DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, Cumhuriyet döneminin en büyük saldırılarına karşılık tarihsel, destansı bir direniş geliştiğini belirterek, “Bu süreç halkımızın kazanımlarıyla sonuçlanacaktır” dedi. Yüksek, bunun için Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’daki halkı tarihsel amaç etrafında kenetlenmesi gerektiğini belirterek, şu çağrıyı yaptı: “Bu tarihsel, görkemli direniş ve inşa sürecine bizzat katılmaya, tarihe yön vermeye ve kendi tarihimizi yazmaya çağırıyorum.”

DBP Eşbaşkanı Yüksek, Kuzey Kürdistan’daki öz yönetim direnişi, Türk devletinin saldırıları ve Kürtler ile örgütlü yapılarının tutumu konularındaki yazılı sorularımızı yanıtladı.


DBP kendisini konumlandırıken özellikle kurucu meclis olarak nitelenen DTK ile nasıl bir rabıtanın içinde? 

DTK Kürdistan’da Kürt halkının yanı sıra diğer halklar ve inançları, STK ve siyasi partileri de kapsamaya çalışan bir meclis yapılanmasıdır. 

*  Biz DBP olarak DTK’nın bu misyonunu kabul ederek içinde yer alan bir siyasi partiyiz. DTK içinde birçok STK, halk ve inanç temsilcisi yer alıyor ama bizim dışımızda yer alan başka bir siyasi parti henüz yok... 

* Mevcut durumda, bir nevi DTK’nın siyasi yapısı, icra gücü DBP olmaktadır. (Mevcut durumda DBP, DTK’nın siyasi yapısı içinde bir nevi İcra gücü niteliğindedir.) Ayrıca DTK’nın bir çok komisyonuna üye vermekteyiz ve bazı çalışmaları ortak yapmaktayız. 


Siz yeni döneminizi tarif; HDP ile ilişkinizi izah ederken kendinizi Demokratik Özerkliğin inşasıyla sorumlu tuttunuz. Türk devletinin yaklaşımını bilmekle birlikte 102 belediyenizle bu konuda ne kadar başarılısınız?

Demokratik Özerkliğin inşasını elbette sadece belediyeler üzerinden tanımlamıyoruz. Belediyelerin de içinde olduğu meclisler, komünler, kooperatifler üzerinden bir inşa, yapılanma ve icra sürecini geliştirmeye çalışıyoruz. Belediyelerimizin inşa süreci içerisinde rolleri çok çok önemlidir ama elbette bu konuda rollerini yeterince oynamadıklarını belirtebiliriz. Birçok eksiklik yaşanmakta ve bu durum özeleştiri konusudur. Ama diğer yandan Demokratik Belediyeler Birliğimiz üzerinden, eksikliklerin giderilmesi konusunda ciddi çalışma ve çabalar yürütülmekte; bu çalışmalar da önemli sonuçlar açığa çıkmış durumdadır. 


Örnek verebilir misiniz?

*  Belediyelerimiz il-ilçe-kent meclislerinin içinde yer almakta, kent, halk meclislerinin kararlarını dikkate almaktadır. Bu durum, halkın meclisler yoluyla karar süreçlerine katılımı- yani yerel demokrasinin gelişimi- açısından oldukça önemlidir. 

l Yine belediye içi komünleşme süreci başlamaktadır. 

*  İnşanın boyutlarından olan ekonomi, sağlık ve eğitim noktalarında adımlar atılmaya başlandı. Halk Sağlık Ocakları ve okullar kuruluyor; ekonomi komisyonlarımız öncülüğünde alternatif ekonomik kolektiflerin kurulması ve geliştirilmesine katkı yapılıyor. 

*  Kamusal hizmet diye nitelendirebileceğimiz - belediyelerin yetki ve imkanı dahilinde olan - toplu taşıma ve su konusunda önemli hazırlıklar yapıldı, projeler oluşturuldu… 

İlk adım olarak Cizre’de başlatacağımız uygulamalar; başta şebeke suyu ve toplu taşıma alanında sunulan hizmetler maliyetine diyebileceğimiz -kar amacı gütmeyen- cüzi bir bedele indirgenecektir. Halkımız belediye otobüsüne binerken aracın yakıt, bakım ve şoför parasının kişi başına düşen birim fiyatını ödeyecek; yani belediye tek bir kuruş kar elde etmeyecektir. Şebeke suyu konusunda da aynı şekilde; kaynağından evin musluğuna ulaşana kadarki kısmına ve kaynağın devamlılığı için oluşan masrafa katkı yapacaktır.  

Bu adımlarla aslında kolektif yaşamı inşa etmeye çalışıyoruz. Araçlar halkındır, su halkındır; sadece kullanmak için gerekli olan maliyete ortak olup hakkı olan hizmetlere ulaşmış oluyor. 


Rakamsal ifadesi nedir?

Rakamlarla ifade edecek olursak, örneğin Cizre’de kesinleşen haliyle su ücreti hane başına ayda 1 (bir) lira olacak. 

Bu uygulamayı başlattık. Diğer ilçe ve illerimizde birim fiyatlar belirleniyor, bazı yerlerde 1.5 (bir buçuk) ya da 2 (iki) lira olabilir; bazı yerlerde de bu fiyat daha da aşağıda olabilir ama ortalama bu oranlarda olacak. Toplu taşıma da ise her yer 50 kuruş gibi bir rakama tekabul etmektedir.

Meselenin özü, halkın refah düzeyi arttıracak ve halkın yaşam koşullarını düzeltecek ekonomik kaynakları; toprağı, suyu, enerjiyi halkın malı haline getirmek, kolektifleştirmek. Halkın bu malların temininden yararlanmasına kadar geçen aşamalardan halkı sömürmeden bu kaynaklara ortak olmasını sağlamaktır. İşte bu konuda iki önemli başlıkta adım attık. Diğer konularda da bu gelişmeyi yaratabilmemiz, bu dönem topyekün yürüttüğümüz öz yönetim/Demokratik Özerklik mücadelesini başarmamızla da bağlantılıdır. Başardığımız taktirde toprağı da enerjiyi de halkın mülkü ve kolektif kullanım alanına dönüştürebiliriz. 

Özerkliği inşa ettiğimiz takdirde gerçekten özgür, eşit ve adil bir yaşamı kurabilir; halkımızın olanı sömürüden kurtarıp halkımıza iade edebiliriz. 

Özerkliğin inşasını gerekli kılan önemli hususlardan birisi de gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Kaynakların bölüşümündeki adaletsizliktir. Türkiye’deki gelir dağılımı istatiskleri incelendiğinde en zengin yüzde 20’lik üst gelir grubuna mensup kişilerle ile geriye kalan yüzde 80’lik kesim arasında yaklaşık 7 kat fark vardır. Yine Türkiye’deki istatistik kurumunun rakamlarına bakıldığında en fakir illerin Kürdistan illeri olduğu görülmektedir. Türkiye’deki ortalama kişi başı gelir 10 bin 500 dolar civarında ile Kürdistan illerinde bu rakam 2 bin 500-3 bin dolar seviyesinde olduğu görülmektedir. Demokratik Özerklik inşa edildiğinde hem bu gelir dağılımındaki adaletsizliğe son verilecek hem de Kürdistan illerindeki kişilerin gelirinde iyileşme olacaktır. Bu da Demokratik Özerklik üzerinden halkın katlandığı enerji, su ve geçim maliyetlerinin ilk etapta minimize edilmesi ile başlanacaktır.  

Kaynakların sömürülmesine sebep olan anlayış merkezi anlayıştır. Ekonomik kaynakların yerelden, yerinden halkın refahını artıracak düzeyde olması bu kaynakların sömürülmesine engel olacaktır. Bu sayede gerçek özgür, eşit ve adil bir yaşamı kurabiliriz. Halkımıza ait olanı sömürüden kurtarıp halkımıza iade edebiliriz. Halkımın hizmetine sunabiliriz.

Belediyelerimiz ekseninde belirttiğimiz konular, yakın zamanda başlattığımız, giderek geliştireceğimiz çalışmalar olacaktır. 3-4 Ocak 2016 tarihinde tüm belediyelerimizin ortak yıllık ara dönem toplantısı gerçekleşecek ve birçok yeni kararlaşma, o toplantıda açığa çıkacaktır. 

Halkımıza karşı olan sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getirmek adına düzenli olarak belediyelerimizden alacağımız geri bildirimlerle eksikliklerimizi tespit edip özerkliğin inşasını halk adına icra edeceğiz. 

 

Demokratik Özerklik, öz yönetim ve öz savunmayı yeterince izah ettiğinizi düşünüyor musunuz? Bu konudaki dilin, ‘ithal kavramlar’la karmaşık/anlaşılmaz kılındığı e­leştirilerine ne diyorsunuz?

İzahın ötesinde, kavratma ve birlikte geliştirme konusunda yetersizliklerimiz devam ediyor. Çünkü Demokratik Özerklik/öz yönetim/öz savunma konularını toplum adına yapma ya da ona rağmen yapma diye bir şey söz konusu olamaz. Bizzat toplumla birlikte yapılması geliştirilmesi gerekmektedir. 

Bir toplumsal sistem kurmaya çalışıyoruz. Örgütlerimiz, kadrolarımız buna öncülük yapacak, toplum sisteminin inşasına araç olacak ve topluma devredecek. Bizler sadece öncülük yapabilir, kurucu bir vasıf yüklenebiliriz. Bunun için elbette öz yönetimi, toplumun anlayabileceği sadelikte ve onun yaşamına dokunan, hayatında değişiklik yaratacak noktalardan anlatmak gerekiyor. Bunu henüz o düzeyde başarılı geliştirmiş değiliz, ancak çaba içindeyiz. Öz yönetim inşası bir süreç işidir ve bu sürecin başındayız. Süreç içinde karşılaştığımız bu tarz karşı propaganda üzerinden geliştirilen anlam kargaşalarını zamanla aşacağız. 


DBP’li yerel yönetimler, öz yönetimin neresinde?

Belediyeler bir öz yönetim alanıdır; okullar, fabrikalar bir öz yönetim alanıdır; mahalleler, köyler, ilçeler, iller… Her yer aslında bir öz yönetim alanıdır. Mesele bu… Her alanın, devletin mevcut sistemiyle arasına mesafe koyup kendi ilkeleri ile kendini yöneten bir karalılığa ve kapasiteye ulaşmasıdır. 

Bu anlamıyla yakın zamanda belediyelerimizin, şu ana kadar yapılanların ötesinde mevcut devlet sisteminin daha fazla dışına çıkması yönünde çok önemli kararlar alabiliriz. Ayrıca bu öz yönetim iradelerinin birleştiği halk meclislerinde belediye yönetimlerimiz yer almaktadır. Öz yönetim halkın demokratik katılımcılığı esası üzerinden yürümektedir. 


102 yerleşim merkezinde büyük oranlarla yerel yönetimi kazanan DBP, bu halk desteğinin siyasetini ve diplomasisini yeterince yapıyor mu?

Bunun cevabı, elbette yeterince değil! Bu konuda gerekçe üretmek değil, fakat geçen süreçle ilgili bilgi paylaşma anlamında birkaç şey belirtebilirim. 

* DBP, 2014 yılının son aylarında kuruldu ve geçen yılın önemli bölümünü iç örgütlenme, yapılanma, düzenleme, geçmiş kimi dönemlerle ilgili toplumda oluşmuş rahatsızlıkları giderme vs. ile geçirdi. 

* HDP ile girilen iki seçim ve bir cumhurbaşkanlığı seçim süreci oldu… Bu süreçlerin tamamını HDP etrafında örgütleme ihtiyacı vardı. 

* Diğer yandan DBP’nin siyasette ve diplomaside nasıl var olacağı konuları epey süre tartışmalı oldu. DBP bir kadro ve eğitim partisidir. Bu nedenle siyasette ve diplomaside olacak mı olmayacak mı; sadece HDP üzerinden bunun yapılması vb tartışmalar, belirsizlikler epey bir süre oluşturuldu. 

* Sistemimiz DBP, HDP, DTK, HDK ilişkileri rolleri yeni yeni oturuyor. 

Bu nedenle DBP’nin görünürlüğünü, siyaset ve diplomaside temsil düzeyini yeterince geliştirdiğimizi belirtemeyiz ama; Önümüzdeki süreçte çok daha fazla gelişeceğini belirtebilirim.


Kürt kentlerine konvansiyonel unsurlar ve araçlarla orantısız bir saldırı; sivilleri ve yerleşim yerlerini hedef alan bir savaş söz konusu. 102 belediye yönetiminin kentleri için uluslararası güçlere/kurumlara müdahale çağrısı yapma hakkı yok mu, toplu bir çıkış bulmanın önündeki engel nedir? 

Özgücümüz üzerinden mücadeleyi büyütmek ve başarmak esas olandır. Ama tabi Türkiye devleti halkımıza karşı uluslararası savaş hukukunu da çiğneyen orantısız, kirli bir savaş biçimi yürütmektedir. Son haftalarda uluslararası kimi güçlerle bu kapsamda yaptığımız görüşmelerden henüz ciddi bir yaklaşım göremedik. İzlemeyi ve dengeleri gözetmeyi tercih eden bir durum var. Uluslararası hukuk, devletler lehine ve üyelerini gözetme üzerine kurulu. Bu yönde görüşme ve çalışmalar devam edecektir, bir zemin oluşmadan yanıtsız kalacak çağrılar tersine sonuçlar doğurabilir. Onun için esas olarak halkımıza, demokrasi güçlerine mücadele çağrısı yapıyoruz. Toplum olarak ciddi bir güç ve direngenlik göstermeden belli düzeye gelmeden maalesef uluslararası güçler devreye girme gibi bir tutum almıyor. Ve maalesef dünya düzeni hak ve haklılar üzerine kurulmuş değil; devletler hukuku ve güce göre düzenlenmiş durumda. Elbette dünya güçleri önemlidir ama esas olarak özgücümüz üzerinden başarmak durumundayız.


Devletin, statü talebi, müzakere ve eşit haklarla ortak yaşamı umursamayıp geleneksel tedip-tenkil-tehcir terkibinde kararlı olduğu görülüyor. Kuzey Kürdistan’da örgütlü DBP ne yapıyor, ne yapacak?

Buna karşı mücadele ediyoruz, kararlıca mücadele etmeye devam edeceğiz. Aynı zamanda halkımız için yeni yaşam sistemini inşa etme çabalarımızı arttırarak devam edeceğiz. Bundan sonra birlikte yaşamak istiyoruz v.s diye bir yaklaşım ve çağrı da yapmayacağız. Bizim tutumumuz nettir, artık statüsüz yaşamayacağız. Bizi, irademiz, statümüzle kabul ediyorlarsa, eşit haklarla birlikte yaşamak istiyorlarsa, artık onlar isteyip çağrı yapar, halkımız kabul ederse olur...


Eşbaşkanların Kürdistani bir dil ve çerçeveden ziyade HDP’yi aşan “Türkiyelilik” algısı yaratmalarına yönelik eleştirilere ne diyorsunuz? Kürdistan halkının, en başta da Kürt halkının motivasyonu konusunda daha ne yapılabilinir?

Belirttiğiniz eleştirileri bugüne kadar hiç duymadık ya da yansımadı diyelim. Bu sorunuzu okurken tesadüfen HDK ve HDP eşbaşkanı arkadaşlar da vardı, ‘sizi aşan bir Türkiyelilik algısı yarattığımız eleştirisi var’ dedim. Onlar da şaşırdı, böyle bir gözlem ve eleştiri görmediklerini belirttiler. Ama sorduğunuza göre hiç de yok değil, anlıyoruz. Şunu belirtelim, Türkiyelilik vurgusu, çözüm paradigması perspektifi bellidir, biliniyor... Özerk Kürdistan demokratik Türkiye bütünlüğü içinde öngörülmektedir. Bu tüm kurumlarımız için esas olan stratejik hatır. HDP için geçerli, DBP için geçerli değil diye bir şey yok. PKK için de geçerli önderlik perspektifi ve stratejisidir.  Yine ideolojik hattımız halkların kardeşliği, demokrasiye dayalıdır. Devletle ve faşist güçlerle ne kadar mücadele edersek edelim ideolojik hattımızdan vazgeçmemeli, ilkel milliyetçi bir çizgiye kaymamalı, halklara düşman olmama tutumumuzu sürdürmeliyiz. Bu bir önderlik felsefesidir. Bu yönlü duruşlarımız belirttiğiniz kimi algılara yol açıyorsa bilemiyorum…


Tüzüğünüzde anadilde eğitimin altyapısını hazırlamakla yükümlü olduğunuz yazılı, varılan aşama nedir? DBP neden Kürtçeyi hem yerel yönetimin hizmet dili hem de siyasetinin dili olarak kullanmıyor?

Anadilde eğitim yapan okullarımızın sayısı arttı ve öğrenciler ikinci sınıfa geçti. Ayrıca orta öğretim için hazırlık yapıyoruz. Bu kadar belirteyim. Yerel yönetim hizmetleri pratikte anadilde yapılıyor. Resmi olarak, hizmetlerin resmi yazı dili konusu; bu konuda karar alınması halinde tüm belediye başkanlığı ve belediye meclisin feshini getiriyor ve tüm belediyeler valiliğin atadığı bir yönetime geçiyor. Bu konuda nasıl hareket edeceğimizi önümüzdeki süreç şekillendirecektir.


DBP kitlesinin yanı sıra oy oranları çok az da olsa diğer Kürt partilerini/ örgütlerini Türk devletinin yedeğinden kurtaracak bir diyalog/görüşme ve ikna çabanız var mı?

Kürdistan’da yaşanan süreç elbette bütün Kürtleri ve küçük büyük tüm Kürt partilerini, inanç gruplarını, farklı etnisiteleri, STK vs. herkesi ilgilendiriyor. Herkesin geleceği söz konusudur. Bu kesimlerin tamamının Kürdistan’ın geleceği, statüsü ve özgür bir yaşam için tutum alması önemlidir. Devletin kanlı yönelimi bir çok kesimi ürkütüp nötr kalmasına yol açmış durumda, fakat görüşme ve diyalogları daha fazla arttıracağız, mücadelemiz sürdükçe birçok kesimin sürece ortak olacağına inanıyoruz.

Netice itibariyle bizler, Kürdistan özgülünde yoğunlaşan, halkımızın demokratik özerkliğe / öz yönetimlere kavuşmasını sağlamaya dönük çalışmalar yürütüyoruz. Bu bir yandan inşa diğer yandan da devletin yönelimlerine karşı direnişle devam edecek bir süreçtir. Her ikisini de iç içe yürütmek gerekmektedir. 

İnşa konusunda eksiklikler olsa da önemli mesafeler de kat ediliyor. Devlet yönelimleri konusunda ise direniş büyümektedir.

Cumhuriyet döneminin bu en büyük saldırılarına karşılık tarihsel, destansı bir direnişte gelişmektedir. 

Evlerimizi, mahallelerimizi yıkabilirler irademizi asla…

Bu süreç halkımızın kazanımlarıyla sonuçlanacaktır. 

Bunun için Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’da her yerde halkımızı bu tarihsel amaç etrafında kenetlenmeye, gençlik ve kadın başta olmak üzere herkesi bu tarihsel, görkemli direniş ve inşa sürecine bizzat katılmaya, tarihe yön vermeye ve kendi tarihimizi yazmaya çağırıyorum. 


 HABER MERKEZİ