2013 yılı için En iyi yabancı film dalında Oscar'a aday gösterilen Aşk, yönetmenine Cannes Film Festivali’nde altın Palmiye kazandırmıştı. Eleştirmenlerden tam not alan ve yaşlı bir çiftin ölümle hayat arasında yaşadığı duygusal bağı anlatan film, etkileyici bir anlatıma sahip. Filmin başrollerini Jean-Louis Trintignant ve Emmanuelle Riva paylaşıyor. Aşkın ulaşabileceği doruğu anlatan film, aynı zamanda yaşlılığın şiddetini ve çaresizliğini anlatıyor.
Seksenli yaşlarını süren iki emekli konservatuar hocası Anne ve Georges’un günlük yaşamıyla başlayan film, Anne’ın önce felç geçirmesi, ardından da giderek düşkünleşmesiyle kaçınılmaz sona doğru gidiyor. Trintignant’ın muhteşem oyunu sayesinde, “Aşk” vücudun iflas etmesi karşısında insanın çaresizliğini hatırlatıyor. Ama çiftin arasındaki bağ ve sevgi öylesine bir boyutta ki, yegane kızlarını bile yaşadıkları acının ve aşkın dışında bırakmayı yeğletiyor. Haneke, büyük bir aşk, sevgi, şefkat, yaşam ortaklığıyla birleşmiş bir çiftin yaşantısını net bir şekilde sunuyor.

Filmin çıkış noktası aile acısı
Ancak söylenenin aksine yönetmen Haneke, filmin sert olduğunu düşünmüyor: "Bu yapımın diğerlerinden daha dokunaklı ya da daha sert olduğunu da düşünmüyorum. Sadece imza attığım filmlerin duygusunu tam olarak vermesine dikkat ediyorum, hepsi bu. Her zaman eğlenceli olmayabiliyor.Medyanın ve gündemdeki olayların daha az eğlenceli olduğunu söylemeliyim."
Filmin başlama noktası Haneke'nin ailesinde yaşadığı bir acı. "Benim için orada hiçbir şey yapamadan çaresizce olacakları izlemek korkunçtu" diyen Haneke, şöyle devam ediyor: "Filme başlama noktam zaten bu. Bu yapımı nasıl şekillendireceğimi düşündüm. Acı çeken, sevdiğim birine nasıl destek olabilirim. Elbette otuz yaşında bir çiftin beş yaşında kanser hastası çocuklarıyla ilgili de bir film yapabilirdim. Aynı konu ama bambaşka bir vaka olurdu. Yaşlıları konu aldığınızda trajedi oranı biraz azalıyor belki ama hepimizin içinde bir yerlerde sakladığı o trajedi başıma gelebilir korkusu ortaya çıkıyor."

KÜLTÜR SERVİSİ