
10.10.2015 Cumartesi günü saat 10.04’te Türkiye’nin başkenti Ankara’da barışın odağına bombalar patlatıldı.
Barışa ve emeğe düşman olanlar, Ankara’da kirli yüzlerini bir kez daha gösterdi.
Ankara’da 128 barış ve demokrasi gönüllüsü yaşamını yitirdi. 400 yüzden fazla insanımızın yaralanmasına neden oldu. Yüreğimiz yanıyor. Yüreğimiz kanıyor, gözlerimiz yaşarıyor.
Katiamın gerçekleştiği gün üç Bakan ortaklaşa basın açıklaması yaptı. İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamayı ve sorulara verdiği cevabı ibretle izledik. Bakan “Bir güvenlik zaafiyeti yoktu” dedi. İstifa etmeyi düşünüyor musunuz sorusuna verdiği cevabın izahatı bu olabilir mi?
Ankara’da meydana gelen ve yüzlerce kişinin öldüğü bu katliamda devletin bir hatası yoksa kimin hatası var? Adı üstünde İçişleri Bakanı istifa etmeyecekse kim istifa edecek?
İnsanların en acı gününde pişmiş kelle gibi sırıtan bir Adalet Bakanı vardı. Düşünsenize; 86 insan (ilk açıklanan sayı) düzenekli bombalı saldırı sonucu öldürülüyor ve Bakan sorulan soruya sırıtıyordu.
Sağlık Bakanı, ambülansın geç gelmesini hiç sorun yapmıyor. Polisin acılı ve yaralı insanlara gaz sıkarak copla saldırmasını hiç ağzına almıyor.
Ölenler arasında evli çiftlerin, 9 yaşındaki çocuğun, 70 yaşındaki barış annesinin, baba ve oğulun, HDP’li iki milletvekili adayının, CHP’li, HDP’li ve EMEK partili gençlerin, işçilerin, öğretmenlerin, emekçilerin barış için parçalanmış bedenlerini gördük.
Başbakan Davutoğlu’ndan, HDP’yi ve Selahattin Demirtaş’ı hedef gösterdiğini dinledik. IŞİD’e karşı tek laf etmezken, Demirtaş’ı tehdit ettiğini gördük.
Selahattin Demirtaş bir açıklamasında, “Partimize ve halkımıza yapılan saldırılar alçaklıktır. Bu alçaklığı Cumhurbaşkanı, Başbakan izliyor. HDP’ye 400 saldırı yapıldı, bir tek kişiye soruşturma açıldı. Kime? Çok şükür o da bana.” dedi.
AKP iktidarı 3 Kasım 2002’de iktidara geldi. 13 yıl sonra bir başka Kasım ayında tarihin çöplüğüne gideceğinden korkuyor. Dünya lideri olmaya soyunan kişinin geldiği duruma bir göz attığımızda hırsızlık, yalan, dolan ile rezil oldu. Ama AKP 1 Kasım’da “cehennem çukuru”na yuvarlanacak. Çünkü AKP iktidarı, palavra propagandası ile spekülasyonları son bulacak.
Cizre, Diyarbakır ve Nusaybin’de gerçekleştirilen operasyonlar ne adına, niçin? Suruç Katliamı’nı unutturmak isteyen kimler?
Bazı yandaş yazarların operasyonları “devletin kendisini koruması gerekir” söylemi ne adına, niçin?
Burada korunması gereken devlet değil, toplumsal barış, bireyin hakları ve özgürlükleri ve de hukuk güvenliği değil midir?
Türk devletinin unutturma kültürünü 90 yıldır “demokrasi ve laiklik” adına tekçi ideolojinin ırkçı yüzünü biliyoruz. Artık unutturma kültüründen, hatırlama kültürüne ihtiyacımız var.
Türkiye darbe anayasasından kurtulmadıkça, Anadolu-Mezapotamya coğrafyasında yaşayan haklara ne eşitlik ne de adalet gelir.Ve bugün AKP iktidarı ile toplumsal ve siyasi barışı sağlamak imkansız gözükmektedir.
Devlet terörünün hedefinde sürekli muhalif kesimler var. HDP binaları neden saldırılara maruz kaldı? Neden saldırganlardan kimse tutuklanmadı? HDP binalarına saldıranlar arasında resmi polislerin olması, AKP iktidarı için neden bir anlam ifade etmiyor. AKP iktidarı, birlik beraberlikten dem vuruyor. Ama farklı olanlara karşı kin ve nefret söylemini geliştiriyor. Akan kana bir vampir edasıyla üşüşüyor.
Ankara Katliamı için “Hiçbir güvenlik zaafiyeti yoktur” demek, devletin olayın içinde olduğunu gösteriyor. Düzenekli bombalı saldırıdan sonra gazlı ve coplu saldırının gerçekleştirilmesi bunu daha da netleştiriyor. Ambülansın geç gelmesi düşündürücü değil mi?
HDP, emekçi halkların insanca yaşaması için mücadele ediyor. HDP, eşitlikçi bir anayasaya ile laikliğe ve demokrasiye sahip çıkmak istiyor. HDP, çok zorlu bir mücadeleyi üstlendi, barışı üstlendi. Populist ırkçı politikalara karşı halkların eşitliğinden yana oldu. HDP, devlet partisi değildir, bu farklılığını seçim programında açıkladı. HDP bin bir çicekli bir bahçedir. HDP, emek cephesidir.
10 Ekim günü Ankara’da barış diye halay çekenlerin arkasında patlayan düzenekli bombanın vahşetini unutmayalım. Ankara’da can verenlerin “İnadına barış”, “inadına halay” sesine ses verelim, “İnadına demokrasi ve özgürlük” diyenlerin yüreğini yüreğimize ekleyelim! Çığlığına çığlık katalım! Barış için konuşalım, insanlık için yazalım! Geçmişle hesaplaşalım ve yüzleşelim. Unutma ve unutturma kültüründen kurtulup insanlığa sahip çıkalım!
“Savaşa inat, barış hemen şimdi” diyen tüm emek, barış ve demokrasi güçleri 10 Ekim’de Ankara’da bizlere yüreklerini ve çığlıklarını bıraktılar.
Ankara’da barışı fetheden yoldaşlarımızı saygıyla sevgiyle anıyorum.
Zamanlı zamansız demeden,
SÖYLENME SÖYLE!