Avrupa Parlamentosu’nda 5-6 Şubat tarihlerinde yapılan 2 toplantıya katılmak ve çeşitli diplomatik temaslarda bulunmak için Strasbourg’da bulunan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve beraberindeki heyet kentten ayrılırken, 2 günlük temaslarda yapılan konuşmalarda satır aralarında yer alan ince mesajlar diyalog sürecinin uluslararası boyutta yarattığı sinerjiyi ortaya çıkarması açısından oldukça önemlidi. Görüşmelere dair izlenimleri aktarmadan önce yıllardır Kürt sorununda bir tarz ve yaklaşım hatası sergileyen Avrupa devletlerinin AP Genel Kurulu gibi önemli bir yerde bu konuyu gündemleştirmesinin sebeplerini sorgulamakta fayda var. Geçmişte Kürtleri ezilen bir halk ya da azınlık olarak gören ancak ezilen bu halkın önderliğine ‘terörist’ ve PKK’ye ‘terör örgütü’ tanımını yakıştıran Avrupalı siyasetçiler, Oslo görüşmelerinden sonra bir yandan barış isteyen tarafın kim olduğunu öte yandan da savaşta ve kan dökülmesinde ısrar eden tarafın kim olduğu gerçeğini görmüşler gibi.

Ayrıca, Oslo görüşmelerinden sonra, Kürt halkının ortaya koyduğu direniş ve gerillanın 2012 yılındaki etkinliği belirleyici oldu.  5 Şubat’ta Kürt Dostluk Grubu tarafından organize edilen ve AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre, Sosyalistler ve Demokratlar Grubu’ndan Richard Howitt, ALDE (Liberal Demokrat) Grubu’ndan Alexander Gref Lambsdorf’un katıldığı ‘Türkiye’de Kürt Sorunu’ başlıklı özel oturumunda moderatör AP Kürt Dostluk Grubu Başkanı Alman parlamenter Jürgen Klute’ydi. Klute, BDP’yi bir Kürt partisi olarak nitelendirmenin yanlış olacağı, BDP’yi toplumsal ve bölgesel barışa katkı sunacak bir parti olarak sunması dikkat çekiciydi.
6 Şubat’ta ise ‘Kürt Sorununda Barışçıl Bir Çözüm İçin Dialog’ gündemiyle AP Genel Kurul toplantısı düzenlendi. Genel kurulda söz alan çok sayıda parlamenter Kürt sorununun dialog yoluyla çözülmesi için atılması gereken adımlara dair öneriler sundu. Parlamenterler, Türkiye’deki hak ihlallerini gündeme getirdi, eleştirilerini sundu. Ayrıca PKK’nin ‘terör örgütleri’ listesinden çıkarılması AP Genel Kurulu’nda yüksek ses ve açık bir dille gündeme geldi. Dile getirilen bu söylemler, aynı zamanda Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin yakaladığı gelişmeleri de gözler önüne seriyordu.  Liberal Demokrat (ALDE) Grubu Milletvekili Alexander Gref Lamdsdorf, Kürtlerin sadece Türkiye’de değil, Suriye ve Irak’ta da önemli bir gündem maddesini oluşturduğunu, önemli bir güç konumunda bulunduğunu ifade ediyordu. KCK adı altında sürdürülen operasyonlar ve tutuklamaların  Öcalan ile yürütülen görüşme sürecini çıkılmaz bir hale koyduğunu da söylüyordu.
Sosyalist ve Demokratlar Grubu’ndan Richard Howitt ise Avrupa Parlamentosu ve AB üyesi devletlerin, barış için daha aktif rol alması üzerinde duruyor, Türk devletinin ise başta ifade özgürlüğü, anadil olmak üzere her alanda yasak ve baskılara son vermesini istiyordu.
Tututlu milletvekillerinin bir an önce bırakılması, BDP’nin rolünü daha aktif şekilde yürütmesi için seçim barajının düşürülmesi gibi talepler, Howitt’in önerileri arasındaydı.
AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre ise geçtiğimiz hafta Amed’e gittiğini ve dialog sürecinin aktörleri ile temasa geçtiğini belirterek, şunları ifade ediyordu: “Bu toplantının Avrupa Parlamentosu çatısı altında yapılması bizce önemlidir, bundan sonraki süreçtede üzerimize düşen görevi üstlenmemiz gerekiyor.”
Flautre, İmralı’da Öcalan’ın sorunun muhatabı olduğunun ortaya çıktığını ve bunun en gerçekçi yaklaşım olduğunun altını çizdikten sonra çeşitli provokasyonlara dikkat çekiyordu. Flautre, Paris katliamını söylediklerine örnek gösteriyordu. Flautre ayrıca Türk medyasında PKK, Öcalan ve Kürtler hakkında aşağılayıcı ve hakaret içiren söylemlerin azaldığını, basında çıkan MİT-PKK görüşmelerinin ne yöne evrileceğinin zor, ancak olumlu beklenti yarattığını sözlerine ekliyordu. Türk kökenli Alman Parlamenter İsmail Ertuğ ise genel olarak süreci olumlu değerlendirdiğini ancak taraflar arasında sağlanacak bir uzlaşmanın tabana da yansıması gerektiğini dile getiriyor, tarafların birbirine güven vermesi gerektiğini söylüyordu.
Demirtaş’ın vurguladığı “Hükümetin geliştireceği adımları bir zayıflık olarak değerlendirmeyiz” ifadesinin de oldukça dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekiyor.  Öte yandan Avrupa Parlamentosu’nda önümüzdeki aylarda açıklanması beklenen Türkiye İlerleme Raporu’na dialog sürecinin nasıl yansıyacağı merakla bekleniyor. Ki önümüzdeki dönem Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı İrlanda devralacak. Geçmişte Kürt sorununa benzer bir sorunu yaşayan İrlanda’nın sorunun çözümüne ne derece katkı sağlayacağı da ayrı bir merak konusu…