- Gizliliği 84 yıl sonra kaldırılan bir belge, Türk devletinin Türkçe dışındaki dillerin yasaklanması ve unutturulması konusundaki politikasına ilişkin dikkat çekici bir örnek sunuyor.
HEVAL TAHA
Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile yeniden gündeme gelen ana dilde eğitim hakkının anayasal güvenceye alınmasını, sıradan bir demokratik hak talebinin ötesinde ele almak gerekir. Dil düşmanlığı, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte resmi devlet ideolojisinin omurgasını oluşturan temel paradigmanın bir parçası olarak şekillenmiştir. Kurucu iktidarın dil politikası, imparatorluk coğrafyasında yaşayan farklı halkların zor yoluyla asimile edilerek tekleştirilmesi çabasının en güçlü araçlarından biri olmuştur.
Toplumsal ve kolektif varoluş, dilin ve kültürün özgürce yaşatılması ve geliştirilmesiyle mümkündür. Bu bağlamda farklı kimliklerin ve kültürlerin tanınmasının önündeki en büyük engellerden biri, devlet tarafından anayasal düzeyde güvence altına alınan ve mutlaklaştırılan “resmi dil” dayatmasıdır. Zira bir devletin resmi dili “ulusun” kimleri kapsadığının bir göstergesidir. Oysa eşit ve gönüllü bir ortak yaşam, ancak bu topraklarda yaşayan bütün dillerin ve kültürlerin gelişmesinin önündeki yasakçı ve zorlayıcı devlet politikalarından vazgeçilmesiyle mümkün olabilir.
Kürtçe yasağı, bir halkın ana dilinde eğitim görmesinin engellenmesinden çok daha kapsamlı bir sorun olarak ele alınmalıdır. Mesele yalnızca eğitim hakkının gasp edilmesi değildir. Bu yasak, Kürtlerin toplumsal varlığının, tarihsel hafızasının ve kimliğinin inkâr edilmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Cumhuriyet'in parti-devleti biçiminde örgütlendiği CHP’nin tek parti iktidarı döneminde Kürt dilinin yasaklanması, planlı ve programlı bir devlet politikasının parçası olarak ortaya çıkmıştır. Açıkça görüldüğü üzere burada yeni bir “devlet dili” yaratma girişimi söz konusudur. Bu girişim, “CHP Cumhuriyeti"nin kuruluş sürecindeki temel müdahalelerden biridir.
Kürt dilinin yasaklanmasıyla birlikte reddedilen ve yok sayılan yalnızca bir dil değildir; Kürtlüğün kendisidir. Bu açıdan bakıldığında medreselerin kapatılması da yalnızca laiklik ilkesinin bir gereği olarak değerlendirilemez. Kadim bir eğitim kurumu olan medreseler aracılığıyla yaşayan Kürtdçenin, bu kurumlarda korunan toplumsal hafızanın ve medreselerin oluşturduğu yazılı ve sözlü külliyatın ortadan kaldırılması da bu politikanın önemli bir boyutudur.
Halkevleri aracılığıyla ideolojik hegemonyasını kurmaya çalışan “CHP Cumhuriyeti”, yalnızca Kürtleri değil, Kürtlüğü var eden dili, kültürü ve inanç dünyasını da dönüştürmeyi ve ortadan kaldırmayı hedefleyen bir politika izlemiştir.
1 Kasım 1928'de Arap harfleri yerine Latin alfabesine dayalı (29 harfli güdük) Yeni Türk Alfabesi'nin kabul edilmesinin ardından, 12 Temmuz 1932'de daha sonra Türk Dil Kurumu adını alacak olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. Bu gelişmelerin ardından devletin resmi dili dışında yaşayan dillerin etkisizleştirilmesi ve zaman içerisinde ortadan kaldırılması yönündeki girişimler sistematik bir nitelik kazandı.
Dikkat çekici bir örnek
Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan ve 8 Ocak 2024 tarihli, 97024 sayılı olur ile gizliliği 84 yıl sonra kaldırılan bir belge, CHP iktidarının devlet dili dışındaki dillerin yasaklanması ve unutturulması konusunda yürüttüğü politikaya ilişkin dikkat çekici bir örnek sunuyor.
CHP Genel Sekreterliği tarafından 4 Nisan 1942'de “Halkevi Reisliğine” başlığıyla gönderilen talimat, yeni rejimin kendi dilini yerleştirmek amacıyla kadim dillere karşı yürüttüğü müdahaleyi açık biçimde ortaya koyuyor.
Hakkâri Halkevi'ne gönderilen talimatnamenin girişinde, “Bitlis bölge Müfettişi Tokat Mebusu Hasip Ahmet Aytuna'nın 11.11.941 gün ve 34 sayılı Halkevinizi ilgilendiren teftiş raporlarına göre hiç bir şubenizde çalışma eseri maalesef görülmemiştir” ifadelerine yer veriliyor. Bu ifade, devletin Halkevleri aracılığıyla yürüttüğü mevcut girişimlerin beklenen sonucu vermediğini gösteriyor.
Talimatnamede ayrıca Halkevi yönetimi, ahaliye “radyo dinletmekten” başka bir faaliyet yürütmemekle eleştiriliyor. Buradan radyo yayınlarının yalnızca bir haber alma aracı olarak değil, devletin resmi ideolojisinin ve dil politikasının en ücra bölgelere kadar taşınmasının bir aracı olarak değerlendirildiği anlaşılıyor.
Belgede başarısızlığın temel nedeni açık biçimde “dil” meselesine bağlanıyor: “Çalışmayışınızın, matlup randıman veremeyişinizin ve muhit edinemeyişinizin yegane saiki (Dil) meselesidir.”
Talimatın devamında özellikle Dil ve Edebiyat Şubesi hedef alınıyor: “Ancak şubelerinizi birer, birer ele alacak olursak hiç birinde matlup bir verim göze çarpmadığını sizde tasdik edersiniz. Bilhassa Dil ve edebiyat şubesi şimdiye kadar hiç bir şey yapmamıştır. Bu şube (Kütüphane-yayın, Halk dershaneleri-Kurslar) şubeleri ile el birliği yapmak suretile Bilhassa Türk dilini muhite yaymak suretile en büyük rolü oynayabilir ve oralarda bizim için de matlup olan şekil budur. Kürtce ve Arapcayı unutturup yerine öz Türkçeyi esaslaştırmak. Diger yapılacak işler bu büyük davanın hallinden sonra kendiliğinden meydana çıkabilir. Mevzuun ehemmiyetine binaen tekrar ediyorum (Halkeviniz, bütün teşkilatı ile muhitte esaslı bir dil seferberliği savaşına girişmelidir) parulamız şimdilik bundan ibarettir. Bunu yapabildiğiniz takdirde Halkeviniz muvaffak olmuş sayılacaktır.” (Tırnak içinde yer alan bölümdeki imla, belgenin orijinaline aittir.)
Kapsamlı müdahalenin parçası
Belgenin dili son derece açıktır: Devlet, dil asimilasyonu konusunda sıradan bir kültürel faaliyet yürütmemekte, bunu açıkça bir “savaş” ve “seferberlik” olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla yürütülen politikayı yalnızca bir dil standardizasyonu veya modernleşme girişimi olarak değerlendirmek mümkün değildir. Bu politika, o dilleri kullanan halkların toplumsal ve kültürel varlığına yönelik kapsamlı bir müdahalenin parçasıdır.
Söz konusu talimat, Hakkâri Halkevi Şefliği'ne hitaben kaleme alınmış olsa da “unutturulması” gereken diller arasında özellikle “Kürtçe ve Arapça”nın sayılması, bunun yalnızca belirli bir bölgeye özgü bir uygulama olmadığını gösteriyor. Burada karşı karşıya olduğumuz şey, genel bir devlet politikasının yerel düzeyde uygulanmasına ilişkin somut bir talimattır.
Devlet, yalnızca belirli bir bölgede konuşulan dilleri hedef almamış; resmi devlet dili dışında yaşayan dillerin tamamını etkisizleştirmeyi ve zaman içerisinde unutturmayı bir devlet politikası haline getirmiştir. Hakkâri örneği, bu politikanın sahadaki uygulamasını göstermesi bakımından önemlidir.
Dolayısıyla “dil meselesi”, Cumhuriyet'in kuruluşundan sonraki dönemde yalnızca kültürel bir tercih alanı olarak görülmemiştir. Dil, devletin ulus inşa sürecinin merkezine yerleştirilmiş; farklı dillerin kamusal alandaki varlığı ise bu projenin önündeki engellerden biri olarak değerlendirilmiştir.
Asimilasyon çabasının bugün tamamen sona erdiğini düşünmek için de herhangi bir neden bulunmamaktadır. Yakın geçmişte bir sinema filmi üzerinden ve “ne tesadüftür ki” Hakkâri'ye atanan Batılı bir kütüphane müdürü figürü üzerinden işlenen “aydınlanma” anlatıları, devletin bu konudaki resmi ideolojik yaklaşımının farklı biçimlerde yeniden üretilebildiğini gösteriyor.
Dün Halkevleri aracılığıyla yürütülen kültürel ve dilsel müdahaleler, bugün sinema ve “sanat” gibi farklı araçlar üzerinden de sürdürülebilmektedir. Devletin resmi dili dışında bir dille Cumhurbaşkanı olunamayacağını savunan siyaset anlayışı da aynı resmi ideolojinin dil politikalarını yeniden üretmeye hizmet eder.
Bu nedenle devletin diğer dillere düşmanlığını yalnızca devletin klasik ve doğrudan ideolojik aygıtlarıyla sınırlı bir süreç olarak görmek eksik kalır. Siyaset, kültür ve sanat alanları da egemen dil ve kimlik anlayışının yeniden üretildiği alanlara dönüşebilmektedir.
Bugün Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında ana dilde eğitim hakkının yeniden tartışmaya açılması, bu nedenle yalnızca geçmişte yaşanan dil düşmanlığının telafi edilmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda Cumhuriyet'in demokratikleşmesi, toplumsal barışın kalıcı hale gelmesi ve farklı kimliklerin eşit koşullarda bir arada yaşayabilmesi açısından tarihsel bir eşiktir.
“Keşk’in aziz hatırasına…”