Yaratım sanatsal bir eylemdir. Öyleyse günümüz sanatında yaratım ve anlamı sorgulamak, hakikat arayışçılarının verilmiş sözüdür.
Amacımız sanat veya sanatçı duruşları konusunda ahkam kesmek değil, modernitenin kıskacındaki sanat/sanatçı gerçeğine dokunmaktır.
Öncelikle; sanat, hakikat arayışında bir dildir ve toplumun bu dile duyduğu ihtiyaçtan kaynaklandığı için vardır. Günümüz sistemi ise (kapitalizm) toplum karşıtıdır. Toplum tüketilen bir nesneye dönüştürüldüğü için, sanat da hem tüketimde hem de toplumu tüketmede başat bir rol oynamaktadır.
İkincisi; kapitalizmde hakikat arayışı bitmiştir. Günübirlik yaşam içinde dümen alan bireycilik bunun ifadesidir. Bu denklemde sanat, artık “zanaat” yani meslek halini almıştır. Birkaç yıllık akademik eğitimle rahatlıkla yapılabilecek herhangi bir iş durumundadır.
Sanatsal çalışma, artık kariyer sahibi olmanın aracı, karın doyurma ya da yaşam kurma mesleği halindedir.
Sanat metafizik bir çalışmadır; ruhun imgeler yoluyla dışavurumudur. Sanatçı ise toplumun vicdanıdır. Burada kastedilen toplum, devlet dışı kalan büyük çoğunluktur. Ezilen, sömürülen ve özgürlük arayan toplumdur. Yani sanatçının yaratım sahası tamamen toplumsaldır.
Kapitalist modernite bu gerçeği tersyüz eder. Sanatı bir endüstri, pazarda satılan bir meta gibi ele alır. Toplumu baştan çıkarmanın politik aracı haline getirir.
Modernitenin elindeki sanat, insanı güzelleştirme yöntemi olmaktan ziyade çirkinleştirmeye, kendi özüne yabancılaştırmaya hizmet eder. Sanat, sanki bir kişinin yaratımıymış gibi toplumsallıktan koparılır.
İnsanın özgürlük talebinden çok güdüsel ihtiyaçları öne çıkarılır. Böylelikle toplum “sürüleştirilir.”
Bu sistemin sanatçısı tam da burada, toplumsal kaynaktan uzaklaştıkça, devletçi bir toplumun üyesi haline gelir.
Hem insan olarak kendisi tükenir, hem de sunduğu eserle ve onun dile getiriliş biçimiyle toplumu tüketir.
Kapitalist sistemin kendisi sürekli tekrarı yaşadığı için, sanatı da taklitçilikten ibarettir. Tükenen sanatçının da taklitten öte yapacağı bir şey yoktur.
Dolayısıyla tarihte ilk defa sanat, kendi dönemine ışık tutmaktan çıkıp var olanların gölgesinde yatan bir asalağa dönüşmüştür.
Son tahlilde sanat:
Hakikati arayan kutsal sesin melodisi olmaktan çıkmış, duygu ve düşünceden uzak, kuralları ezberlenerek icra edilen bir meslek haline gelmiştir.
Aşırı biçimci kılınıp, içeriğin gereksizleştirilmesi hali, günümüz insanlığının içinde yaşadığı durumun yansıması olmuştur.
Toplum sanatsız bırakılmıştır. Sanatsızlık durumu, insan topluluklarının her türlü kötülüğe, yanlışa ve çirkine alkış çalmalarıdır.
En güzel eser, en çok para kazandıran eser haline gelmiştir.
Artık ortada sanatçı değil, sanat adına “meslek sahibi memurlar” vardır.
Sanatın gerçek manasına sığınıp, ondan karnını doyuran, geçimini sağlayan, kariyer yapan “sanatçılar” vardır.
“Teneke yürekli ve at gözlüklü” insanlar çağında yaşamanın sanatsal ifadesi, elbette ki “tenekelerin ve aşırı tekniğin” hançer gibi yüreklere saplanması olacaktır.
Anlamak özgürlüktür
İnsanın hakikati toplumundadır. Ne aranacaksa orada aranmak zorundadır. Zira insanın kendisine yaşam kurduğu başka bir organizmanın varlığı kanıtlanamamıştır. Ve insan tarafından yaratılmış her şey kendi içinde bir anlam barındırır.