Konunun kamuyounda açık tartışılması olumlu bir durum. Bu savaşın bedelini halk ödüyorsa ne olduğunu ve nasıl çözüleceğini de bilmesi en doğal hakkıdır. Zaten halka dayanmayan çözümler de kalıcı olmaz. Bu açıdan bakıldığından Kürt tarafının herşeyin daha açık ve şeffaf yürütülmesini savunması ve kendi kamuoyunu katması anlaşılır bir durumdur.
Kamuyounda sorunun tartışılması ve barış umudunun belirmesi olumlu bir gelişmedir. Kürt halkı her zaman barıştan ve demokrasiden yana olmuştur. Çünkü kendisi savaştan en fazla zararı gören taraftır. Devleti, ordusu ve büyük ittifakları yoktur. Yoksul ve herşeyi elinden alınana bir halk konumunda. Tarihten silinmemek ve kimliğini kazanmak mücadelesini veriyor. Bu halkı kimse savaş yanlısı olarak gösteremez.
Şimdiye kadar sorunun çözülmemesi ve barışcıl bir yol izlenmemesi tamamen devletin yönetim zihniyeti ile ilgilidir. Kürtleri yok sayma, halk ve irade olarak görmeme yönetim sınıfının zihin kalıplarını oluşturmuştur. Kim başa gelmişse, devletin temel karakterini ve zihniyetini aşamamıştır. Buna Erdoğan ve AKP de dahil olmuştur.
Türk basını şimdi yumuşama ve barış sürecini destekler görünmeye çalışıyor. Ama yaklaşım hala devletin ve hükümetin saflarında durma biçimindedir. Özellikle hükümet medyası ve yandaşları sanki sorun çözülmüş, memlekete barış gelmiş, geriye bir PKK’nin Türkiye’yi terk etmesi ve silah bırakması kalmış havasındalar. Hükümetin saflarında bu süreci de psikolojik bir operasyona dönüştürme görüntüsü ile ortamı zehirlemekten öte bir katkı sunmaz.
Sayın Erdoğan ve parti yetkilileri herkesi süreç konusunda hassas davranmaya çağırıyorlar. Ahmet Türk bu uyarılara uygun biçimde dağları bombalamayın dediği için dışlanıyor ve eleştiriliyor. Öyle anlaşılıyor ki, dağları bombalamak ve gerillaları öldürmek hükümet ve yandaşı basın için sürece zarar vermiyor. Belki de güven artırıcı önlemler kategorisinde görüyorlar!
Erdoğan iki gün önce “eylemsizlik, barış gibi tanımlamalar doğru değil, bunlar devletler arasında olur”, diyor. Bunlar devletler arasında olur da dağları 15-20 savaş uçağıyla bombalamak kimler arasında oluyor? Bunu hangi kategoriye koyacağız. On binlerce asker, tank, top ve savaş helikopterleri ile çatışmalara katılmaya ne demeli? Bu yapılanlar hala bir savaş değil mi, savaşı da gizlemeye ve inkara devam etmeyi sürdürecekler anlaşılan.
Erdoğan ayrıca gevşetmeye, rehavete gelemeyiz, bedeli ağır olabilir, diyor. Aynı şey Kürt tarafı için de geçerli. Ancak basın ve Türkiye’li barıştan yana güçlerin sürece yeterli kadar dahil omadığı ve süreci tam sahiplenmediği görülüyor.
BDP ve PKK’ye neredeyse ağzınızı açmayın, eleştirmeyin, sürece zarar vermeyin çağrısı yapanlar, görüş belirtenler nedense Erdoğan’ın talimatlarıyla gerilla bölgelerinin bombalanmasını olağan görüyorlar. Hükümete dur, sürece zarar verme, güvensizliği derinleştirme demiyorlar. Hükümet de sanki Sayın Öcalan’la müzakere etme ihtiyacında değilmiş, teslim alınmış veya teslim olmaya hazırlanan bir güçle muhatapmış gibi davranmaya çalışıyor.
Ortada yenilen veya teslim alınan bir güç yok. Ayrıca tarihi bir sorun çözülecek iddiası var. Erdoğan risk aldığını söylüyor. Baldıran zehiri olsa içerim, diyor. Zehir içmeyi düşünen biri niye insanları öldürecek operasyon emirleri veriyor. Anneler ağlamasın diye uğraşıyoruz, diyeceksin ardından ağlayan annelerin sayısını arttıracaksın.
Bombardımanlarla nasıl bir sonuç hedefleniyor acaba. Bu saldırılarla gerilla güçleri korkutulacak mı? Bazı alanları terk etmeleri mi sağlanacak? Bunların hiç birisinin olma şansı yok. Yıllardır gerillalar bombalanıyor, öldürülüyor. Eğer öldürme ve bombalama sorunu çözecekse, diyaloga veya müzakereye gerek kalmaz. Erdoğan’a bu aklı verenler, buna politika veya strateji diyenler sürece kötülük yapmaktan başka bir katkı yapmazlar. Bombalamalara değil, yumuşamaya ve güven artırıcı önlemlere ihtiyaç var. Kanımızca hükümetin öldürdükleri yeterlidir. Elli veya yüz gerilla daha öldürmek savaşı kazanmalarına katkı yapmaz. Gerilla güçleri ve Kürt halkı bu kayıplarla dize gelmez.
Kürt ve Türk halkının ilişkileri yeniden düzenlenecek, silahlara aradan çekilecek denilecekse, kayıpları artırmaktan ve güvensizliği derinleştirmekten uzak durmak gerek. Gerilla güçleri saldırır ve askerleri vurursa biliyoruz, birçok çevre fevran edecek PKK barış istemiyor, diyecektir. Gerillar insandan sayılmıyor mu, onların anneleri, aileleri yok mu? Sivil toplum örgütleri, demokrasi güçleri ve aydınlar bu sürece daha fazla ağırlığını koymalı ve akan kanın önüne geçmeye çalışmalıdır. Süreç hükümetin inisiyatifine ve keyfine bırakılamayacak kadar önemlidir.
Hükümet Kandil’i sürekli bombalayarak, gerillaları öldürerek Kandil’le Sayın Öcalan arasında çelişki mi çıkarmayı hesaplıyor. Bu hesaplar yanlıştır. Herkesten önce Sayın Öcalan bu kanlı oyunlara karşı çıkar. Barışın gelişmesi için tüm enerjisini harcıyor ama öldürdükleriniz onun arkadaşları. Arkadaşlarının ölümüne seyirci kalmaz. Süreç tarihidir. Sorumluluk büyüktür. Herkes bu tarihselliğe uygun davranmalıdır. Kanlı oyunlardan ve tertiplerden uzak durulmalıdır. Bundan vazgeçilmezse, Kürt halkı ve örgütlü güçlerinin kendilerini avunma hakları vardır. Kendilerini savunmaktan kadar aciz de değillerdir.