
Kürdistan ve Türkiye metropollerinde 90’lı yıllarda “beyaz torosları”yla işkenceyle katledip kaybeden ve bunu bir politika olarak uygulayan devlet, annelere, eşlere, çocuklara, kardeşlere ikinci bir acıyı da “zaman aşımı”yla yaşatıyor. İHD Cezaevi Komisyonu raporuna göre, 2015’te tozlu raflarda bekletilen 250’den fazla dosya zaman aşımı gerekçesiyle kapanacak.
“Yargılama hakkının” sona ermesi nedeniyle, soruşturma ve kovuşturmaya yer bırakmayacak şekilde dosyanın kapanması anlamına gelen “zaman aşımı”, yakınlarının kemiklerine bile kavuşamayan kayıp yakınları için adeta devlet tarafından kendilerine vurulmuş ikinci bir darbe niteliğinde.
İHD’ye yapılan başvurulara göre 1995 yılında kaybedilen 250’den fazla dosya zaman aşımı gerekçesiyle kapanacak. Üstelik bu dosyalar sadece gözaltında kaybedilenlerle ilgili, faili meçhuller, yargısız infazlar, köy yakmalar ve tecavüzlerle ilgili dosyalar bunun dışında. Yani aslında kapanmakla yüzyüze olan binlerce dosya var.
Dava bile açılmadı
23 Şubat 1995 tarihinde kaybedilen Murat Yıldız davasının zaman aşımı süresi 23 Şubat’ta, 21 Mart 1995 tarihinde kaybedilen Hasan Ocak dosyası 26 Şubat’ta zaman aşımına girdi. Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Maksut Tepeli ve Hasan Gülünay’ın dosyaları zaman aşımı dolayısıyla kapatıldı bile.
Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak için “dava açılmaya değer delilimiz yok” denilerek iç hukukun önü daha baştan kapatıldı.
20 yıl önce İstanbul’un Beykoz ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Rıdvan Karakoç’un dosyası da 2 Mart’ta zaman aşımına uğrama tehlikesi ile karşı karşıya. 1961 yılında Ağrı’nın Tutak ilçesinde dünyaya gelen Rıdvan Karakoç, ekonomik nedenlerden dolayı ailesiyle birlikte göç ettiği İstanbul’da MKM’nin kuruluş çalışmalarında yer aldı. 31 Haziran 1994’te evine yapılan baskın ardından hakkında “PKK üyesi olduğu” gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarıldı. O günden sonra evine gelmeyen Karakoç, avukat Eren Keskin’e vekalet vererek kendisini düzenli olarak arayacağını, aramadığı gün yakalanmış olduğu anlamına geleceğini söyledi. 15 Şubat 1995 tarihinden sonra Karakoç’tan haber alınamadı. Ta ki o dönemde kaybedilen Hasan Ocak’ın ailesi adli tıp kayıtlarında Rıdvan Karakoç’un fotoğrafını bulana kadar.
Savcılık Karakoç’un ailesini üç ay sonra aradı. Karakoç işkence edilerek öldürülmüş ve cesedi, 2 Mart 1995’te Beykoz ormanlarına atılmış, 26 Mart tarihinde Adli Tıp’a teslim edilmişti. 3 Haziran’da ailesi cenazeyi defnedildiği yerden çıkararak Gazi Mahallesi’nde toprağa verdi.
Ocak gibi, geçmişte Emniyet’te kaydı ve parmak izi olmasına rağmen Karakoç’un kimlik tespiti yapılamadığı söylenerek, cesedi Kimsesizler Mezarlığı’na gömülmüştü. Otopsi işleminde, Karakoç’u ve Ocak’ı öldürenlerin aynı yöntemleri kullanıldığı anlaşıldı. Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’nda halen devam eden soruşturmada hiçbir veri elde edilemedi.
20 yıldır dosya gidip geliyor
20 yıldır dosyanın gidip geldiğini, defalarca suç duyurusunda bulunduklarını anlatan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, son olarak 13 Şubat 2015 tarihinde Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’na yeniden başvurduklarını dile getirdi. Karakoç, görüştüğü Beykoz Savcısı’nın kendisine, “Acınızı anlıyorum, emin olun elimden geleni yapacağım” dediğini ancak ikinci kez gittiğinde “Aradan 20 yıl geçmiş, ayrılanlar olmuş ama işimiz zor” dediğini söyledi. Karakoç, 20 yıldır dosyayla ilgili savcılığın jandarmaya, jandarmanı da savcılığa yazı gönderdiğini ancak hiçbir aşamanın kaydedilmediğini dile getirdi.
Eninde sonunda hesap sorulur
Zaman aşımını kabul etmediklerini söyleyen Karakoç, “Ağabeyim, siyasi görüşlerinden dolayı sistematik işkenceler yapılarak katledildi. Kürdistan’da binlerce insana bu yöntemi uygulayarak kaybetmek istediler. Dolayısıyla bu kişiye karşı değil, insanlığa karşı yapılmış bir suç. İnsanlık suçu da BM sözleşmesine göre zaman aşımına uğramaz. Biz bunu bu bağlamda ele alınmasını istiyoruz” diye konuştu. Devletin katilleri cezalandırmadığı takdirde AİHM’e başvurup devletin ceza almasını sağlayacaklarını söyleyen Karakoç, “Devletten davacıyız” diyerek, şunları söyledi: “Devlet, bu kirli geçmişiyle hiçbir yere varamaz. Eninde sonunda bunun hesabını sorarlar sana. Bunu ne insanlık, ne tarih ne de biz affederiz.”
ZUHAL ATLAN / DİHA/İSTANBUL
Kaybedildiği günde zaman aşımı
Yıldız ailesinin tek çocuğu olan Murat Yıldız, 29 Ocak 1995 tarihinde İzmir Bornova’daki bir kafede çıkan tartışmada silahla havaya ateş ederek olay yerinden uzaklaştı.
Şubat ayında Yıldız ailesinin evine gelen polis ekibinin “hemen gelir teslim olursa ifadesini verir serbest kalır” beyanı üzerine anne Hanife Yıldız kendi elleriyle 19 yaşındaki oğlunu polise teslim etti. 23 Şubat’ta polis, silahı bulmak için Murat Yıldız’ı İstanbul’a götürürken feribottan atlayıp yüzerek kaçtığını söyledi. Hanife Yıldız’ın “kendi isteğiyle teslim oldu niye kaçsın?” sorusu karşılıksız kaldı.
Beş yıl süren yargılamada Gebze 2. Asliye Mahkemesi, Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören tek bir tanık olmamasına rağmen sanık polislerin beyanını esas aldı ve polislere yalnızca “görevi ihmal”den para cezası verdi. 2007 yılında davanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilen dosya üstüne üstelik adliyede kaybedildi. Adliye kayıtlarını inceleyen İHD avukatı Gülseren Yoleri dosyanın ne imha edildiğine dair bir bilgiye ulaşabildi ne de dosyaya.
AİHM mahkum etse de...
1995’te gözaltında katledilen Hasan Ocak dosyası 27 Şubat tarihinde zaman aşımına girdi.
Gazi Katliamı ardından 21 Mart 1995’te Aksaray’da gözaltına alınan Ocak’ın gözaltında olduğu, parmak izi listesinde adını görenlerin tanıklık etmesine kadar inkar edildi. Ocak’ın cenazesi 5 gün sonra Beykoz Buzhane köyü yakınlarında işkence edilmiş halde köylüler tarafından bulunarak Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldü. Ocak ailesi 58 gün boyunca oğullarını aradı, devlet de 58 gün boyunca bizde yok dedi. Ailesi Ocak’ın kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü 15 Mayıs’ta öğrendi. Aile, tanıklara da başvurarak, Ocak’ın en son Terörle Mücadele Şubesi’nde görüldüğünü duyurdu. Otopsi raporu da Ocak’ın boğularak öldürüldüğünü ortaya koydu. Anne Emine Ocak’ın başvurusuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye’yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Temmuz 2004’te Ocak ailesine 25 bin Euro manevi tazminata mahkum etti. Ancak Türkiye’de suç duyuruları sonuçsuz kaldı.