
'Cimri Türk'ün dileği' ve Cenevre meselesi
Bulgaristan'da bazı cimri Türklere atfedilen bir fıkra var.
Bir cimri Türk'ün rüyasına bir gün tüm dilekleri gerçek yapan ak sakallı dede girmiş ve demiş: Dile benden ne dilersen!
Cimri Türk'ün karnına ağrılar girmiş. Bir oda dolusu altın mı istese, cariyelerle dolu koskoca bir saray mı? Yatağında dönmüş, dönmüş, ter içinde kalmış.
Bu sırada ak sakallı dede, sözünü sürdürmüş: "Haa demiş, unutma, sana ne verirsem, komşuna da iki katını vereceğim!"
Cimri Türk afallamış. Nasıl olur! Nasıl olur da komşusu olacak Bulgar'a iki katını verir! Yani o ne kadar zenginse, komşusu ondan iki kat daha mı zengin olacak?
Bir anda karar vermiş: "Ey ak sakallı dede, sen benim bir gözümü çıkar!"
***
İsviçre'nin Cenevre kentinde Suriye meselesinin tarafları ile uluslararası güçler, üçüncü kez bir araya geliyor.
Herkes Suriye ve Ortadoğu politikasına bir özne olarak müdahil olmanın, dengeler değişirken pozisyon kapmanın, sürece etki etmenin derdine düşmüş...
Dönem sözcüsü AKP olan Türk milliyetçiliğinin ise derdi tek: Ammmaann Kürtler katılmasın!
Kuyruğuna basılmış kedi gibi koşturup duruyorlar, oradan orada: "Vallahi de, billahi de PYD terör örgütüdür. Bakmayın siz onların DAİŞ'le savaştığına!"
Deseler ki, "Türkiye, tamam biz PYD'yi kabul etmeyeceğiz, ama sen de hiç bedelsiz bize kul köpek olacaksın!" O anda kuyruğunu dikip sopa peşine düşecek, öyle bir düşmanlık.
Türkiye ve büyüük uluslararası ortakları Katar ile Suudi Arabistan'ın çabalarıyla Ehrar El Şam gibi kafa kesen çetelerin "siyasi temsilci" olarak katıldığı Riyad Toplantıları'nda da benzer bir durum yaşanmıştı. PYD, Türkiye'nin yoğun çabalarıyla toplantıya davet edilmemişti. O dönemde Yeni Özgür Politika'ya konuşan PYD Eşbaşkanı Salih Muslim, vaziyeti şöyle anlatmıştı:
"Biz onlara telefon ettik, ilişki kurduk, 'Bizi uzaklaştırıyorsunuz, ayıp değil mi' filan da dedik. Çok önceden söyledik onlara, 'Bak biz gelmezsek bu başarısız olacak' ama dinlemediler. Her biri sorumluluğu diğerine atıyor. Ben görüşmelerde yol bırakmadım. Adım varsa niye adımı çıkardın? 'Yok ben çıkarmadım' diyor. Peki kim kabul etti? 'Vallahi işte oradaki komite.' Suudi Arabistan'a soruyoruz, 'Vallahi' diyor, 'ben hiçbir zaman Kürtlere karşı değilim.' Ya kim? 'Amerika' diyor. Onlarla konuştuk, konferanstan üç gün önce, 'Siz niye bizi uzaklaştırıyorsunuz' dedim, onlar da 'Yok, biz değiliz' dedi. Peki niye adım yok? 'Bilmiyoruz, karanlık bir şey var' diyorlar. Dil altından 'Türkiye var' diyorlar."
Fakat artık, giderek daha başarısız oluyorlar. Neden mi? Çünkü Suriye'deki çetelerle suç ortaklıkları, karanlık ve öngörülemez angajmanları kadar, bölgedeki kifayetsizlikleri de ayyuka çıktı. Kürtlerinse ilkeleri, politik doğrultuları konusunda ne denli mücadeleci, fedakar, ısrarlı ve politik oldukları...
***
Eh be Türkiye... Tamam, kovalayıp duruyorsun Kürt'ü. "Kürt dünyanın hiçbir karış toprağında, hiçbir parça hak elde etmesin" diye debelenip duruyorsun... Peki, kovala. Hatta kovalamaktan başka hiçbir iş yapma. Ama eninde sonunda, sen de Kürt'ün peşinde heder olmuyor musun?
Kim ne söz edecekse buna göre etsin!
Söz'ün, nerede, nasıl söylenirse söylensin, manipülatif bir tarafı var. Söz'e dökülen eylem, gerçeğinden yitirmeden edemiyor çoğu zaman.
Bundan başka, her gün sükunetle haber takip ettiğiniz internet sitesinin numaralanmış manşetlerinden biri arasında, bir gün aniden bir katliam haberiyle karşılaşsanız, hayatın olağan akışına bir biçimde uyduruyorsunuz bunu da. Sonra analizler geliyor: Ne kadar analiz etsen, o kadar uzaklaşıyor meselenin esası. Giderek daha yukardan, daha yukardan bakıyorsun; "büyük resmi" görmenin kime ne faydası var ki?
Çin Devrimi'ne önderlik etmiş abimiz Mao Zedong'un en güzel lafı: Bilmek, yapmaktır.
Eylemle birleşmeyen sözü kim ne yapsın?
Sabaha kadar dayanışma içinde ol, akşama kadar kına dur, tel'in et. Yetmez: Günde üç öğün, beş vakit, yemeklerden önce ve sonra, aç ve tok karnına küfret. Ne olur? Kime dokunur?
Kürdistan kentlerinde barikatlar ardında halkını savunan yiğitler, direnerek can veriyor. Kürt'ün özgürlük mücadelesine devlet, hareket eden herkesi katlederek, kentleri yakıp yıkarak, duvarlara küfürler yazarak karşılık veriyor. Değil direnişe destek vermek, "Katliam olmasın" diyenler bile onlarca yıl hapis cezasıyla karşılaşıyor, hatta "gerek duyulursa" sokak ortasında öldürülüyor... "Yahu barış olsaydı" diyen profesörün bile odası, özel harekat marifetiyle basılıyor.
Kürt'ün var olma direnişi ve Türk devletinin katliamları, hepimizin dününden süzülüyor; bugününü ve yarınını belirliyor.
Kim ne söz edecekse, ne eylemde bulunacaksa... Her ne yapacaksa buna göre yapsın.
İtliğin maaşı
Fotoğrafta gördüğünüz, Kürt'ün mahallesini yakıp yıkmış, kanına girmiş, katliamlar yapmış Jandarma Özel Harekat mensubu bir kadrolu katil.
Maaşı az bulmuş it. "O kadar insanın kanına giriyoruz, bu değirmen kolay mı dönüyor kardeşim! 2.200 lira neyimizi kurtarsın!" diye isyan etmiş.
Kürdistan'da gelenektir: Sırf para için halkını satanların ağzına on lira sıkıştırılır ya...
Buna da on lirayla pamuk yaparlar yakında.
erdem-aydin@gmx.de