Gazete yazarlığı, güncelin izinde yürümedir. Fakat, TC’de olay ve olay adamlar o kadar hızlı ki, Recep Erdoğan’ı yakalasanız Cemil Çiçek’i atlayabilirsiniz, onu tutsanız Bülent Arınç veya İdris Naim Şahin’e yetişemiyor, komedi karmaşasında, ne yazacağınızı kestiremez halde, kala kalıyorsunuz.
Mesela Türk zaptiyesinin başı Zehir Hafiye İdris’in „ülkede özgürlük yok diyenler, tutuklanınca yakınmasınlar“ vecizesi, „nefesleri bile dinliyoruz“ diyen Başbakan Recep’in „Uludere katillerini soruşturup, arıyoruz“ demesi, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın, „Kürtçe medeniyet dili değildir“ diye işkembeden atmasına takılırsanız, bunların zücaciye dükkanına girmiş fil hallerini atlamış olursunuz.
 Dün, Türk savaş uçakları, aralarında 12, 13 yaşındaki çocukların da bulunduğu Kürt ticaret kervanını bombalayıp, 34 kişiyi katletmesinin 40. günüydü. Askeri hiyerarşi içinde, „vur“ emri veren Genelkurmay başkanıydı. Genelkurmay ise Başbakan’a bağlıydı. Bombalanacak alan, başka bir ülkenin sınırlarını da kapsadığı için, General’in doğacak muhtemel riskin sorumluluğunu paylaşması için amirini haberdar etmesi, onay alması gerekiyordu.
Suçlular belli, gözler önündeydi.
Ama, onlar kurnazlığın dolambaçlı yollardan giderek bizleri oyalıyor, yüzlerini, „katilleri arıyoruz“ peçesiyle örtüyor, hatta maksat „araştırılıyor“ desinler diye, ne ilgisi varsa katliam yerine keşif heyetleri gönderiyorlardı. Zehir Hafiye İçişleri Bakanı, katillerin peşine düşeceğine, evlatları, kardeş ve eşleri katliama uğramışlardan beşini tutuklatıyor, 70 tanesinini yakalanacaklar listesine alıyordu.
Ve TC Başbakanı yüzü kızarmadan, 87 yıldan beri katliamdan geçen, dilleri, kültürleri, aidiyetleriyle soykırıma uğrayan, en son katliama uğrayan 34 evladının kanı yerde akan Kürtlerin gözleri içine baka baka, Amerika’nın yeme hedefine oturttuğu Suriye cephesinde insaniyet rolü oynuyordu. Suriye rejimi, Müslümanlık adına Müslümanlara zulemeden Firavun, katil Tiran’dı. Peki nefes alışları bile dinlenen, isimleri izinle, dilleri yasak bıçağıyla kesin Müslüman Kürtlere yaptığının adı neydi?
Bu soruyu da, en azından Başbakan kadar Müslüman olan, yardımcısı Bülent Arınç söylüyordu. Medenilik ve geldiği medeniyeti sevdiğim Arınç’a göre, Kürtçe medeniyet dili olmadığı için, eğitimde kullanımı yasaktı. Arınç, „acaba Kürtçe bir medeniyet dili midir?“ diye soruyordu.
Amacım kimseyi küçümsemek değildir. Lakin, Türk ırkçılığı yapıp, Kürtlerin üstünde kirli ayaklarıyla tepinerek onları aşağılayan, Kürtçeyi inkar ederken Türkçeyi medeniyet dili olarak yücelten Arınç, acaba kaç zamandan beri Türk? Kıvırcık saçlı, esmer tenli Arınç hangi Arabistan Orta Asya’sından geldi, bizi ilgilendirmiyor. Fakat Kürtlerin, herhangi bir Orta Asya’dan gelmedikleri, ülkelerinin yerlisi ve en az 10 bin yıllık kadim geçmişleriyle, kendi medeniyetlerinin yaratıcıları olduklarını gerçektir.
Cahilin cehaletini bilmemesi, cehaletiyle yığınları kardırmaya kalkışması için ancak bunlardan biri ve tekil olarak Arınç olması gerekiyor. Kürtler, kendi dilleriyle medeniyetlerini çoğaltıp, zenginleştirirken, bugün TC’de konuşulan Türkçe ve alfabeleri yoktu. Ehmedê Xanî, yüz yıllar önce, kendi medeniyetinin diliyle Mem û Zin destanını yaratırken, bu gün kullanılan Türkçe’nin dil yapısı yoktu.
 Türkçe’nin gramer yapısı, alfabesi, başka bir deyişle medeniyet dili olma özelliği, askerlik yaparken halkı ve bu arada geride kalan ailesi de kırıma uğrayan, daha sonra Bulgaristan’a sığınan, Atatürk tarafından 1932 yılında geri getirtilen Agop Martanyan (Atatürk’ün verdiği soy adı ile Agop Dilaçar) tarafından oluşturulup, inşa edilmiştir.
Türkçenin, Türk medeniyeti dili olmasının 80 yıllık bir geçmişi var, anlayacağınız.
Arınç kimin kelimeleriyle konuştuğunu da bilmiyor. Ben söyleyeyim:
Medeniyet dili deyip konuştuğu ve okuduğu her yüz kelimeden 70’i başkalarına aittir. İnanmıyorsa, emri altında Türk Dil Kurumu’nun yayını sözlüğü açıp baksın.
Mesela sözlüğü rastgele açıp, „M“ harfi bölümüne baktım. Orada, „ben Türkçeyim“ diyen tek kelimeye tastlamadım. Arınç’ın da her gün defalarca tekrarladığı „mahalle, mahkeme, mağara, mağdur, mahkum, makale, maket, makbuz, mançet, manevi, mantık, matbaa, müftü, miras, muhtıra, mutfak“ kelimeleri Arapça’dır.
Arınç, bu kelimeleri çırarırsa acaba neyle kendi medeniyetini ifade edecektir.
Ayrıca, medeni olmanın en önemli, en saygın koşulu, ölçütü kimin insan oğluna ne verdiği, ya da kan kusturarak neler kaybettirdiğidir.
Bu açıdan bakıldığında, bir esir düşmesi, yurdu ve medeniyetinin işgale uğraması onun kabahati, kusuru değildir. Ama bu çağda hala dil kesmekle meşgul olmak, asimlasyonla enerji harcamak, var olan bir halkı inkar etmek, değerlerini çalmak utanç verici insanlık ayıbı, dahası soykırım suçudur.
İnsanlık suçu işlemeye devam edenlerin, medeniyet sözünü ağızlarına alması insana hakarettir...