil, Meclis’te iki günlük açlık grevi yaptı. Diğer vekiller de Amed, Urfa, Van, Mardin, Mersin ve Adana gibi Kürdistan ve Türkiye kentlerinde üçer günlük açlık grevleri eylemleri yaptı.

Bütün tutsaklar eylemde

Ayrıca Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsaklar da 27 Kasım’dan itibaren tüm cezaevlerinde süresiz-dönüşümlü açlık grevleri başlattı. Tutsakların uyarısı dikkate alınmayınca bu kez 16 Aralık’tan itibaren süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri başlatıldı. Eyle Şubat ayının sonu kadar 67 cezaevinde 350 tutsağa ulaştı. Devlet talebi dikkat almayınca süresiz-dönüşümsüz açlık grevine 1 Mart itibariyle tüm Türk cezaevlerinde tutsaklar dahil oldu. Böylece Türk cezaevlerinde ilk grupları üç ayı tamamlayan toplam 7 bin tutsak süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde. Açlık grevinde olanlar arasında eşbaşkanlar, eski vekiller, belediye eşbaşkanları ve gazeteciler de var. Sadece ağır hasta tutsakların katılması, diğer tutsaklar tarafından engellendi.

Devletin oyun planı

Talebi görmezden gelen, tek bir açıklama yapmayan, diyalog yolunu açmayan Türk devleti, direnişi kırmak için taktik hamleler yaptı. Önce 12 Ocak’ta, üstelik Cumartesi günü olmasına rağmen kardeşi Mehmet Öcalan’ı 15 dakika Öcalan ile görüştürüp böylece tecridin olmadığını göstermeye çalıştı. Aynı akşam yetkililerini, ardından avukataları Güven’in yanına göndererek direnişi bitirmesini sağlamaya çalıştı. Ancak Güven ve diğer tutsaklar, bunu ciddiye almadı.

Bunun üzerine 25 Ocak’ta Güven’in yargılandığı davanın duruşması görüldü. Güven ve avukatlarının katılmadığı duruşmada tahliye kararı verildi. Kararı, direnişini bitirmeye yönelik bir siyasi hamle olarak değerlendiren Güven, talebinin karşılanmadığını belirterek, açlık grevine evinde devam edeceğini söyledi.

Direniş ve dayanışma

Güven’in öncülük ettiği direniş, Hewlêr’den Strasbourg’a, Toronto’dan Türk cezaevlerine kadar yayılarak devam ediyor. Dayanışma ve destek eylemleri de eşlik ediyor.

Güven’in değişmeyen mesajı

‘Hipofiz adenom’ denilen hastalığından dolayı haftada iki defa alması gereken ilaçları alamayan 55 yaşında, iki çocuklu ve iki torunu olan; yüzde 70’in üzerinde bir oy oranıyla vekil seçilen Leyla Güven, 131 gündür devam eden eylemi boyunca sürekli talebinin öne çıkmasını salık verdi ve herkesi motive etmeye çalıştı. Direnişini bitirmeyeceğini ve sonuç alıncaya kadar devam edeceğini vurgulayan Güven, tüm zorlu şartlara rağmen en yoğun süreçlerde çok büyük başarılar elde ettiklerini hatırlattı. Kürt halkının son yıllarda maruz kaldığı katliam ve hak ihlallerine işaret eden Güven, “Kürt halkına yaklaşım Sayın Öcalan’a yaklaşımdır, Sayın Öcalan’a yaklaşım Kürt halkına yaklaşımdır. Tecrit bunun ifadesidir. İnsanlık suçu olan tecrit, hak ihlali olarak görülmüyor. O zaman bu ihlallerin tanımı neye ve kime göre yapılıyor. Eğer bu uygulamalar ile Kürt halkının reflekslerini ölçmek istiyorlarsa bundan vazgeçmelidirler. Halkımızın hassasiyeti verilen ağır bedellerle herkesçe bilinmektedir. Halkımız Avrupa’da, dört parçada ayaktadır. Bütün cezaevlerinde açlık grevleri sürüyor. Yaşanan büyük acılara yenisinin eklenmesini istemiyorsanız; tecridin kalkması için rolünüzü oynamalısınız.”

Kazanan bizler olacağız

 Güven, hep umudunu koruyor ve bedelleri olsa da başarının kaçınılmaz olduğunu vurguluyor: “Talebimin herkesin talebi olması çok değerlidir. Ortak değerler toplumsal özün gücünü gösteriyor. Kürt kadınları olarak; içeride ve dışarıda, her yerde, yaşamın her alanında tecridi parçalamak için mücadelenin öncüsü olacağız. Bu mücadelenin kazananları bizler olacağız.”

Talebim toplumsaldır

Eyleminin ikinci ayında gazetemizin sorularını yanıtlarken şunların altını çizdi: “Eylemin tek amacı, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasıdır. Sayın Öcalan için yapılan her eylem toplumsal bir amaç taşımaktadır. Bu nedenle eylemim aynı zamanda milyonların eylemidir. Önümüzde çok önemli bir sınav var. Ortaya koyacağımız irade ve mücadeleyle ya bu süreci kazanacağız ya da yüzyıl daha bekleyeceğiz. Halkımızı bir asır daha beklemeye mahkum edemeyeceğimiz açık. Yüzyıllar önce köklerinden koparılmış ve Anadolu’nun çorak bozkırlarına sürgün edilmiş binlerce Kürt’ten biriyim. Zulme karşı direnen halkımızın bir neferi olarak içeriden sesimi onların çığlığıyla birleştirmek istedim. Ateşten bir tarihtir bizim yaşadıklarımız. Birilerimiz bu ateşte yanabilir ama asla kaybolmaz. Halkımızın yüreğinde hep yaşatılırız. Tecridin parçalanması için her türlü bedeli vermeye hazırım. Ömrümde hiç olmadığım kadar moralli ve huzurluyum. Milyonların ‘irademdir’ dediği Sayın Öcalan’a uygulanan tecride dair küçük de olsa birşey yapıyor olmanın huzurunu yaşıyorum.”

Eylemiyle de yetinmedi

Güven bu 131 gün boyunca sadece yaptığı eylemle yetinmiyor. Her eylem ve etkinlik alanına mesajını ulaştırmaya çalışıyor; sağlık sorunlarının ağırlaşmasına rağmen son 15 güne kadar medyanın sorularına yanıt veriyor. Diğer direnişçiler ve dayanışma gösterenlere moral verip motive ediyor.

HDP Grubu’na görüntülü mesaj

Eyleminin 100. gününde doğru HDP’nin son haftalık grup toplantısına gönderdiği kısa bir görüntülü mesajında, şunları söyledi: “Direnişimiz her gün biraz daha ses getiriyor. Duymazlıktan gelenleri de aslında rahatsız ediyor. Ben bu direnişin mutlaka başarı ile sonuçlanacağına olan inancımı koruyorum. Bu yolda kuşkusuz düşenler olabilir ama önemli olan bunun nihai hedefe ve başarıya ulaşmasıdır. Ben bu konuda sizlere ve halkımıza güveniyorum. Mutlaka başaracağız. Hepimizin bu konuda yürüteceğimiz çalışmalarda başarılı olacağımıza olan inançla sevgiyle selamlamak istiyorum. Mutlaka kazanacağız. Berxwadan Jiyan e Hevalno!”

Müdahaleyi kabul etmedi

Leyla Güven’in sağlık durumu da ciddiyetini koruyor. 13 Şubat’ta uluslararası bir delegasyonu kabul edip talebini tekrarladıktan sonra fenalaştı. Güven, sağlık ekipleri tarafından ambulansla Urfa yolu üzerindeki özel bir hastaneye kaldırıldı. Bilinci açık olan Leyla Güven, tıbbi müdahaleyi kabul etmedi. Bunun üzerine doktorlar tarafından müdahale edilemedi. Yoğun bakımda kalp ritmi takibe alındı. Gözlem altında olmayı dahi kabul etmeyerek ısrarla evine götürülmesini istedi. Tedaviyi kabul etmeyen Leyla Güven, evine götürüldü.

Kötü olduğunu söylemiyor

Yanında olan kızı Sabiha Temizkan, şunları söylüyor: “Hiçbir zaman kötü olduğunu söylemiyor. Biz bedenindeki reaksiyonları takip etmesek annem bu konuda hiçbir şey söylemiyor. Çok güçlü bir iradeyle direnmeye devam ediyor. Annem 55 yaşında ve kendi başına çok güçlü bir direniş sergiliyor. Arkasından onunla birlikte yürüyen yoldaşları ona çok büyük bir güç veriyor ve talebinin karşılanacağından hala umudu var. Çünkü çok haklı bir talebi olduğunu sürekli ifade ediyor. Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesi gerektiğinin bir anayasal hak olduğunu hep söylüyor. Bu talebi karşılanıncaya kadar direnişini sürdürmeye kararlı.”

Ona yürüdüler

HDP de “100. Gününde Leyla’ya, Tecridi Kırmaya” sloganıyla 15 farklı merkezden olmak üzere 7 koldan Amed’e yürüyüşler başlattı. Türk devletinin tüm saldırılarına rağmen vekillere Amed’e ulaşarak, evinin önünde açıklama yaptı ve direnişine destek verip talebini paylaştı.

Vekiller de açlık grevinde

HDP Milletvekili Dersim Dağ ve 5 HDP’li 3 Mart’ta Amed İl binasında süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladı. Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla binayı basan polisler, Dağ dışındaki eylemcileri gözaltına alındı. Üç aydan fazladır abluka altında olan İl binasına baskınlar devam edince bu kez HDP Van Milletvekilleri Tayyip Temel ve Murat Sarısaç, 8 Mart’ta eyleme dahil oldu. Türk güçleri, yeniden baskın yaparak, vekiller dışındakileri gözaltına aldı, vekillere de saldırdı. Bunu üzerine önceki günden itibaren 150 kişinin katılımıyla nöbet eylemi de başlatıldı. 

Evinin etrafı da kuşatılmış

Güven tahliye olduktan sonra evinin bulunduğu semtte ciddi bir hareketlilik söz konusu. Bu hareketlilik hem onu ziyarete gelenlerin sağladığı akış hem de gelenlere geri adım attırma niteliğini taşıyan Diyarbakır Emniyetine bağlı polis ekiplerin varlığından kaynaklanıyor. Güven’in evinin bulunduğu sitenin içerisinde bu ekipler hep duruyor. Tanınan isimlerin ya da heyetlerin Güven’i ziyaret edeceği günlerde bu ekiplerin sayıları artıyor. Sadece sitenin içerisinde değil, ana arterlere kadar yayılan bir konuşlanmadan söz etmek mümkün.

Üç kadın sürekli yanında

Kızı Sabiha Temizkan, DTK Amed Delegeler Eşsözcüsü ve aynı zamanda sağlıkçı olan Zelal Bilgin ve Tevgera Jinên Azad-Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisiti Figen Ekti, tahliye olduğundan beri Güven’in yanında. 52 gündür 24 saat Güven’in yanında olan bu üç kadın, direnişine de tanıklık ediyor. TJA aktivisti Ekti, Güven’in yanında geçirdiği zaman zarfında tanıklıklarını ANF’ye anlattı.

Sağlık durumuna göre aktarım

Güven’in güne sabah 08.00’de başladığını ifade eden Ekti, temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra gündemde olan haberleri halsiz olmaması durumunda aktardıklarını belirtti. Ardından gelen mektupları kendisine okuduklarını söyleyen Ekti, “Dışarıdan ya da cezaevlerinden gelen mesajlar oluyor, onları okuyoruz kendisine. Dünya, Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye siyasetini takip ediyor. Biz de ana gündemleri kendisine okuyoruz. Aslında gündemlerin hepsini bir yere bağlayarak bakıyor” dedi.

Seçimi sürecin parçası görüyor

Güven’in, yerel seçimleri de bu sürecin bir parçası olarak gördüğünü ve kayyumlara karşı çok önemsediğini belirten Ekti, “Seçimlerin gündemi işgal ettiği ya da açlık grevi direnişlerini gölgelediği biçiminde yorumlamıyor. 31 Mart’ta Kürtlerden, kadınlardan ve genel olarak toplumdan doğru alınacak cevap önemlidir. Dolayısıyla bu direnişin damgasını vurduğu bir süreç de olacaktır. Çünkü bu direniş seçim sürecinin ruhunu da etkileyen bir direniştir. Seçimlerde başarılı bir sonucun alınmasında bu direnişin de çok büyük bir payı olacaktır. Bu direnişin başarısı, seçimin de başarısı niteliğindedir. Leyla Abla genel olarak böyle yorumluyor” şeklinde konuştu.

Fiziken giderek kötüleşiyor

Sağlığını da gün gün gözlemlediklerini kaydeden Ekti, şöyle devam etti: “Verdiği kilodan, halsizliğinden ve sıvıyı alırken ki zorlanmasından fark ediyoruz ne durumda olduğunu. Sabahları büyük bir halsizlikle uyanıyor. Gün geçtikçe durumu kötüleşiyor. Fiziken her ne kadar kötüye gitse de morali bir o kadar iyi bir düzeyde. Ama beden, bazen bu moral düzeyini karşılamayabilir. Tahliye olduğu ilk günlerde çok yoğun ziyaretler oldu. Bu da ister istemez onu daha çok yordu. Son 10-15 gündür sınırlamış durumdayız. Son günlerde gribal enfeksiyona yakın bir rahatsızlık da geçirdi. O yüzden dikkatli davranmak zorundayız.”

Hiçbir detayı atlamıyor

Leyla Güven’in yanında kalmak için ilk geldiğinde kafasında Güven’in söylediği hiçbir şeyi kaçırmamak ve belgelemek olduğunu kaydeden Ekti, şöyle konuştu: “Çünkü her sözü tarihi ifade eden ve tarihin canlı bir sayfası niteliğindedir. Kürtlerde yazılı tarih çok gelişkin değil. Ben de o yüzden söylenen her sözü kaydetmek ve anları fotoğraflamak istedim. Çünkü Leyla Abla anda tarihi, tarihte anı yaşatıyor. Bugün buradayken, her güne yeniden yenilenmiş gibi kalkıyorum.

Eğer bir gün bugünleri yazarsam, meselelere bu kadar geniş bakmayı öğrendiğimi aktararak yazmaya başlayacağım. Çünkü Leyla Abla, bizim bakmadığımız ve alışkın olmadığımız yerlerden hayata bakabiliyor. Genelin içinden detayı, detayın içinden geneli görebiliyor. Günlük yaşamda hassasiyetlere çok dikkat ediyor kendisi. Biz de onları nasıl gözden kaçırdığımızı bulmaya çalışıyoruz.

Bir günde gözünden kaçırdığı tek bir şey yok. Gelen gidenlerle ilgilendiğimizde davranışlarımızda bir sıkıntı varsa onları kesinlikle kaçırmaz ve bize söyler. Nezaket ve naiflikte sınırı yok. Bunların hepsi de beni her gün daha çok düşündürtüyor ve daha iyi bir detay yakalamam için motivasyon sağlıyor.”

Benim için de rota

Güven’in yanında kalmasının hayata bakışı ve duruşu için artık rota olduğunu söyleyen Ekti, şunları ifade etti: “Yaklaşık 30 yıldır aktif siyasi çalışmaların içinde olan biri olarak, yoğunlaşmamın ilk defa bir sistematiğe kavuştuğunu söyleyebilirim. Tarihten günümüze, günümüzden geleceğe ve tekrar dönüp dönüp tarihe bakarak hayata bakılması gerektiğini öğrendim. Örneğin bizim ‘Hayır’ dediğimiz kimi meselelerde Leyla Abla’nın gösterdiği yöntemle baktığımızda yanıldığımızı anlıyoruz. Önce anlam veremiyorum sonrasında görmediğimiz taraflarını görünce anlayabiliyorum. Bir direniş mevsimindeyiz. Sonbahar başlayan, kışı atlatan ve baharı karşılayan bir direniş. Leyla bir cemredir, havaya, suya ve toprağa düşen. En sonunda baharı getiren cemredir. O açıdan çok daha geniş bakmayı ve sabırlı olmayı öğrendim. Bir kadın olarak yaşam nasıl inşa edilir ve sorunlar nasıl dizayn edilerek çözülür öğrendim.

Diren geleneğinden geliyorum

Bir diğer nokta da, gündemi ana esaslar üzerinden belirlemeyi öğrendim kendisinden. Temelin ve talinin yerini karıştırmamayı öğrendim. Bu sürecin foto belgeselini oluşturmak istiyorum. Çünkü Leyla Abla bunun bir direniş olduğunu bize kavrattı. Bizler ağladığımızda, ‘Ağlamayın, bu direniştir. Dörtlerin, Kemallerin, Hayrilerin ve Mazlumların direnişi geleneğinden geliyorum’ dedi.”

 

AMED