12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde açlık grevine giren isimlerden biri olan Mustafa Kartal, 107 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven ve eylemini “Kişi kendisinden sıyrılıp değerleriyle, ideolojisiyle bütünleştiği zaman o beden artık ben olmaktan çıkar, toplumsal gelecek için yaşar” diye tanımladı.
İşkenceyle anılan Mamak Askeri Cezaevi’nde kalan dönemin Devrimci Yol üyelerinden Mustafa Kartal, cezaevi koşullarına karşı açlık grevine giren isimlerden biriydi. Kartal, açlık grevinin 107. gününe giren Leyla Güven ile eyleminin anlamını değerlendirdi.
Onurlu bir duruşla ölmek
Mamak Askeri Cezaevi’nde fiziksel işkencenin yanında kimliksizleştirme, siyasal kişilikleri bitirme, tek tipleştirme politikalarının uygulandığını hatırlatan Kartal, bu politikalarla kendilerine dayatılan ikilemi “O koşullarda ya kimliğini, kişiliğini, onurunu, siyasal duruşunu tamamen inkar edip teslim olacaksın ya da onurlu bir duruşla öleceksin. Başka şansımız yoktu” sözleriyle ifade etti.
O dönem Mamak ile birlikte Diyarbakır ve Metris cezaevlerinde insanlık dışı uygulamaların yapıldığını vurgulayan Kartal, özellikle Diyarbakır cezaevinde buna karşı verilen direnişi öğrenme imkanları olduğunu belirtti. Kartal, “Oradaki mücadelenin yükselmesi, toplumsal dinamiklerin harekete geçmesi için bedenlerini insanlık uğruna ölüme yatıranlar bize güç kattı. Yeniden bir mücadele azmi, direnç kazandırdı” dedi.
Cezaevlerinde o dönem yaşananların insanlık onuruna ve hasiyetine uygun şeyler olmadığı için dillendirmenin zor olduğunu dile getiren Kartal, açlık grevlerine neden ve nasıl başladıklarını ise şu sözlerle anlattı: “Teslimiyetin dayatıldığı cezaevi koşullarında bizler kuyunun dibine atıldık. Ya o kuyuda yok olacaktık ya da o kuyudan çıkacaktık. Ya ölecektik ya da insanca, onurlu bir şekilde direnecektik. Böyle bir süreçte yan koğuştan kadınların slogan seslerini duyduk. Kuyunun karanlığında görünen güneş, kadınların sloganı oldu. Bu şekilde 40 gün sürecek olan açlık grevimize başladık.”
Ölüm orucuna dönüştürdüler
Grevin daha ilk günü yoğun bir baskı ve şiddetle karşılaşsalar da eylemlerine devam ettiklerini belirten Kartal, baskı ve işkencenin artması üzerine sürdürdükleri açlık grevini 32. gününde ölüm orucuna dönüştürdüklerini anlattı.
12 Eylül devam ediyor
O günlerden bugüne 12 Eylül mekanizmasının daha da ağırlaştırılmış şekilde devam ettiğini ifade eden Kartal, dün ve bugünü “Sözde demokrasi var ama bugün devlet tanımındaki yasama, yürütme, yargı organı tek adamın elinde. Türkiye’de 15 Temmuz sonrası 20 Temmuz’da yeni bir darbe yapıldı. 12 Eylül darbesini aratmayan, sokakta korkunun, sindirilmişliğin hakim olduğu bir dönemde demokrasiden bırakın söz etmek, 12 Eylül döneminin daha da altına düştü” sözleriyle kıyasladı.
Tecrit komplonun sonucudur
Kartal, bugün Leyla Güven ve cezaevindeki tutsakların sonlandırılması talebiyle açlık grevine girdiği Öcalan’a dönük tecridin ise Uluslararası Komplo’nun bir ayağı olduğunu ifade etti. Kartal, “Çünkü Abdullah Öcalan, Ortadoğu’da sol siyaset, toplumsal muhalefet ve ezilen haklar açısından bir paradigma ortaya attı. Bu paradigmayla beraber ekolojik, demokratik toplum, toplumsal demokratik sosyalizm anlayışının biçimlenmesi işlerine gelmedi” şeklinde konuştu.
Açlık grevindeki kişi
Kartal, açlık grevine giren bireyin eylemiyle ortaya çıkardığı anlamı ise şu sözlerle tanımladı: “Kişi kendisinden sıyrılıp değerleriyle, ideolojisiyle bütünleştiği zaman o beden artık ben olmaktan çıkar, toplumsal gelecek için yaşar. Sayın Leyla Güven, böyle bir süreçte kendisinden sıyrılmış, değerleriyle bütünleşmiş, önderlik ile bütünleşmiş ve önderliğe uygulanan Uluslararası Komplo sonrası tecrit ile birlikte çözüm arayışı noktasında bedenini açlığa yatırmıştır.”
Öcalansız dönüşüm olmaz
Türkiye ve Ortadoğu’da, Öcalansız ekonomik, siyasal ve sosyal anlamda bir dönüşümün sağlanamayacağını savunan Kartal, görmemezlikten gelinmeye çalışılsa da bunun bir gerçeklik olduğunu vurguladı. Bu misyonundan dolayı Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini kaydeden Kartal, “Tecride karşı insanların bedenlerini ölüme yatırması, o insanların kararlılığını, savundukları değerlerle bütünleştiklerini gösteriyor. Doğru bir tavır, doğru bir yaklaşımdır” dedi. Bu noktada ise özellikle sol, sosyalist muhalefete önemli bir sorumluluk ve görev düştüğünü vurgulayan Kartal, bu sürecin iyi okunup buna göre tavır geliştirilmesi, Leyla Güven ve tutsakların talebinin dillendirilmesi gerektiğini belirtti.