"Neyi bekliyorsunuz? Cizir yanıyor, topraklarımız yanıyor, ciğerimiz yanıyor. Sizler sıcak evlerinizde sıcak sohbetlerinizi yaparken Cizir halkı elektriksiz, silahların altında evlerini, topraklarını savunuyor. Ve sizler sokağa çıkmaktan ses çıkarmaktan acizsiniz. Tarih sizin sessizliğinizi de Cizre’nin direnişini de yazacak. Botan’ın zılgıtları saray kurşunlarının önünde çelik bir duvar olarak yükseliyor."
Aralık ayında sosyal medya üzerinden bu düşüncelerini paylaştıktan sonra, Cizre halkıyla dayanışmak üzere okulunu bırakmış ve çekmiş gitmiş Cihan Karaman.
Üç gün önce, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin "yol ortasındaki yaralıyı hastaneye götürmek üzere ambulans gönderilsin" kararı ile hepimiz tanıdık onu.
Gerisini olayların başından beri sokak sokak, ev ev dolaşarak temsilcisi olduğu halkı yalnız bırakmamak için çırpınan Faysal Sarıyıldız’ın twitter feryatlarından öğreniyoruz:
1. Cizre halkıyla dayanışmak amacıyla bir grup arkadaşıyla yasaktan hemen önce ilçeye gelen üniversite öğrencisi Cihan Kahraman, dün bir şarapnelin göğsüne saplanmasıyla yaralandı.
2. Haberini alır almaz ambulansı aradık. Ancak her zaman olduğu gibi ambulans emniyetçe engellendi.
3. Israrlı talebimiz üzerine ambulans hastaneden çıkınca 155 bilgilendirilerek, yalnız olan Cihan da bombardıman altında ambulansa doğru yürüdü.
4. Cihan’ın ailesi, kaymakamı bilgilendirmesine rağmen alan bombalanmaya devam edilince ambulans yaklaşamadı, Cihan yaralı halde ortada kaldı.
5. Geldiği yere dönmek zorunda kalan Cihan’ın, arkadaşlarıyla sığındığı yer, emniyete bildirilmesine rağmen sabaha kadar bombalandı.
6. Bu arada devletin katliamcı yüzünü Cizre vahşetinde çok iyi gördüğümüz için, Cihan’ın durumunu hemen AİHM’ne taşıyarak tedbir kararı aldırdık.
7. Cihan, AİHM’nin tedbir kararına rağmen arkadaşlarıyla sığındığı ev sabaha kadar bombalanıp tarandı. Sabahleyin yaralı sayısı 12’ye çıktı.
8. Gün içinde birçok kez istediğimiz ambulans hiç gelmedi. Akşama kadar bodruma taşınan yaralı sayısı 20’yi geçti.
9. Cihan, akşama kadar dayanabildi, kurtaramadık, başımızı duvarlar vurduk, çaresiz kaldık… Bağışla bizi cihan.
10. Şu an Cihan’ın cansız bedeni, yaralı olan 20’nin üzerinde canla birlikte bir bodrumda mahsur. Bodrum sadece sıcak kan ve nem kokuyor…
11. Cihan, bir ambulansı bile sana çok gören alçaklara karşı vallahi de billahi de diz çökmeyeceğiz. Bağışla bizi Cihan bağışla…
Faysal Sarıyıldız elinden geleni yapıyor, dolayısıyla bağışlanması gereken de o değil.
Cihan Karaman’a ve hala direnenlere karşı borçlu olanlar, NATO’nun ikinci büyük ordusunu dize getiren bir avuç kahramanın neler başarabildiğini görmeyenlerdir.
Kürdistan’da ve metropollerde hala sessizlik içinde bekleyen; sahip olduğu büyük eylem potansiyelinin farkında olmayan ve kazanma kapasitesini harekete geçirmeyenlerdir.
Bu potansiyel ve bu kapasite harekete geçtiğinde, Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun kaçmaktan başka ikinci bir seçeneği kalmayacaktır.
Dolayısıyla Cihan Karaman’ın "Neyi bekliyorsunuz?" sorusu ne kadar sarsıcı ve rahatsız edici ise, "Botan’ın zılgıtları saray kurşunlarının önünde çelik bir duvar olarak yükseliyor" sözleri de o kadar umut vericidir.
Kürdistan’da şiddetli bir savaş sürerken "yeniden görüşme" tartışmaları da yapılıyor.
Bu tartışmaların içindeki herkes çok açık ve paylaşımcı olmak, çok titiz davranmak, çok uyanık olmak zorundadır. Bu açıdan;
Türk devleti ve AKP Hükümeti açık bir biçimde savaş suçu işlerken dahi, Erdoğan’ı ve onun katiller sürüsünü aklamaya çalışan "savaşı başlatan iki taraf" demagojisine dikkat!
Kürdistan’ı bir katliam sahasına çeviren; sokakları, evleri bombalayan; dört aylık bebekleri, 70 yaşındaki nineleri, dedeleri katleden; Kürtlerin ölülerini haftalarca sokaklarda bekleten bu katiller sürüsü ile PKK’yi aynılaştıran; "devlet terörü ve PKK terörü" diyerek, Türk devletini aklamaya çalışan, "Erdoğan muhalifi, AKP karşıtı makul ve barışsever" aracılara dikkat!
Egemen-ezilen ilişkisi yokmuş gibi davranan, "katil"le "kurban"ı aynılaştıran, suçu ve kötülüğü genelleştiren, PKK eleştirisini devlet eleştirisinin basamağı yapmaya çalışan oportünist aydınlara dikkat!
Çünkü, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Bir yıl öncesine kadar "diyalog" da "görüşme"ler de, yüz yıllık büyük bir ihtilafın, birbirine güvenmeyen tarafları arasında sürdürülüyordu.
Erdoğan yönetimindeki Türk devletinin Kürt halkına karşı açtığı savaş ve savaşın niteliği, Türk devletinin, Kürt halkının düşmanı olduğunu alenileştirmiştir.
Artık, "birbirine güvenmeyen taraflar"ın yerini "düşman taraflar" almıştır.
Bundan sonra görüşme veya diyalog olacaksa da iki düşman güç arasında olacaktır.
Kürt tarafının tarihsel hak ve taleplerinin önüne, artık yeni ve güncel bir talep yerleşmiştir.
En başta Tayyip Erdoğan olmak üzere, Davutoğlu-Hulusi Akar-Hakan Fidan-Yalçın Akdoğan-Efkan Ala gibi savaş suçlularının, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması artık Kürt tarafının ilk talebi olmak durumundadır.