
Süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri Şakran Cezaevi’nde 42, Edirne Cezaevi’nde 33, Sincan Cezaevi’nde 34, Menemen Cezaevi’nde 22, Van Cezaevi’nde 20. gününe ulaştı. Ermenek, Siirt, Osmaniye, Giresun ve önceki günden beri Bolu’da da sürüyor. Bütün PKK ve PAJK’lı tutsakların açlık grevi ise 14. gününde.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, görüş yasağı ve zorunlu sevkleri protesto amacıyla başlatılan süresiz-dönüşümsüz açlık grevine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Toplantının yapıldığı salona, “Susma suça ortak olma #ZindanlaraSesVer”, “Ölüyorlar daha ne kadar sessiz kalacaksınız #ZindanlaraSesVer” yazı pankartlar asıldı. Toplantıya, komisyon üyelerinin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Eşbaşkanı Mustafa Avcı da katıldı.
Toplantıda ilk olarak konuşan HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Mustafa Avcı, 12 Eylül döneminde cezaevinde kaldığını belirterek, şimdiki koşulların 12 Eylül’den daha kötü olduğunu söyledi. Cezaevlerinde yaşanan açlık grevlerine dikkat çeken Avcı, “Bu direnişler kendi başına sonuç alamaz. Kamuoyunun da duyarlı olması gerekir” dedi. Referandum dışında da cezaevlerindeki açlık grevlerinin öncelikli gündemleri olduğunu belirten Avcı, HDP olarak ilgili kurumlarla birlikte her türlü girişimlerde bulunacaklarını ifade etti.
Tutsaklara yaşatılan zulümdür
İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Mine Nazari, açıklamayı yapmadan önce Adalet Bakanı Bekir Bozdağ‘ın “Cezaevlerinde işkence yok” sözlerini hatırlatarak, bu söylemlerinden dolayı Bozdağ’ı kınadıklarını söyledi. Cezaevlerinde her türden işkence, hak ihlali ve onur kırıcı muamelenin sürekli hale geldiğinin altını çizen Nazari, “Bu uygulamalar tutukluların sağlıklarını doğrudan tehdit etmekte, hastalık üretmektedir. F Tipi cezaevlerinde yaşanan hukuksuzluk ve keyfi uygulamalar, ceza içinde ceza çektirme amaçlıdır. Son dönemlerde özellikle OHAL sonrası tutuklulara yaşatılan tek kelimeyle zulümdür” dedi.
Doktora erişim yok
Cezaevlerindeki sağlık sorunlarına değinen Nazari, tutsakların yeterli ve düzenli tedavi, kontrol imkanlarının olması bir yana doktora erişim imkanlarının dahi olmadığına dikkat çekti. Nazari, kadın tutsakların doktora götürüldüklerinde askerlerin yanında soyunarak muayeneye zorlandığını belirterek, bu durumu kabul etmedikleri için de muayene olmadan tekrar hücrelerine dönmek zorunda kaldıklarını söyledi.
Nazari, yaşanan bu hak ihlallerini durdurmak, tecrit ve sürgünleri protesto etmek amacıyla siyasi tutsakların 15 Mart-15 Nisan tarihlerinde 5’er günlük dönüşümlü açlık grevi kararı aldıklarını; 5 cezaevinde de tutsakların dönüşümsüz açlık grevine girdiklerini hatırlattı. Nazari, şunları söyledi: “Tutukluların cezaevi idaresinden talep ettikleri her hak ve istekleri için idare ‘infaz yakma’ tehdidi ile cevap vermektedir. Gerek tutuklular gerekse görüşüne giden ailelerin derneğimize ulaştırdığı bu bilgileri tüm kamuoyuna ve devlet yetkililerine iletmek ve çözüme kavuşması için çabalamak biz insan hakları savunucularının birincil görevidir.”
Tutsaklara ölüm tehdidi
İzmir Aliağa Şakran Cezaevi’nde devam eden süresiz-dönüşümsüz açlık grevi 42. gününde. 1996 yılından beri cezaevinde olan ve halen Şakran T 3 Nolu Cezaevi’nde müebbet hapis cezasını çeken Ömer Akyol, ailesini arayarak cezaevinde yaşananları aktardı. Cezaevi Müdürü Mustafa Sönmez’in uygulamalarını aktaran Akyol, şunları dile getirdi: “Açlık grevindeki arkadaşlarımız 15-16 kilo kaybı oldu. Bunlar bu kiloyu kaybettikleri halde revir dönüşünde gardiyanlar tarafından darp ediliyorlar. Cezaevi Müdürü Sönmez, 50 Jandarma ile beraber odaları bastı ve saldırdı. Sönmez, ‘Siz neden ailelerinize söylüyorsunuz. Göreceksiniz ben bugünden sonra size neler yapacağım. Aileleriniz gelsin artık sizi kurtarsın. Esat Oktay’ın yapmadığını yapacağım size’ dedi.”
Ayakkabılarına el konuldu
Ağabeyinin görüşüne giden Hayat Sıcaközül de kardeşinin cezaevi yönetimi tarafından ayakkabılarına el konulduğunu belirterek, kendisinden terlik istediğini ifade etti. Cezaevi Müdürü Sönmez tarafından gece 2-3 gibi koğuşların bastığını aktaran Sıcaközül, “Revire giden mahkûmların üstünü başını yırtmışlar ve dolaplarını dağıtıyorlar. Ayrıca gece 03.00’lerde ayakkabılarına el koymuşlar, üzerlerindeki elbiseleri parçalamışlar” diye konuştu. Tutsaklara mektup yazma cezası, aileleri ile görüşen tutsaklara hücre cezası verildiğini aktaran Sıcaközül, kardeşi ile yaptığı görüşmede, “Biz ailelerimiz üzülmesin diye kimseye aktarmıyorduk. Dayanacak gücümüz yok artık. Açlık grevindeki arkadaşlarımız 10-16 kilo kaybı oldu. Bunlar bu kiloyu kaybettikleri halde revir dönüşünde gardiyanlar tarafından darp ediliyorlar. Yalın ayak dolaştırıyorlar” diye aktardı.
Görüşe gittiklerinde kadın gardiyanlar tarafından taciz edildiklerini de ifade eden Sıcaközül, şunları söyledi: “Gardiyanlar yaşlı annelerin gözlerini göz okuyucusuna vurarak hadi okutun gözünüzü oğlunuzu tıkmayı bildiniz şimdi gözünüzü mü okutamıyorsunuz sizinle mi uğraşacağız deyip azarlıyorlar.”
Sorumlusu hükümettir
Önceki gün açık görüşe giden aileler, tutukluların yürümekte zorluk çektiğini ve sağlık durumlarının ağırlaştığını ifade etti.
Şaktan 3 Nolu T Tipi’nde kalan ve 11 yıldır cezaevinde bulunan 37 yaşındaki Zana Yaktın’ın ablası Muazzez Baykan (47), kardeşinin kendisine aktardıklarına göre, baskı politikası her geçen gün artıyor. Yaktın, özelikle açlık grevindeki tutsakların durumuna dikkat çekerek, tüm tutsakların bu durumdan etkilendiğini söyledi. Baykan, olası can kayıplarından hükümet ve cezaevi yönetiminin sorumlu olacağını belirtti.
Yürümekte zorlanıyor
11 ay önce müebbet hapis cezası alan Özkan Yaşar’ın annesi Hazal Yaşar da oğlunun görüşe zor çıktığını, yürüme güçlüğü çektiğini belirterek, “Cezaevinde açlık grevinde olan herkesin durumları çok kötü. Oğlum erimişti. Durumu kötüydü. Oğlum kiloluydu, çok zayıflamış. Çocuklarımız cezaevlerinde ölüyor. Ben oğlumu o halde gördüm, bayılacaktım neredeyse. Oğlumu o halde gördüm 10 dakika sonra kendime geldim” diye bkonuştu.
‘Terörist’ kartı dayatılıyor
Cezaevi yönetimi ve gardiyanların artan baskılarına dikkat çeken Yaşar, şöyle devam etti: “Artık bizim üzerimizde bile baskılar arttı. Taciz edercesine arama yapıyorlar. Oğlum bana dedi; ‘Yaşanan hak ihalelerine artık yeter dedik. Bize hakaret ediyorlar her seferinde. Sürekli yaka kartı uygulaması dayatıyorlar. Yakanıza teröristsiniz yazacaksınız diye.’ Tayip Erdoğan her gün çıkıyor diyor ‘oy verin’. Eğer Kürtlerde şeref varsa ‘Evet’ demez.”
Esat Oktay’a özeniyor
Şakran Cezaevi 3 Nolu T Tipi’nde açlık grevinde bulunan ve 2011 yılında 2 ayrı dosyadan yargılandığı için toplam 60 yıl hapis cezası alan 25 yaşındaki Özgür Güçlü’nün görüşüne giden annesi Naciye Güçlü de oğlunun 9 kilo verdiğini ifade ederek, ayakta duracak halinin olmadığını söyledi. Oğlunun, kendisine cezaevi Müdürü Mustafa Sönmez’in koğuşlarını bastığını aktaran Güçlü, “Sizin başınıza ferman getireceğim ve elimdeki bütün yetkileri size uygulayacağım. Esat Oktay’ı mumla arayacaksınız” diye tehdit ettiğini aktardı.
Artık görüşe de çıkmayız
Güçlü, oğlunun anlattıklarını şöyle aktardı: “Fotoğraflarımızı aldılar. Koğuştakilerin şalvarları var onları aldılar. Kalacak yerimiz yok hepimiz kucak kucağa yatıyoruz. Ranzalara bağlıyoruz, araya örtü atıp yatıyoruz. İpimizi kopardılar, mektuplarımıza el koydular. Cezaevi doktoru her sabah geliyor hiçbir muayene etmeden gelip bol bol su için diyor. Artık görüşe çıkmayacağız. Bağımsız bir doktor heyeti istiyoruz.”
Tutsakların aldığı kararları desteklediklerini ifade eden anne Güçlü, şunları söyledi: “Çocuğum gün be gün eriyerek ölüyor ve bunu da anne yüreği kaldırmıyor. Bir şey olursa sorumlusu müdürdür ve yetkililerdir. Oğlum işkenceye maruz kalmış, bütün vekiller, avukatlar artık duyarlı olsun çocuklarımız ölüyor. Çocuğumu gördüm dayanamadım o halde.”
‘Darp yok’ raporu hazır
Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde gardiyanlar tarafından feci biçimde darp edilen ve gördüğü işkence nedeniyle bayılan Muhammed Said Kulu’ya, götürüldüğü hastanede “darp yok” raporu verildi.
Süresiz-dönüşümsüz açlık grevinin sürdüğü Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar gardiyan işkencesine maruz kaldı. Olay, darp edilen tutuklulardan Muhammed Said Kulu’nun ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde ortaya çıktı. Oğlunun 3 yıl önce Edirne’ye sevk edildiğini söyleyen anne Fermüsse Kulu, oğlu ile birlikte 4 tutuklunun gardiyanlar tarafından feci biçimde darp edildiğini aktardı. Kulu, oğlunun gördüğü işkence nedeniyle baygınlık geçirdiğini, kaldırıldığı hastanede vücudunda işkence izleri olmasına rağmen doktorların “darp yoktur” raporu düzenlediğini söyledi.
Kulu, hastaneden cezaevine dönüşte araç içerisinde işkencenin devam ettiğini de vurguladı.
Edirne ve Maltepe’de şiddet!
Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Mehmet Ali Aslan, “güvenlik” gerekçesiyle her türlü uygulamanın meşrulaştırılmaya çalışıldığını belirtti. Maltepe 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Adar Özel ise 21 Mart’ta adliye çıkışından cezaevine kadar darp edildiklerini ifade etti.
Mehmet Ali Aslan, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden gönderdiği mektupta, cezaevi idaresinin aynı davadan tutuklu bulunanları A ve C bloklarına dağıttıklarını belirterek, “Sonra da arkadaşlarımızla sohbete çıkma talebimizi ‘ayrı bloklardasınız’ diye reddediyor. Yani hem sohbet hakkımız tam olarak uygulanmıyor hem de istediğimiz arkadaşlarla sohbete çıkmamız engelleniyor” dedi. Kendilerine gelen dergilere el konulduğunu aktaran Aslan, kitaplarının da sınırlandırıldığını söyledi.
Hastalara çıplak arama dayatması
Çıplak aramaların rutin bir hal aldığını belirten, Aslan şunları söyledi: “Hüseyin Karaoğlan isimli arkadaşımızın bacağında platin var. Bu durumun doktor raporlarından belli olmasına rağmen, ‘el detektörü uyarı veriyor’ bahanesiyle sürekli zorla çıplak aramaya maruz kalıyor. Yine Selmani Özcan arkadaşımız ayağından ameliyat olmuş. Şu an ayağında kafesle dolaşıyor. Tekirdağ F Tipi’nden buraya tedavisinin devamı için getirildi. Nisan’da bir kez daha ameliyat olacak. Ayrıca ‘ölüm orucu’ eyleminden kaynaklı Wernike Korsakof hastasıdır. Buna rağmen hastaneye girişte saldırıp zorla çıplak arama yapılmıştır ona. Tek başına ihtiyaçlarını karşılamayacağı, yaşamını sürdüremeyeceği ve dar alanda kalmasının sağlığını olumsuz etkileyeceği doktor raporlarında belirtilmiş olmasına rağmen tek kişilik bir hücrede tutuluyor.”
“Güvenlik” adı altında her türlü baskı, saldırı ve hak ihlalinin meşrulaştırılmaya çalışıldığının altını çizen Aslan, tutuklulardan yeni kimlik için fotoğraf ve parmak izi istendiğini söyledi. Daha önce defalarca fotoğraf çektikleri ve parmak izi verdikleri için bunu kabul etmediklerini ifade eden Aslan, bunun üzerine onlarca gardiyanın hücrelerini bastığını ve yerlerde sürüklediğini dile getirdi. Bu uygulamalar karşısında direndikleri için haklarında soruşturmalar açıldığını belirten Aslan, “Sadece son birkaç ayda açılan soruşturmalar sonucunda hakkımızda yıllara varan iletişim ve ziyaret yasakları, ayları bulan hücre cezaları verildi, verilmeye de devam ediliyor. Bizler direnmeye devam edeceğiz” dedi.
Mahkeme çıkışı dövdüler
Maltepe 1 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nden tutuklu Adar Özel ise gönderdiği mektubunda, kendisiyle aynı dosyada yargılanan Yusuf Bayram ve Hogir Özel ile birlikte 21 Mart günü Çağlayan Adliyesi’ne mahkemeye götürüldüklerini söyledi. Mahkeme çıkışı asansörde askerler tarafından darp edildiklerini belirten Özel, asansör açıldığında da aynı şekilde adliye koridorunda bekleyen çevik kuvvet polisleri de kendilerini darp etmeye başladıklarını söyledi. Bunun cezaevine gelene kadar devam ettiğini dile getiren Özel, “Cezaevine vardığımızda adeta bilincimizi kaybetmiştik. Vücudumuz yara ve kan içinde kalmıştı. Bize yapılan bu insanlık dışı işkenceyi kabul etmiyoruz. Bu konuda adliyede bulunan güvenlik kameralarına bakılabilinir. Ayrıca biz bu konu hakkında suç duyurusunda bulunduk. Kamuoyunun ve insan hakları savunucularının duyarlı olmasını istiyoruz” dedi.
Kadın tutsağa çıplak arama dayatması

Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde kızı Zeynep Dilan Çile’yi avukatların uğraşları sonucu ziyaret ettiğini söyleyen baba Abdulvahap Çile, kızının ve diğer kadın tutsakların yaşadıklarından dolayı endişeli.
Sincan Cezaevi’ndeki kızı Zeynep Dilan Çile’ye yapılan işkence ve çıplak arama dayatmasına karşı suç duyurusunda bulunan Abdulvahap Çile, bu şekilde devam etmesinden endişe duyduklarını ifade ederek, “İnsan haklarına aykırı olan bu davranışlar bir an önce son bulmalı” dedi. Kızı ve diğer kadın tutukluların Sincan’da hem psikolojik hem de fiziksel işkenceye maruz kaldığını belirten baba Çile, yapılan hukuksuz uygulamaların bir an önce son bulmasını istedi.
Baba Çile, Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okuduğu sırada son senesinde üniversiteden uzaklaştırıldıktan sonra okulu bırakarak kapatılan Azadiya Welat gazetesinde çalışmaya başlayan Zeynep Dilan’ın 3 yıl önce tutuklanıp 2 ay sonra bırakıldığı bilgisini verdi. Basın çalışanı olan Zeynep Dilan’ın bölgede gelişen olayları an be an aktardığını söyleyen Çile, serbest bırakılmasından 1 ay sonra tekrar tutuklanarak Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldüğünü söyledi.
Aylar sonra avukatların uğraşları sonucu kızı ile kapalı görüş gerçekleştiren Çile, “Kızımın ne ile suçlandığını bile bilmiyoruz. Dosyası gizli, bir de gizli tanık varmış. En son mahkemesi için Silopi’ye getirildiği sırada kızım fiziki işkenceye maruz kaldığını söyledi. Avukatları bunu mahkemeye iletmiş; fakat doktor raporu olmadığından bu durum mahkeme tarafından görmezden gelinmiş. Biz bunu kabul etmiyoruz” dedi.
Kabul etmeyince işkence
Çile, “Her 15 günde 1 tutukluların ailesini arama hakları var. Kızım bizi aradı, cezaevine götürüldüğü sırada da çok fazla fiziki işkenceye maruz bırakıldığını söyledi. Kızımın anlattığına göre kendisine çıplak arama dayatılmış ve bunu kabul etmemesi üzerine şiddet uygulamışlar. Biz ailesi olarak, avukatlarımız ile suç duyurusunda bulunduk” diye konuştu.
“OHAL uygulamaları ile tutsaklar zaten sistematik bir işkenceye maruz bırakılıyor” diyen Çile, görüşlerde yaşadığı sıkıntıları ise şu sözlerle anlattı: “Birinci dereceden olmayan kimse ile görüştürülmüyor. Ayda bir kez olan açık görüşler ise tutuklular kadar ailelere de işkence yaşatıyor. Bir saat olan görüşün en az yarım saati arama noktalarında geçiyor. O da hakaretler ile küfürler ile geçiyor. Bizlere bile çıplak arama dayatılıyor. Ne mektup yazabiliyorlar ne de özel bir ihtiyaçlarını temin edebiliyorlar. İstedikleri kitaplar verilmiyor. Giydikleri kıyafetlere kadar her alanda sistematik işkenceler devam ediyor. Kızım ailesine yolladığı bir mektup yüzünden bile 9 günlük hücre cezasına çarptırılıyor. Cezaevine girdiğinden bu yana 3 defa 9’ar günlük hücre cezasına çarptırıldı.”
Oğlunun görüşüne gidene gözaltı

İskenderun M Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan oğlunun görüşüne giden 66 yaşındaki İsmail Sert gözaltına alındı.
Hatay’ın Dörtyol ilçesinde bulunan İskenderun M Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan oğlu Ahmet Sert’in görüşüne giden İsmail Sert (66), cezaevi önünde gözaltına alındı. Polisler hakkında başlatılan bir soruşturma kapsamında ifadesinin alınacağını belirterek Sert’i Hatay Adliyesi’ne götürdü.
Toplama kampı uygulamaları

HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Dilan Dirayet Taşdemir, cezaevlerinde dayatılanların toplama kampı uygulamaları olduğunu söyledi.
HDP Kadın Meclisi Sözcüsü ve Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir, cezaevlerindeki hak ihlalleri ve açlık grevlerine ilişkin HDP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Taşdemir hükümeti eleştirerek, “Sanki cezaevlerinde 40 gündür var olan bu açlık grevleri onları ilgilendirmiyormuş gibi bir tutum içerisindeler” diye konuştu.
Cezaevlerindeki hak ihlallerinin korkunç boyutlara ulaştığını belirten Taşdemir, daha önce Meclis’te verdikleri soru önergeleri ile duruma dikkat çektiklerini ifade etti. Taşdemir, “Hak ihlallerine karşı cezaevlerine yönelimler olacağı konusunda hükümeti uyarmıştık. Ama maalesef hükümet sanki cezaevlerinde yaşanan bu durum, iktidar oldukları bir ülkede yaşanmıyormuş gibi davranıyor. Sanki cezaevlerinde 40 gündür var olan bu açlık grevleri onları ilgilendirmiyormuş gibi bir tutum içerisindeler. Dönüp baktığımızda cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin boyutu korkunç bir seviyeye gelmiş bulunmakta. Bunu artık cezaevi sorunları olarak tanımlamak mümkün değil” diye konuştu.
Cezaevlerinde dayatılan uygulamaların toplama kampı uygulamaları olduğunu söyleyen Taşdemir, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin yargılama süreci ile başlayan ihlaller olduğuna dikkat çekti. Taşdemir, “Birçok insan iktidarın siyasi gündemi ve talimatları doğrultusunda tutuklandı ve bunların büyük çoğunluğu bizim parti yöneticilerimiz ve çalışanlarımızdır. Bu arkadaşlarımıza yönelik cezaevlerinde sanki politik kimlikleri yokmuş gibi uygulamalar geliştirilmektedir” dedi.
Cezaevlerindeki keyfi uygulamalara ilişkin de bilgi veren Taşdemir, şöyle devam etti: “Yine ailelerle görüşler, cezaevi görüşleri ile ilgili kısıtlama ve sınırlılıklar getirilerek görüş hakları ellerinden alınıyor. Örneğin sürgünler bir cezalandırma yöntemi olarak uygulanıyor. İnsanlar cezaevlerinde ayda 3 defa sürgün ediliyor. Çocuklarını görmeyen aileler var; çünkü çocuklarının hangi cezaevlerinde olduğunu tespit etmekte zorlanıyorlar.
Türkiye cezaevlerinde tahliye edilmesi gerektiği halde tahliye edilmeyen çok sayıda mahkum var.
Bakanlık yanıt vermiyor
HDP Cezaevi Komisyonu Sözcüsü ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Burcu Çelik, açlık grevlerinin başladığı ilk günden bu yana cezaevi idarelerine verilen dilekçelere herhangi bir yanıt verilmediğini söyledi.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Genel Müdürlüğü, TBMM İnsan Hakları Komisyonu ile insan hakları örgütlerine zaman kaybetmeden tutuklularla görüşülmesi ve çözüm bulması çağrısı yapan Çelik, “Bu çağrılarımızı çok yaptık ama hala karşılık gelmedi. Bugün insani ve vicdani olarak cezaevlerine gerçekten bakmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.
İlgili kurumlara ilk günden itibaren dilekçe verdiklerini vurgulayan Çelik, Adalet Bakanlığı yetkilileri ile birebir görüşmeler de gerçekleştirdiklerini fakat Bakanlığın bir tutum takınmadığını söyledi. Çelik, şöyle devam etti: “Bakanlığın hala cezaevlerinde tam olarak ne olduğu ile ilgili bilgisi olmadığını düşünüyoruz. Tamamen idarecilerin vermiş oldukları bilgilere dayanarak hareket ediliyor. Bakanlık yetkililerin bizlerle Şakran’a gitmesi halinde durumun vahametinin daha da farkında olacaklarından hiç şüphemiz yok. Ankara’dan İzmir’e, Edirne’ye ve Sincan’a gitmeden buralarda ne olup bittiğinin bilinmesi mümkün olmayacaktır. Bu anlamda biz Bakanlığa da aynı çağrıda bulunduk.”
TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nda hem CHP, MHP, AKP hem de HDP üyelerinin bulunduğunu anımsatan Çelik, “Ne olup bittiğini çok iyi biliyorlar. Bu anlamda görev ve sorumluluk alabilecek herkese her kuruma çağrımız var. Sessiz kalmamamız gerekiyor, gerçekten gözümüzü, yüzümüzü ve vicdanımızı cezaevlerinde çevirmemiz gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
HABER MERKEZİ