Bir halkı aşağılamıyor sadece, onu sürekli üstten görebileceği, canı istediğinde tepesine inebileceği mahzenlerde tutmak istiyor. Nefret söylemi denilen kullanışlı deyiş fazla ılıman, fazla liberal, fazla itaatkar. Yıkıcı söylemi, barbar eylemine minnettar. Irkçılığın tarihsel gelişim seyrinde beliren kısır anlamlarına, kavruk biçimlerine mesafeli. Ölümcül duygunun yaslandığı doğurgan istek, zengin ve karmaşık biçimler ister. Nefret, bir başına tatminkar değil. Nefret, onu hazza ulaştıracak bir kumar tutkusunu gereksinir. Heyecanı diri tutmak ama diri güçlerini de panikten arındırılmış potansiyel ataklarla yeniden düzenlemek. Nefretini tehditlerle pekiştirmiyor, nefretini eylemiyle kaynaştırıyor. Dolambaçlı yollar izlemeye, belagat inceliklerine incelmeye, dilin çifte anlamına sığınmaya ne gerek. Saldırganlığın kuru gürültüsünü, sinsiliğin ağırbaşlı hesaplılığından geçiriyor. Dinlendirilmiş kudurganlığın, çeşitliliğini bulduğunda olağanüstü bir etki yaratacağına, hedef kitlede yıkıcı yönelimin başarısının, iticiliği değil hayranlığı besleyeceğine inanmış.
Bir tüccar görüşü, fiyakalı bir bezirgan hislenişi. Yüzün kıvrımlarını arkadan dolanınca karakterin farklı bir çehreye bürünerek bütün gözlere renkli tüller biçiminde ineceğini düşünmüş. Fakat aldatıcı, her iktidar saplantısı kadar hastalıklı ve sakat bir düşünüş. Kötülüğün kaba çenesine sinsiliğin inceliklerini yaslamak, şiirsel kılmıyor vahşi dile dolandırılan hakikati. Ne yaparsa yapsın, bu yalana bu hakikat taşıtılamaz. Asri zamanların imkanlarını ne kadar zorlarsa zorlasın sonuçta dönüp dolaşıp altında şemsiye açtığı aynı hunharlık iklimi. Kürtler için sadece diller nefreti kuşanmıyor, vahşi ve tutkulu bir hareketle boynundaki bıçağı çekmeden önce, kurbanın perçemlerini de dolaşmak istiyor elleri. Simgesel değeri liderinin kültüyle ölçülen bütün zamanların en vahşi suç örgütünün (AKP) güleryüzlü kıyımı, kabalığından yine de kurtaramıyor. İşkenceyi şefkatli kılmanın hiçbir yolu yok, ölümü hayat diye sunmanın geçerli hiçbir olanağı bulunmuş değil henüz. İnsani bir beklenti fazla pahalı, merhametin yumuşattığı bir canlılık beliremez. Bu siluetin gölgeler koyulaştırdığı kuytuluklarında mayalanan, tam kıvamına eriştirilen çırılçıplak bir ihtiras: “Sizler köle, bizler efendiyiz…”
Nefret söylemi, savruk dilden taşan linç köpüğü, kırım meydanındaki korkunç manzaranın yumuşatıcısı ancak. Kötülük kendi doğal akıntısını izleyip sadece kendi kalıntılarını bulmuyor. Kendi enkazını sürükleyip durduğu yerde kendi canavarlığının sadist siluetini tamamlıyor. Ezeli vahşeti ebedi kılma isteği, vaşak bakışlı iktidar bekçisine bütün bir coğrafyayı kan kızılı renginde gösteriyor. Evet, bir nefret, bir parçalama itkisi ama buyruğu her zaman takip eden bir vahşet seremonisi. Nefret söylemini katlanılır kılan, linç kültürünü bile zararsız bir ayin haline getiren, Türk egemen sisteminin katliam geleneği. Kurbanı boğazlayan celladın korkunç eylemi yanında, celladın kan ve bıçağın parıltısıyla zihin bulandıran gevezeliğinin ne gibi bir ürkütücülüğü olabilir ki?
Dile eşlik eden buyruk, buyruğa eşlik eden eylem, eylemi kalıba döken vahşet. Kobanê’de uğranan hasarın telafisi, Kuzey’de serilecek cesetlerin sayısı. Zalimin mazlumluğa sığınması yeniden. Kobanê’deki yenilgiyle ziyan edilen zaferin, Kuzey’de telef edilen beklentiden çıkarılması. Sokakları, kaldırımları Kürt ölüleriyle süslemek, keyifli ölüm söylevine kardeşlik tınılarını serpmek yeniden. Farklı bir şey yapmıyor, gizli ordusunu, sivil giydirdiği ve devlet silahıyla kuşandırdığı makul ve ayrıcalıklı katiller sürüsünü sivil halkın üstüne sürmek ama bunu da gruplar arası hesaplaşma ve çatışma diye yutturmak. Kurnazlığı göz kamaştırmıyor. Geniş kavisler çizerek, derin dalışlarla yeniden ve yeniden başa dönmek, karakterine yepyeni çizgiler eklemiyor. Zulüm ve karanlıklar hükümdarının linç çağrısı, katliam buyruğu, eski geleneğe yeni bir katkı değil. Uyarlanmış sinsiliğin, gelişmiş vahşet tutkusuna olan açlığı. Formaliteyi gereksinmiyor, süslenmeyi önemsemiyor.  Sömürgeci ilkelliği, kaskatı ilke düzeyinde sürdürüyor.
Sömürgecinin ruh dünyası, bir söz ve eylem uyumluluğu. Nefret suçu yok, linç bir kültür seviyesine erişme çabasında değil burada. Aleni vahşet, çıplak şiddet, zamana ve şartlara inançsız saf hunharlıktır hüküm süren. Burada kin bile bir zihin sürçmesinden başka bir surette görünmeye cüret etmez. Nefret, en fazla okşayıcı bir esinti tadında. Kanlı bir doğa kendini olduğu gibi ortaya koymuşsa, sözün ne hükmü kalır? Kötülükler padişahının ve çömez erkanın hidayet yoksunu hiddet patlamaları, bu barbar doğanın tarazlı, pütürlü, yontulmamış haliyle olduğu gibi kendisini dışa vurumu. Karakterindeki bu parlamalar, ressamın gölgede bırakması gereken gerçekliğin ta kendisi. Değişik biçimlerde ama her seferinde aynı korkunç şiddette binlerce kez yinelenmiş olan bu sahnede, kabalığı ve tiksinti verici iğrençliği, hangi iktidar olursa olsun fırsatı bulduğunda, devleti ve erki ele geçirdiğinde oynayacağı sahne, kendinden önceki bütün zalimlerin oynadıkları sahnelerin aynısı. İşte bu aynı kanlı sahnede gerçekleşen vahşettir ki, bu sahneden sarf edilen her sözü fazla ılıman, her nefret çağrısını fazlasıyla itaatkar kılan.
AKP suç örgütü ve oradan devletin tepe başına tırmanan kurucu babalarının, kitleleri kıyıma çağıran sözlerinde bir nefret suçu aranamaz. Etnik temizlik çağrısı, anında karşılık buluyor ve aynı anda kentlerin sokak ve caddelerini insan ölüleri süslüyorsa, bu suç örgütünün ilkel vahşetinden söz edilebilir ancak. Öfkeye kapılmış bir iktidar, galeyana gelmiş bir kitle yok. Kanla varlığını duyuran bir yapının cinayet tutkusunu takip eden katliamı, gerçekleştirdiği soykırımı var. Çağcıl tariflerle bu kanlı gerçeği anlatmak, vahşetin süreğenliğine katkı. Hunharlığı ortadayken, AKP ve onun devletini nefret diline sarılmakla itham etmek gülünç. “Nefret söylemi” gibi kullanışlı bir suçlama, Kürtlerin cesetlerine basarak yükselen bu kanlı yapı için bir suçlama değil bir övgü, bir iltifat.  
Eski bayağılığı yeni tariflerle, ilkel barbarlığı çağcıl söylemlerle izah etmek, becerikli iğrençliğe dilin imkanlarıyla bir düzey kazandırmak ürkütücü sadece. Somurtmalarının yerini alan kızgınlıkları, tatsız şakaları, espri yüklü alayları, soğuk küçümsemeleri, ikiyüzlü yakınmaları, sahte kavgalarıyla bu iktidarın yaptığı, zaten ilkel doğasını gözlerden kaçırma çabası. Benzersiz kötülüğü dışında, sonradan görmüşlüğü başka bir şey ile kıyaslanamaz. IŞİD’in nefret suçlarından söz etmek nasıl gülünçse, AKP’nin katliam deneyimini ve geleneğini, inceltilmiş dilin kıvrımlarından süzmek de aynı derecede gülünç. IŞİD, nasıl ki bütün iktidarların çıplak ruhuysa, AKP de Türk devlet geleneğinin yontulmamış kıyıcı ruhu. Sömürgeci algı süslemeleri, dil oyunları sadece bahşişlerini, küçük rüşvetlerini güler yüzle kabullenen kölelerinin ona gösterdiği peşin ilgiyi yitirmemek kaygısından.
Arsızlığın, iffetsizliğin dehşet kasırgasına karşı Kobanê’de gerçekleşen insanlık dirilişi, bir onur ve haysiyet meselesinin ötesinde bir halkın özgür yaşamdan yana yaptığı ahlaki tercihi. Bu yaşam ve özgürlük istencine karşı Türk devlet saldırganlığını, dil ve telaffuzun yayıldığı manzaralardan bir şey kısmadan ama başkalarından bir şeyler eksiltirken bile sürekli ihsanlar dağıttığına inandıran modern barbarlığın saldırganlığına yaklaştıran hiçbir şey yok. O, kötülüğünün en ilkel halinde daha. Katliamcılığı bir ırkçılık saplantısı değil, onun varoluş biçimi. Bu vahşete tutunma biçimine karşı, bu düzenin ahlakdışı oluşuna karşı, hakarete uğramış vicdanın, yaşamın ve ahlakın tarafını tuttu Kürt halkı. Türk devletinin, bütün katillerini silah başına çağırmasının sömürgeci travma diskuru ile açıklanacak medeni bir izahı yok. Çıplak vahşeti örtecek geniş katmanlı uygar bir dilin fırfırlı anlamlarıyla anlatmaya ne lüzum. Çağın duyarlığına yaslanmış “zararsız” bir nefret söylemi değil ki, nihayetinde soykırım bir barbarlık eylemi, son anda ilk özüne kanlı dönüşünü gerçekleştiren. Soğuk kelimeler taze akıtılmış sıcak kanı sever.