Suriye’de Esad yönetimiyle Kürtler arasında sağlanan uzlaşma Rusya’nın bölgedeki etkisini katlayarak artırmaya aday. Putin yönetimi bu uzlaşmayı hem de TC’yi ürkütmeden ve onu Batılı ortaklarının hemen hemen tamamıyla karşı karşıya getirerek sağladı. NATO’da ciddi çatlaklar yarattığını söylemek bu saatten sonra abartılı olmaz. Bu TC ile bugüne kadar yakından ilgilenmesindeki en önemli nedenlerden biriydi. Muhtemelen TC’yi kendi etki alanında tutabildiği ölçüde “dostluk” siyasetini sürdürüp kendi hedefleri için sevk etmeye çalışacaktır. Örneğin ara ara “Kırım’ın ilhakını tanımayacağız” diye heyheylenen diktatör geçen hafta Kırım’dan gelen Rus temsilcileri kabul ederek ilhakı fiilen tanımış oldu.

Rusya açısından bir diğer önemli gelişme ise Tanf üssü hariç ABD’nin Suriye’den çekilmesiydi. Elbette Irak dahil ABD’nin halen bölgede askeri üsleri mevcut, fakat Aramco bozgunu ve Suriye’deki tutum sonrası bunların bölgedeki müttefiklerine ne derece güven verdiği bir hayli şüpheli.

Putin’in Suudi Arabistan ziyaretinin bugünlerde gerçekleşmesi elbette tesadüf değil, hatta bir tür tahsilat ziyareti sayılabilir. “Bölgesel konular, enerji piyasasındaki durum, petrol fiyatları hakkında kapsamlı görüş paylaşımı”nın yapıldığı dile getirilen ziyaretin bir anlamı da kuşkusuz İran’a karşı yeni güvence arayışı olarak okunabilir. Bunun bir boyutunu Suudilerin Suriye siyasetini güncellemesi ve İran’la uzlaşma arayışları oluşturacak. Nitekim İran’la Suudilerin arasında diyalog başlatmak için Pakistan Başbakanı İmran Han, İran’a gitti.

Rus ve Suudi sermayesinin karşılıklı yatırım vaatleri ve petrol fiyatlarını birlikte belirme hamleleri ise kuşkusuz Rusya’nın pek de iyi olmayan ekonomik koşullarına pozitif bir katkı yapacak. “Askeri-teknik işbirliği”nin de ele alındığı görüşmelerde Rusya’dan yeni silah alım anlaşmaları yapılıp yapılmadığı henüz basına yansımadı. Fakat Suudi yönetiminin S-400 alımı başta olmak üzere Rusya’dan silah alım arayışında olduğu biliniyor. Çin’in de bütün bu gelişmelerde geri planda görünse de etkisi Rusya’nın paralelinde genişliyor.

TC ise işgal denemesi sonrası adeta dünyada yalnız kaldı. Rejimi neredeyse Macaristan’ın Orban ve Azerbaycan’ın Aliev yönetimleri dışında destekleyen yok. ABD ve AB’nin yaptırımlarının etkisi şu ana kadar ciddi olarak hissedilmese bile bunun devamı gelecek ve zaman içinde TC’nin daha büyük sarsıntılarına şahit olacağız. Maalesef sıradan insanlara daha fazla yükün bineceği bu felaketin birinci derecede sorumlusu kuşkusuz ki rejim.

Bitirmeden Nobel ödüllerinde yine yapılan haksızlığa üzüldüğümü belirtmeliyim. Yok yok Handke meselesi değil. Trump’a mutlaka “twiterda saçmalama” dalında bir ödül verilmeliydi, ama bu kez de boş geçildi, buna canım sıkıldı. Asıl rahatsız edici olansa hiç bir bir siyasal ön görüsü bugüne kadar çıkmadığı gibi geçmişte Erdoğan’a hizmetten malul bazı zihniyetlerin bu kez Trump’ın yol açtığı hengameye “stratejik anlamlar” yüklemeleri oldu. Meğer Trump Çin’i Pasifik’te, Güney Çin Denizi’nde karşılayacakmış, o yüzden çok bilinçli bir biçimde Ortadoğu’dan çekiliyormuş. Bu tamamen yanlış bir varsayım. Çünkü kastedilen strateji Obama dönemine aitti ve o politika Trans Pasifik(TPPA), Trans Atlantik (TTIP) anlaşmaları ve İran’la yapılan nükleer anlaşmadan destek alıyordu. Trump bu anlaşmaları iptal etti ya da en azından işlemez hale getirdi. Bunların yerine Meksika sınırına duvar örmekle meşgul. Bugün Tayvan üzerinden ABD’nin Çin’e açacağı bir savaş, ABD savaşa doğrudan dahil olmadığı sürece Çin tarafından memnuniyetle karşılanacaktır. Çünkü Çin uzun zamandır Tayvan’ı yutmanın hazırlığını yapıyor.

ABD elitleri içindeki çekişmeyi dünyayı eğlendirmek için düzenlenmiş pahalı bir Hollywood prodüksiyonu sanmıyorsak Trump’ın zihninin daha basit çalıştığını görebiliriz. O başkalarının canına mal olan kararlarını kendi geleceğinin hesapları dahilinde görmüyor. Onun tek düşündüğü 2. kez nasıl başkan seçileceği, ha bir de belki Napoleon’un ne yapacağı…