
Tarihi Sur direnişinde yer alan YPS-JIN savaşçılarından Mizgin Koçyiğit, Güler Eroğlu olarak gösterildi. Güler, Mizgin’in yerini Cizre’de direniş sokaklarında alırken bir mezar açıldı ve Mizgin, Güler denilerek içine konuldu. Mezar kapanmadan yerine Güler’i getirdiler. Mizgin, direniş kalesi Sur’da nefesini verirken Güler ise Cizre’de katledilen kadınlara ses olmak için direniş saflarına katıldı.
Topyekün savaş başlatan Türk devleti, Kürdistan’ın birçok yerinde kuşatma ve saldırılar başlatınca YPS ve YPJ-JIN saflarına birçok alanda katılım gerçekleşti. Topraklarını ve halkını savunma adına YPS-JIN saflarına katılanlardan biri de Mizgin Koçyiğit (Ruken Amed) oldu. Sur’da direnenler arasında yer alan Mizgin, 2 Aralık 2015 tarihinde Dağkapı Meydanı’nda devlet güçlerince katledildi. İlk olarak kim olduğu anlaşılmayan Mizgin, Cizre’de bodrum katında katledilen Güler Eroğlu olarak tanıtıldı. YPS saflarına katılmayan ve Ankara’da üniversite okuyan Güler, yaşananların ardından Cizre’de direnişe katıldı. Güler’in ailesi kızları olduğunu düşündükleri Mizgin’i Batman’a defnetti ancak verilen DNA örneklerinin ardından katledilenin Mizgin olduğu anlaşıldı ve ailesi tarafından Silvan’a defnedildi. Bu olayların yaşandığı anlarda ise Güler, Cizre’de devlet saldırılarına karşı direnişe geçmiş ve bodrum katlarının birinde vahşice katledilmişti.
Mizgin’in Güler olarak konulduğu ve çıkarıldığı mezar kapanmadan yerine tekrar Güler defnedildi. Ailelerin yaşadığı acı ise her isim açıklanışında 2 kat artarak devam etti.
Her fırsatta köye dönmeye çalışır
Mizgin Koçyiğit, 1992 yılında Silvan’ın Şer Êlî (Daracık) köyünde dünyaya gözlerini açar. Henüz 2 yaşındayken devlet güçleri tarafından köyleri yakılır ve aile İzmir’e göç eder. Mizgin, çocuk yaşında olmasına rağmen yaşadıkları travmayı atlatamaz. Mizgin’in köylerine olan özlemi büyüdükçe artar ve ailesine dönme isteğini anlatır. Annesi Hatun Koçyiğit, köylerinin devlet tarafından yakıldığını ve dönecek bir evlerinin olmadığını Mizgin’e bir şekilde anlatır. Okul yıllarını başarıyla sürdüren Mizgin, Lise 2. sınıfta siyaset ve gençlik çalışmalarında yer almaya başlar. Mizgin, her fırsatta arkadaşlarına Kürdistan’a gidip köy çalışmalarına katılmalarını önerir. Mizgin’in önerisi kabul edilir ve birkaç arkadaşıyla birlikte ilk işi, devlet tarafından yakılan köylerini ziyaret etmek olur. Sırasıyla Kürdistan’da yakılan köyleri ziyaret edeceklerini planlayarak köyden ayrılırlar.
Yakılan köylerin isimleri
Mizgin’in köyden dönmesinin ardından yaşamında değişimler meydana gelir. Mizgin, çalışmalarına hız kazandırmak için Kürdistan’ın yakılan köylerinin isimlerinin olduğu bir liste hazırlar. Anne Hatun listeyi görür, okul ödevi zannedip üzerinde pek durmaz ancak kızına sormadan da geçemez. Anne Hatun o diyalogu şöyle anlatıyor: “Batı’da hangi öğretmen bunları merak edip istedi ki sizden, dedim. Mizgin bana gülerek, ‘Bunu onlar merak etmedi ama ben merak etsinler diye hazırladım. Batı bizim evlerimizin yakıldığını ve göçe zorlandığımızı anlamalıdır. Eğer bunları biz anlatamazsak kimse anlatmayacak. Merak etme tehlikeli bir şey yapmıyorum. Sadece yok diyenlere buraları göstermek istiyorum. Buralara gidip gözleriyle görmeleri gerekiyor’ dedi. Ben de kızımla gurur duydum ve bizim köyün hikayesini ona anlattım. Sanırım Mizgin benim anlattıklarımdan sonra daha çok özlem duydu.”
18 yaşında katıldı
Siyaset alanında çalışmalar yürüten Mizgin, 18 yaşında PKK saflarına katılır. 3 yıl PKK saflarında kalan Mizgin ardından Kobanê direnişinde öncülük misyonu üstenir. Son olarak 2015 yılında Kürdistan’da başlatılan direnişe öncülük etmek için Amed’e gelir. Sur ilçesinde YPS-JIN ilanında yer alan Mizgin, Tahir Elçi katliamında uygulanan yasakta dışarı çıkmaya çalıştığı esnada katledildi.
Mizgin’in bıraktığı yerden
Mizgin’in katledilmesiyle birlikte kendisinin yerine ismi açıklanan Güler, Mizgin’in direnişine kaldığı yerde devam etme sözü verir ve Cizre’ye gider. 2 kadın da aynı mücadelede şehit düştü. Annesi Hatun Mizgin’i şu sözlerle anlatıyor: “Mizginim hep güler yüzlüydü. Bu yüzden kendisine Ruken demişlerdi. Doğaya olan aşkını bir türlü anlamıyordum ve bu nedenle çatışmalarımız oluyordu. Mizgin’in gidişiyle birlikte şehirde ben de yapamadım ve köyde evimizi yeniden onarıp geldik. Kızım koparıldığı topraklardan sonra doğa aşkına tutulmuştu. Bense kızım benden koparıldığında doğa aşkına tutuldum. İnsan en çok koparıldığı şeylere özlem duyar. Bende doğa aşkını yeniden uyandıran kızım oldu.”
Kitaplardan sonra tartışırdık
Mizgin’in kadınlara ve doğaya farklı yaklaştığını; kadına dair birçok kitap okuduğunu söyleyen Hatun, kitapları bitirdikten sonra kendisiyle uzun uzun tartışma yürüttüklerini kaydetti. Kendisini feodal bir anne olarak tanımlayan Hatun, “Ben çok sert bir kadınım ve bunu evlatlarıma da çok yansıtırdım. Mizgin gelip benimle tartışma yürüttüğünde hep çatıştığımız noktalar olurdu. Zamanla kızımın bana ne anlatmak istediğini anladım” dedi.
‘Kızımı kendi ellerimle yolculadım’
Mizgin’i kendi elleriyle hazırladığını ve yolculadığını anlatan Hatun, Mizgin’in gitmek istediği yerin özgürlük alanı olduğunu ve kendisinin de gençlik yıllarındaki hayali olduğunu söyledi. Hatun, Mizgin’in PKK saflarına katıldığı günü şu cümlelerle anlatıyor: “Mizgin bana gideceğini söyledi. Ben de hazırlık yapmaya başladım. Evimiz kalabalıktı ama benden başka kimse gideceğini bilmiyordu. Kızım gibi ben de çok heyecanlıydım. İçimde ondan ayrılacak olmanın hüznü yatıyordu ancak orada mutlu olacağını biliyordum. Kuzeni kızıma dönüp evlenmeyi düşünmüyor musun diye sordu. Mizgin’in aniden gözleri parladı ve şu cevabı verdi: ‘Ben Kürdistan ile evliyim artık.’ Herkes şok oldu, ben gözlerim dolmuş vaziyette gülümseyerek kızıma baktım. Gece boyunca birbirimize sarıldık. Sabah gitti ve Amed’e gelene kadar görmedim.”
Oturup izlemek istemedi
Sur ilçesinde başlayan öz savunma hamlesiyle birlikte Mizgin’i görme umuduyla Sur’a gittiğini dile getiren Hatun, Sur’u gezdiği anda Mizgin’le karşılaştığını söyledi. Mizgin’i ilk arkadan gördüğünü ve hemen tanıdığını aktaran Hatun, kızının her zamanki gibi güler yüzle çevresindekilere bir şeyler anlattığını ve kendisini gördüğünde şaşırdığını belirtti. Hatun, “Kızım beni görünce hem şaşırdı hem de gülümsemesine devam etti. Bana toprağı olan Diyarbakır’da insanlar katledilirken oturup izleyemediğini ve kendi isteğiyle geldiğini söyledi. Ben orada kalmak istedim ancak kızım çıkmam gerektiğini söyledi. Ben çıktıktan 2 gün sonra Tahir Elçi katledildi. Kızımın katledileceğini bilseydim oradan asla çıkmazdım” diye konuştu.
‘Bir anne kızını her şeyiyle tanır’
Kızının katledildiği anın televizyonlara yansıdığı andan itibaren tanıdığının altını çizen Hatun, “Ben kızım olduğunu hemen anladım. Bir anne kızını her şeyiyle tanır. Hazırlık yapıp Diyarbakır’a gelecektim ancak gelen haberde Güler, olduğu söylendi. Onlar Güler’i defin ederken bile ben onun olmadığını söylüyordum. Bana inanmadılar ve biz annelerin 2 kez ruhu tekrar bedenlerinden çıkarıldı. Şimdi Mizgin’in çıkarıldığı mezara Güler defnedildi. Bunun kadar acı bir duygu olamaz” dedi.
BÊRÎTAN ELYAKUT/JINHA/AMED