- İngiltere’nin kuzeyindeki Greater Manchester Belediye Başkan Andy Burnham, Keir Starmer’dan belirgin şekilde farklı bir profil. Yandaşları, İşçi Partisi’nin seçmenlerle ilişkisini onarabileceğini umuyor.
* STEPHEN CASTLE-Çeviri: Yeni Özgür Politika
İngiltere’nin kuzeyindeki Greater Manchester Belediye Başkan Andy Burnham, İşçi Partisi’nin en popüler siyasetçisi, Makerfield ara seçiminde populist sağcı Reform UK Partisi’ni yendi. Bu net zafer, onun başbakan olma adaylığını güçlendirecek.
Burnham, yarım düzineden fazla partiden adayların yer aldığı yarışta rahat bir zafer elde ederek 24 bin 937 oy aldı ve yaklaşık yüzde 55’lik güçlü bir çoğunluk sağladı. Zaferi ilan edildikten sonra kısa bir konuşma yapan ve yüzü gülen Burnham, halkın değişim, kuzeye daha fazla güç ve umut için oy verdiğini söyledi. Bu mesajı, başbakanlık adaylığına da taşıyacağını belirtti. “Kendi partime şunu söylüyorum: Bu, değişmek için son şansımız” diyen Burnham, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunu duymalı, üzerine harekete geçmeli ve doğru yapmalıyız. İkinci bir şans olmayacak ama bu sonuçla, bu akşam itibarıyla yeni bir siyaset inşa etme şansımız var.”
Nigel Farage’ın liderliğindeki populist sağ parti Reform UK, Burnham’ı engelleme girişiminde başarısız oldu. Parti, geçen ayki yerel seçimlerdeki başarısına rağmen bu kez istediğini bulamadı. Reform adayı Rob Kenyon, iki yıl önceki genel seçimdeki performansından daha iyi bir sonuç alarak 15 bin 696 oy ve yüzde 34'le ikinci sırada yer aldı.
Seçim yetkilileri, eski kömür madeni köyleri ve pazar kasabalarından oluşan Makerfield bölgesindeki ara seçim sonuçlarını Cuma sabahı erken saatlerde açıkladı. Bu zafer, Burnham’ın destekçilerini harekete geçirecek. Destekçileri, onun Reform’a karşı İşçi Partisi’nin en güçlü adayı olduğunu savunuyor.
Bir sonraki Başbakan adayı
Andy Burnham, Britanya’nın iktidardaki İşçi Partisi’nin liderliği için iki kez başarısız girişimde bulundu, ancak özel bir parlamento ara seçimindeki net zaferi, onu sadece bu hedefe değil, Başbakan olarak Downing Street’e girmeye de yaklaştırıyor. Akıcı bir iletişimci olan; samimiyeti ve karizmasıyla tanınan Burnham, 9 yıldır Greater Manchester Belediye Başkanı olarak görev yapıyor. Burada iyimserlik, aktivizm ve Kuzey İngiltere’ye özgü samimi, açık sözlülük imajını özenle oluşturdu. Kuzeybatı İngiltere’deki Makerfield’i temsilen Parlamento’da bir sandalye kazanan Burnham, ülkenin düşük popülerliğe sahip Başbakanı Keir Starmer’a karşı 80 İşçi Partili milletvekilinin desteğine ihtiyaç duyacak.
"Kuzey’in Kralı" lakabı
Destekçileri, Covid-19 salgını sırasında bölgenin savunuculuğunu yaparak “Kuzey’in Kralı” lakabını alan Burnham’ı, Nigel Farage liderliğindeki populist sağ parti Reform UK’ye karşı İşçi Partisi’nin potansiyel kurtarıcısı olarak görüyor. Eleştirmenler ise onu siyasi bir bukalemun olarak tanımlıyor; Starmer’ın vasat hükümetini tıkanan aynı ekonomik kısıtlamalarla ve aynı huzursuz, sabırsız seçmen kitlesiyle karşı karşıya kalacağını söylüyor. Her iki durumda da, yerini almak istediği liderden oldukça farklı bir profil çizecek.
“İyimser, mutlu ve siyaset yapmaktan gerçekten keyif alıyor gibi görünüyor” diyen John McTernan, Tony Blair’in başbakanlığı döneminde danışmanlığını yapmış ve Burnham’ı Güney Londra’da bir milletvekilinin araştırmacısı olduğu günlerden beri tanıyor. McTernan, “Liderler ya size ilham verir ya da sizi biraz depresyona sokar” diye ekledi ve son dönemdeki birkaç başbakanın (Starmer dahil) “bu işi gerçekten sevmiyor gibi göründüğünü” belirtti.
İrlanda kökenli Katolik
Burnham, 1970’te Liverpool’da doğdu. Babası telefon mühendisi, annesi ise bir doktorun resepsiyonistiydi. Cheshire’daki Culcheth köyünde, Makerfield’e yakın bir yerde büyüdü. İrlanda kökenli olan Burnham, devletin Katolik okullarında okudu ve Katolik inancından 2023’te Papa Franciscus ile görüşmesi dahil olmak üzere sıkça bahsetti. “Annemi de yanıma almıştım. Kendimi tam anlamıyla Katolik olarak tanımlamasam da Vatikan’ın manyetik çekimini hissettim” diyen Burnham, inancını ömür boyu süren Everton taraftarlığına benzeterek, “Maçlara gitmeyi bırakırsan hâlâ Evertonlısındır; kiliseye gitmeyi bırakırsan da hâlâ Katolik’sindir” dedi.
İngiliz Edebiyatı okudu
Cambridge Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı okuyan Burnham, mezuniyetinin ardından klasik bir siyasi yükseliş yolu izledi: Önce Güney Londra Milletvekili Tessa Jowell’ın araştırmacısı, ardından dönemin Kültür Bakanı Chris Smith’in danışmanı oldu. Cambridge’de Hollanda doğumlu Marie-France Van Heel ile tanıştı, daha sonra evlendiler ve üç çocukları oldu. Burnham, 2009’da Guardian’a verdiği röportajda şöyle demişti: “Eşim hamile kaldığında aslında o dönemde çocuk yapmayı planlamamıştık, çünkü istikrarın önemli olduğunu düşünüyordum. Jimmy 8 aylıkken Ekim 2000’de evlendik ve ben de Parlamento adaylığı için zor bir mücadele veriyordum.”
2001’de doğduğu yere yakın kuzey bölgesi Leigh’ten milletvekili seçildi. Tony Blair’in Yeni İşçi Partisi hükümetinde junior bakanlık yaptı, Gordon Brown döneminde kabineye yükseldi ve Hazine Bakanlığı Baş Sekreteri, Kültür-Medya-Spor Bakanı ve Sağlık Bakanı olarak görev aldı.
2009’da Hillsborough faciasının 20. yıl anma töreninde yuhalandı. Bu olay, 97 Liverpool FC taraftarının stad tribünlerinde ezilerek ölmesiyle sonuçlanan faciada polis, soruşturmacılar ve medyanın kurbanları holigan olarak göstermeye çalışmasına karşı derin bir iz bıraktı. Burnham’ın baskısı, ikinci bir soruşturmanın açılmasında önemli rol oynadı ve ailelerin adalet arayışına katkı sağladı.
Corbyn’e karşı kaybetmişti
2010’da İşçi Partisi genel seçimi kaybedince parti liderliğine aday oldu ve dördüncü sırada yer aldı. 2015’te yeniden denedi, ilk favoriydi, ancak solcu Jeremy Corbyn’e kaybetti ve daha sonra Corbyn’in ekibinde yer aldı.
2017’de geleceğinin Westminster dışında olduğuna karar vererek Parlamento’dan ayrıldı ve Greater Manchester Belediye Başkanı seçildi. Manchester Üniversitesi siyaset profesörü Robert Ford, Burnham’ın kentte canlı bir yerel ekonomi yönettiğini ve otobüs hizmetlerini daha fazla kontrol ve regülasyon altına alarak siyasi becerisini gösterdiğini belirtti. Bu süreçte ulaşım şirketleriyle mücadele etmiş ve galip gelmişti.
Prof. Ford, “Bu, aslında oldukça teknik ve renksiz bir politika alanı olabilirdi (inanın Keir Starmer orada olsaydı öyle olurdu) ama o bunu Davut ile Goliat mücadelesine dönüştürdü. En büyük gücü çok etkili bir iletişimci ve hikâye anlatıcısı olması. Seçmenlere kim olduğunu, kimin için olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını hissettirmede çok başarılı. Mmevcut Başbakan’dan bu açılardan oldukça farklı” dedi.
Burnham, pandemi döneminde de önden gitti. Hükümetin uyguladığı karantinaların kendi bölgesi gibi yerleri cezalandırdığını açıkça eleştirdi ve Manchester şehir merkezinde yaptığı konuşma ün kazandı.
En yaygın eleştiri
Blair, Brown ve Corbyn gibi çok farklı üç lider altında görev yapmış Burnham’a yönelik en yaygın eleştiri, siyasi olarak esnek (malleable) olmasıdır. 2022’de, son Dünya Kupası’nın ardından Keir Starmer bile eski meslektaşıyla dalga geçmişti. Gazetecilere yaptığı konuşmada Starmer, Burnham’ın “çocukluk takımı Arjantin’in Dünya Kupası’nı kazandığını gördüğünü ama aynı zamanda çocukluk takımı Fransa’nın finalde kaybettiğini, Fas ve Hırvatistan’ın da yarı finalde elendiğini gördüğünü” şakayla karışık anlatmıştı. John McTernan, Burnham’ın “insanların kendisini sevmesini seven” bir siyasetçi imajı olduğunu kabul etmekle birlikte, “Bir siyasetçi için insan memnun edici olmak, insan nefret edici olmaktan çok daha iyidir” dedi.
Londra merkezliğe karşı
Burnham’ın kariyerindeki en tutarlı temalardan biri, Britanya siyaseti ve medyasının aşırı Londra merkezli olduğu ve bölgesel eşitsizliğin ülkeye zarar verdiği eleştirisidir. Bu noktayı ilk kez 2001’de Parlamento’daki ilk konuşmasında dile getirmişti. Yakın bir röportajında da Britanya’nın “40 yıldır yanlış yolda” olduğunu söyledi. Geçen yıl, İşçi Partisi’nin “tahvil piyasalarına fazla borçlu olmanın ötesine geçmesi” gerektiği yönündeki açıklaması bazı kesimleri tedirgin etti. Sonradan bu ifadesinin yanlış anlaşıldığını belirtti. Daha yakın dönemde bir BBC röportajında ekonomik politikanın bir yönü konusunda biraz belirsiz kaldı. Ancak Manchester’da iş dünyasına dost politikalar izleyerek yatırımı çekmeye çalıştı.
Prof. Ford’a göre; belediye başkanı olarak aklından ne geçiyorsa söylemeye oldukça alışmıştı, ancak artık sözlerini daha dikkatli tartması gerektiği konusunda oldukça keskin bir ders alıyor. Manchester’da sergilediği becerilerin onu Britanya siyasetinin en tepedeki göreve ne kadar hazırlayacağı ise belirsiz. Prof. Ford, “10 Downing Street’in fırtınasına yelken açtığınızda her şey çok farklı. Her gün masanıza 150 konu gelir. Hangileriyle kavga edeceğinizi büyük ölçüde siz seçemezsiniz ve düşünmek için zamanınız olmaz” dedi.
* Stephen Castle, The Times’ın Londra muhabiri olan Stephen Castle'ın The New York Times'daki yazısı çevrilerek düzenlendi.