IŞİD’in çok kısa bir sürede Musul’u ele geçirmesi aslında göründüğü gibi bir gecede olan bir işgal değildir. Bu durum uzun süreli bir planın hayata geçirilmesi olmuştur.

Peki, neden şimdi diye soracak olursak, günümüz Ortadoğu’sunda gelişen bu siyasi gelişmeler ve ABD’nin Irak müdahalesinin verdiği tahribatın meyvesi olduğunu belirtmekte yarar vardır. ABD’nin ve emperyalist güçlerin yaratımı olan IŞİD, şimdi bu güçlerin Ortadoğu’daki planları çerçevesinde harekete geçmiş bulunmaktadır.  
 İslam adı altında İslam’a karşı bir cihat hareketi halini alan IŞİD, yaptığı bu vahşetler ile İslam savunucuları adı altında bağlı olduğu ve destek aldığı emperyalist güçlerin bir maşası ve hareketçisi halini almıştır. Ve bugün bu saldırılar tam anlamı ile sadece Irak değil genelde bütün Ortadoğu halklarının tarihine ve ortak yaşamına karşı bir emperyalist güç saldırısı olmuştur.
IŞİD saldırılarını bugüne dayandırmak, birden ortaya çıktı demek doğru bir tanım olmayacaktır. Ortadoğu’nun bütün alanlarında hemen hemen her gün savaşların olduğu, insanların öldüğü, farklı güçlerin halklar üzerindeki vahşetinin sürdürüldüğü bir gerçekliğin son noktaya gelmesi demektir. IŞİD’in bir gecede Musul’u ele geçirmesi demek bu güçlerin düğmeye basması anlamına gelmektedir. Ortadoğu’da gelişen halkların devriminin günbegün boy göstermesi bu güçleri telaşa koymuştur. Bunun için Musul’un ele geçirilmesi, ‘Arap Baharı’ ve Rojava Devriminin ardından hayata geçirilen devrim karşıtı bir planın ilk adımları, daha doğrusu bu devrimlere karşı başlatılmış olan karşı saldırının giderek boyutlanması ve farklı bir düzeye çıkartılması olmaktadır.
IŞİD saldırıları ve vahşeti her adımda emperyalist güçlere bir sömürü fırsatı ve imkanı da sunmaktadır. Emperyalist güçler yapılan bu katliam ve savaşın önünü almaktan ziyade daha fazla fırsat verme ve güçlendirme çabası içindedirler. Kendi çıkarları için başka halkların kültürel ve dini değerlerine yapılan bu saldırılara karşı hiçbir şekilde müdahalede bulunmayacaklardır.
Diğer yandan, anti İslam hareketi olan IŞİD’e karşı bölgede bulunan halkların direnişi kendini gösterecektir. Başta Rojava’da halkların ortak direniş ve savunma gücü olan YPG’nin bu güçlere karşı verdiği mücadele IŞİD’i ciddi bir biçimde Suriye’de zorlamaktadır. Bundan dolayı IŞİD’in Suriye’de hakimiyetini kurup sonra Irak’a yönelme planı boşa çıkmış ve bu örgüt yönünü Irak’a çevirmiştir. Rojava’da aldığı ağır darbeler ile yönünü Irak- Güney Kürdistan bölgesine çevirmiş olan IŞİD, ABD’nin bölgede yarattığı tahribatlar ve Maliki yönetiminin yürüttüğü mezhepçi politikalardan dolayı Sünni Araplarda gelişen tepkinin bir sonucu olarak Musul ve Tikrit gibi önemli kentleri işgal etme cesaretini göstermiştir.
Bununla birlikte, IŞİD’e karşı Kürtlerin, Türkmenlerin ve Arapların birlikte yaşadığı bu bölgelerde Kürt güçleri halkları savunma amacıyla bir direniş içine girmiştir. Kürt güçlerinin IŞİD’e karşı birlikte mücadeleye çağrı yapması ve aktif olarak direnişe geçmesi, IŞİD’i besleyen emperyalist güçlerde bir telaş yaratmış, kendilerini aklama ve müdahalede bulunma telaşı içerisine girmesine neden olmuştur. Özellikle KCK’nin ulusal birlik ve bu temelde halkların IŞİD’e karşı birlikte mücadele çağrısı kimi çevrelerde ciddi rahatsızlık yaratmış, işbirlikçi kesimler sessiz kalarak yaşanan vahşete seyirci kalmıştır. IŞİD gücünü bu sessiz kalan güçlerden ve destekçisi olan “Ortadoğu’yu sömür” sloganı ile yaşayan emperyalist güçlerden almaktadır.
IŞİD her geçen gün katliamlarını daha fazla hızlandırma ve boyutlandırma peşindedir. Bu saldırılara karşı YPG ve HPG güçlerinin ortak savunma pozisyonu ve bununla beraber diğer halkların ortak savunma ve savaş kararı IŞİD’in sonuçsuz kalacağını göstermektedir. Tüm bunlar ortadayken halen harekete geçmemek, Kürt ulusal birliğini oluşturma çabalarına katılmamak ve bu çağrıya cevapsız kalmak, yarın halklar üzerinde uygulanacak bir katliama onay vermek, IŞİD’i daha pervasızca hareket etmesine zemin sunmak olacaktır.
Çünkü bu güçlerin her ilerleyişinde emperyalist güçlerin daha fazla destek vermesi artacaktır. Dolayısıyla Kürt Ulusal Birliği ve Ortadoğu Halklarının Demokratik Birliği Ortadoğu’da gelişen bu emperyalist saldırılara karşı tek alternatif olmaktadır. Emperyalist güçlere ve onların taşeron örgütü IŞİD’e karşı tek doğru mücadele yolu bu birliklerin yaratılmasıdır. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi halkların birlik olması temelinde geliştirilirse, o zaman IŞİD denen bu çete ve onun arkasında bulunan güçler Ortadoğu’dan kovulmayla yüz yüze kalırlar.