Son dönemde Kürt müziğinde de, Kürt müziği hakkında yazılan yazılarda da bir artış var. Bundan 10-15 sene önce yeni yeni popülerleşen, farklı bir tınıyla karşılaşıldığında hala büyük heyecanlar yaşanan bir alandı Kürt müziği. Bugün ise capcanlı bir Kürt müziği var ve her türlü tarzı, ses dünyasını, anlatımı hatta farklı dilleri bile içerisinde barındırabiliyor ve neredeyse Kürtlerin yaşadığı her yerde üretiliyor. Fakat aynı zamanda da Kürt müziğinin nereye gittiği, bir tıkanılık mı yaşadığı, niye eskisi gibi müzikal ekollerin ortaya çıkmadığı ve bir seviyede gözlenebilen kalite düşüklüğünün sebepleri gibi konular üzerine de tartışmalar yürütülüyor. Bu yazıda ben de bu tartışmalara katkıda bulunmaya çalışacağım.


Nereden nereye geldik?

Bence ilk olarak meselenin tarihselliğiyle yüzleşmek gerekli. Akademisyenler de dahil birçokları hala bu yüzleşmeyi yapmayı reddediyor gibiler, fakat bu önemli. Şehirleşme öncesi Kürt toplumunda çoğu insan müziği severdi. Tamam da, asıl kimler müzikal üretim ve icra içerisindeydi? O hayatı yaşamış veya başkalarından dinlemiş olan herkes, geçmişte Kürdistan toplumunda müzikle uğraşıyor olmak eyleminin, özellikle bir müzik aleti ile haşır neşir olmak bağlamında hor görüldüğünü bilir. Sakın bunun yalnızca bir İslami muhafazakarlıktan kaynaklandığı gelmesin aklınıza; bu daha çok bir statü kaygısı ile alakalı bir durum. Bunun sonucu olarak da geçmişte müzikal üretimin ve icranın toplumun yalnızca çok ufak bir kesimine hatta nispeten 'alt sınıflara' ait bir uğraş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Örneğin eskiden çoğu yerde bir müzik aleti çalmak, günahtan öte eyb olarak, kêmasî olarak görülürdü! Bu algı bugün büyük ölçüde kırılmış olsa da henüz tamamen yok olmadı. Geçmişte bazı icracı tipleri, bazı bölgelerde kendilerine toplum içerisinde hatırı sayılır pozitif bir yer oluşturmayı başarmışlardı fakat bu tüm Kürdistan toplumuna genellenemez. Zaten bu durum da büyük ölçüde patronaj ilişkileri, bu icracıların gezici olmaları ve çeşitli kültürel sermaye formlarına sahip olmalarından kaynaklanıyordu.

Kısacası bu tarihselliği dikkate alırsak Kürtler açısından müzisyenlerin saygı duyulan ve kendilerine öykünülen insanlar haline gelmesi ve toplumun birçok katmanının müziğin dinleyiciliğinden üreticiliğine geçişi son 40-50 yılda gelişen bir şey. Şu anda da müzik üretiminin hiç olmadığı kadar toplumun geneline yayıldığı bir dönemi yaşıyoruz ve bence bundan memnun olmalıyız.


Şu an Kürt müziğinde neler oluyor?

Son yıllarda 'Kürt müziği nereye gidiyor?', 'Kürt müziği bir tıkanışa mı girdi?', 'Niye eski ekol müzisyenler gibileri artık çıkmıyor?' gibi sorular da daha çok duyulmaya başlandı. Bu konuların dahilinde çalışan bir araştırmacı olarak, ben kendi adıma endişelenecek hiçbir durum görmüyorum. Kürt müziğinde bir sorun veya bir tıkanma söz konusu değil. Çok canlı, çeşitli ve dinamik bir Kürt müziği dünyası var ve müzikalite, prodüksiyon vs. bakımlarından oldukça üst standartlarda üretimlerin yanında ortalamanın altında, özensiz, benimsenmeyip kısa zamanda unutulacak çalışmaların var olması da oldukça normal. Bu durumun az sonra değineceğim piyasa, teknoloji ve yerelin görünürlüğündeki artış gibi iç içe geçmiş sebepleri var. Fakat bence bu korkulması gereken bir durum teşkil etmiyor. Müzikal üretimin yoğunluğunun artması, zaten uzun vadede kalitede ve çeşitlilikte de bir artışa yol açacaktır diye düşünüyorum.

Kürt müziğinde niye eskisi gibi ekol müzisyenlerin çıkmadığı sorusu ise bana biraz haksız bir soru gibi geliyor. Şu anda hızlıca saymaya kalksak, eski ekollerle rahatlıkla aşık atacak birçok müzisyen var ve birbirinden farklı alanlarda müzik yapıyorlar. Bilinçli olarak isim vermekten kaçınacağım, fakat son 10-15 yılda Dersimli müzisyenlerin ne kadar başarılı çalışmalara imza attığını göz ardı etmemeliyiz. Ya da ses dünyası ve müzikal yaklaşımları itibarı ile daha çok 'dünya müziği' estetiklerine yakın duran birçok müzisyeni akıllara getirmek lazım. Doktora araştırmamın özünü oluşturan düğün müzisyenlerinde de benzer bir durum mevcut. Birçokları (kaba tabirle) 'oyun havaları' dinlemeyi sevmeseler veya bunu kendilerine yakıştıramasalar da, o alanda da çok kabiliyetli müzisyenler ve başarılı üretimler söz konusu.

Başka bir açıdan da ekol müzisyenlerle ilgili soruya bir cevap bulmak mümkün: Şu an o geçmişteki ekol müzisyenlere benzer müzisyenlerin çıkmamasının en önemli sebeplerinden biri, bahsedilen müzik tarzlarının artık üretim anlamında pek de devam etmiyor olması. Niye yeni iyi dengbêjler çıkmıyor? Çünkü kabul etsek de etmesek de dengbêjlik televizyonun yaygınlaşması ve şehirleşmenin sonucunda artık yaşamıyor. Niye yeni bir Mihemed Şêxo, bir Seîd Yûsiv yok? Çünkü onların müzikal çizgisi üretim anlamında bayağı zayıfladı. Zaten bu son iki müzisyenin yeni nesil takipçileri olabileceklerin çoğu da düğün müzisyeni. Demek istediğim; biz bu ekol müzisyenler niye çıkmıyor sorusunu sorarken, acaba müzikal estetik açısından oluşagelmiş jenerasyonlar arası farkları göz ardı ediyor olabilir miyiz?


Piyasanın etkisi

Peki müzik piyasasının Kürt müziğine etkisi hakkında kısaca ne söyleyebiliriz? Piyasanın finansal işleyişi ve içindeki aktörlerin ilişkileri meselelerine çok girmeden (ki zaten girmek istesem de konunun üzerinde ciddi bir çalışma yapılmadan derin analizler yapılabileceğini sanmıyorum) mevzuya kısaca değineyim. Müzik ve müzikal üretim hiçbir zaman sadece 'kültürel' bir olgu değildir ve iktidar ve güç ilişkileri ile ekonomik ilişkiler de dahil sosyal hayatın birçok unsuruyla yakından ilişkilidir. Şu an içinde bulunduğumuz ekonomik sistem içerisinde de müzikal üretimin belirli düzeylerde kar amaçlı bir aktivite olarak karşımıza çıktığını unutmayalım. Kürt televizyonlarının da sayısal anlamda bu kadar arttığı bir dönemde çeşitli "Kral TV’leşme" durumlarıyla karşılaşmak bizi çok şaşırtmamalı. Bu dünyanın her yerinde var olan bir durum ve bununla birlikte bize kalitesiz veya içi boş görünen müzikal üretimlerin ve bunların görsel kılıfları olan video kliplerin de yaygınlaşması çok doğal.

Az önce bahsettiğim yerelin yükselişi ve teknolojik ilerlemeler de müzik piyasasındaki her türlü çeşitlilik ve değişkenlikte oldukça etkili faktörler. Teknoloji erişilebilir hale geldikçe müzik piyasası da yerelin üretimlerini daha fazla kendi içerisinde barındırabilmeye ve finansal amaçları için kullanmaya başladı. Yerelde üretilen ve ne yazık ki genelde nispeten özensiz olan üretimler de bu sebepten daha sık karşımıza çıkıyor. Aslında bir açıdan bence bu pozitif bir duruma tekabül ediyor. Çünkü bu şekilde müzik üretiminin kültürel elitlerin elinde tekelleşmesinin önüne geçiliyor. Eskiden Unkapanı’nda yapım şirketlerinin kapılarının önünde çürüyen yaşamların hikayelerini hatırlamayan yoktur kanımca. Artık bu durum eskisi kadar sert bir şekilde yaşanmıyor. Bunun ötesinde aramızdan kim internette, akıllı telefon ile çekilmiş güzel bir kayıtla karşılaşmadığını söyleyebilir ki? Yani piyasanın kar potansiyeli görmediği müzikal üretimler de artık kendilerini piyasanın dahilinde olmadan bir raddeye kadar var edebiliyorlar.


Kürt müzisyenler için hayat gerçekliği

Ben Kürt müzisyenlerin kendi müzikal sorumluluklarını, icra ettikleri tarzlar ve kendilerinin ve dinleyicilerinin estetik beklentileri çerçevesinde yerine getirdiklerini düşünüyorum. İçinde yaşadığımız çağda müzikten hayatını kazanmak çok az müzisyene nasip olan bir durum. Kasetleriyle yerelde meşhur olan müzisyenlerin birçoğu, aynı zamanda düğün müzisyenliği yapıyor. Şehirlerde ise ancak ufak bir kesim konserlerle ve kaset gelirleriyle hayatlarını idame ettirebiliyor. Geriye kalanlar ise hayatta kalabilmek için müzik dışında işlerle de uğraşıyor. Demeye çalıştığım şu ki müzisyenleri ve müziklerini değerlendirirken şu an içinde yaşadığımız dünyanın büyük bir emek ve zaman tuzağı olduğunu ve müzisyenlerin isteseler bile sabahtan akşama kadar müzikle uğraşamadıklarını unutmamamız gerekli. Bu anlamda da geçmişin 30-40 albümlü müzisyenleri gibilerini uzunca bir süre göremeyeceğimiz gerçeğine alışmamız lazım.


Özensizlik, kalitesizlik 

ve iyi-kötü müzik

Evet bir süredir gerçekten de hem müzikal olarak hem de müzikal üretimin klip, CD vs. gibi ek unsurları içerisinde çok özensiz örneklerle karşılaşıyoruz. Basit bir iki örnek vereyim. Unkapanı’nda bir yapım şirketi bundan 7-8 yıl önce Şakiro’nun bütün kasetlerini set olarak yayınladı. Ama bilen bilir, farklı kasetçalarlar arasında ufak hız farkları vardır ve kasetleri üzerinde kayıt edildiğinin dışında bir kasetçalarda çalarken hız ayarı yapılır ve kaset kaydedildiği dönme hızında çalınır ki seste bir incelme ya da kalınlaşma olmasın. Bu şirket ise tüm kasetleri dümdüz dijitalleştirip, o haliyle piyasaya sürdü. Şimdi ortalıkta sesi 8-10 yaşında çocuk gibi çıkan Şakiro kayıtları dönüyor. Bunun yanında hala kaset CD kapakları ve kitapçıklarında Kürtçe demeye bin şahit isteyen maceracı yazı pratikleriyle karşılaşmak da mümkün. Bunların önlenmesi de zor değil aslında. Facebook’tan Kürtçe ile ilgili bir gruba 'bu Kürtçe nasıl yazılır?' diye sorsalar bile bu sorun hiç yaşanmayacak.

Fakat bizim müzik ve müzisyenleri değerlendirme pratiğimizle de ilgili bahsedilmesi gereken önemli bir mevzu var. Şu ana kadar kalitesiz, özensiz vs. gibi çeşitli sıfatlar kullandım bazı müzikal üretimleri tanımlarken. Fakat bunun da eleştirisinin yapılması önemli. Çünkü biz bazen bu değerlendirmeleri kendi estetik ideolojik pozisyonlarımızdan yapıyor olduğumuzu ve müziğin iyi müzik-kötü müzik tarzı ikilikler üzerinden yorumlanamayacağını unutuyoruz. Kuzey’dekilerin yabancı olmadığı arabesk müziği örnek alarak açıklayayım. Türk entelektüelleri kendi taraflarından yıllarca arabeskin eleştirisini yaptılar. Yoz, kalitesiz hatta en son Fazıl Say’ın 'yavşak' ifadesine kadar gelindi arabeskin eleştirisinde. Kürtlerde de yıllardır benzer eleştiriler yapılıyor. Lakin arabesk tüm Ortadoğu’yu kasıp kavuran, toplumların belirli kesimlerinin hayat deneyimleri ve duygusal dünyalarıyla örtüştüğü kadar bunları şekillendiren de bir müzik kültürü olarak hala güçlü ve popüler. Demeye çalıştığım şey o ki, artık arabeski yermek ve yok olmasını dilemek yerine, kişinin arabeski kendisinin zevk almadığı ya da kendisine hitap etmeyen bir müzik türü olarak kabullenmesi ve bir dereceye kadar hem bu müziğe hem de dinleyicilerine saygı duymaya başlamasının vakti çoktan geldi. Açıkçası arabeski basmakalıp elitist argümanlarla eleştirmek, ailelerin rock dinleyen çocuklarına 'bu ne biçim müzik!' diye çemkirmelerinden çok farklı da bir durum değil.


Güncel Kürt müziği dünyası nasıl değerlendirilebilir?

Peki biz dinleyiciler güncel Kürt müziği dünyasını nasıl değerlendirebiliriz? Bence bu durumda bize düşen artık Kürt müziğini değerlendirirken, beğensek de beğenmesek de çeşitliliğin pozitif bir şey olduğunu kabullenmek ve özellikle nesiller ve sınıflar arası müzikal zevklerin farklılık göstermesini anlayışla karşılamak. Bunu yaparken bireyler ideolojik duruşlarından veya müzikal estetik seçimlerinden taviz vermeliler demiyorum. Fakat bir eseri veya müzisyeni yalnızca ne kadar Kurdî olduğu veya bir 'yurtseverlik' skalasında nereye oturduğuna göre değerlendirmemiz de artık kültürel olarak aynı anda hem globalleşen hem de yerelleşen dünya içerisinde biraz anlamsız bir tavır olacaktır. Ayrıca unutmayalım, şu an siyasi duruşları anlamında sıklıkla yerin dibine sokulan bazı Kürt müzisyenler, aynı zamanda 20. yüzyılın en önemli Kürdistanlı müzisyenleri arasındalar. Bunun yanında Kürdistan standartları için 'apolitik' sayılabilecek müzisyenler de halihazırda varlar ve sayılarının da giderek artması bizi çok şaşırtmamalı. Bu anlamda değerlendirmelerimizde kültürel üretimin kalitesine biraz daha fazla ağırlık vermemizin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.

Bunun yanında artık Kürtçe kültürel üretimlerin salt bir direniş pratiği olabildiği zamanları geçtik. Tamam, siyasi mücadele hala son sürat devam ediyor ve devlet ve toplum baskısı hala her noktada mevcut. Fakat kabul edelim ki kültürel üretim alanında da bayağı bir yol aldık 90’lardan bugüne. Yani müzikal anlamda birazcık daha seçici olmamız uzun vadede daha yapıcı bir tavır olacaktır. Örneğin eskiden Kürtçe yayınların sayısı bir elin parmaklarını aşmadığından, bu konuda her çalışma yapan övgülere boğulurdu. Bundandır ki her Kürtçe sözlük çalışması yapan zimanzan, Kürtçe bir öykü yazan da nivîskar olup çıkardı. Aslında bu durum hala biraz geçerli. Müzisyenler için de bence meseleye böyle bakabiliriz. Artık Kürtçenin yasaklı olduğu, Kürtçe bantların gizlice dinlendiği veya toprağın altına gömüldüğü zamanlarda yaşamıyoruz. Bu sebeptendir ki artık her Kürtçe şarkı söyleyeni, her Kürt müzisyeni sırf var olmalarından ötürü el üstünde tutmanın bir anlamı kalmadı. Ayrıca sırf Kürt’tür diye Helly Luv gibi yalnızca 'tüketilmek' için üretilmiş müziklere ve bunların üreticilerine (ki bu tüketimin önemli bir kısmının müzik değil de kadın bedeninin görsel bir cinsel obje ve dolayısıyla meta olarak sunulması olduğunu da belirtmek lazım) övgüler yağdırmanın da çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Yine de seven dinler tabii, o ayrı.

Kısacası biz Kürt müziğinin çok çeşitli türlerde ve estetik anlayışlarla üretildiği bir dönemi yaşıyoruz şu an. Bu çeşitlilik bazılarının başını döndürüyor, kafasını karıştırıyor olabilir. Fakat yüzleşmemiz gereken gerçek şudur ki televizyonu açınca keskesoru boynuna dolamış, ahım şahım olmayan bir govendin önünde halihazırda bir milyon kez söylenmiş bir türküyü kötü bir şekilde söyleyen bir adam da göreceğiz; Kürdistan’ın geleneksel müzikal dünyasına çok uzak farklı tınılarla, duygularla ve referanslarla müzik yapanlar da. Bunun yanında Miradê Kinê’yle anılan bir şarkıyı hiç değiştirmeden söyleyen birisi de olacak. Bunların hepsi günün gerçekliğinin parçasıdır ve hitap ettikleri kitleler anlamında toplumun çeşitli kesimlerinin de aynalarıdır.