Kürt Halk Önderi Öcalan’ın mücadelesi, öngörüsü doğrultusunda bir süreç ilerliyor. Aslında ilerlerken şimdiye kadar AKP’nin çarpıtmaları ve propaganda savaşı boşa çıkıyor. Bu savaşın en belirgin öğesi olan bu sürecin AKP tarafından başlatılmış olduğu, bu sürecin AKP tarafından yürütüldüğü yalanı çok net bir şekilde açığa çıkıyor. Artık herkes görüyor ve anlıyor bu süreç Önder Öcalan’ın başlattığı ve yürüttüğü bir süreç. Hem de her şeye inat, herkesi kendi düşüncesine getirdiği bir süreç.

Bu gerçeğe rağmen bu süreci halen pek çok kesim PKK’nin tasfiyesi amacıyla başlatılan süreç olarak tanımlıyor. Kazanan tarafın kendileri olduklarını Kürt toplumuna inandırmaya çalışmaktalar. Ayrıca Kürtler dışındaki çevrelere yaptıkları seslenişlerde de daha güçlü devlet, daha büyük devlet için uygulanması gereken bir taktik olarak yansıtmaktalar. Bu şekilde Kürtlere tarihten bu güne yaptıkları hor görmeyi devam ettirmekteler.
Sürecin adım adım ilerlediği böyle bir süreçte öncelikle şunu belirtelim. Gelişen sürecin her ne kadar ateşli silahların kullanımı şimdilik durmuş olsa bile bir savaş süreci olduğunu bilmek gerekir. Önder Öcalan bu savaşı kapitalist moderniteye karşı demokratik modernitenin savaşı olarak dile getirdi. Tabi karşı tarafta diğer tarihi örneklerde olduğu gibi bu savaşı kendi açısından yürütmektedir. Bakın herkesin pek çok örneğini verdiği kimilerince başarılı diye tanımlanan süreçlerde devletin yaptığı, yapmak istediği isyancı, muhalif örgütleri ve kadrolarını kapitalist sistemin içine çekmektir. Muhalif mücadeleler ortadan kaldırılmak istenmektedir.
Bunu yaparken pek çok yazar ve siyasetçinin paylaştığı ekonomik kalkınma stratejisini kullanmaktadır. Şimdi de hükümetin bir taraftan ısrarla propagandasını yaptığı ve geliştirdiği bu stratejinin güncel görevi kapitalizm açısından bakir toprakların sermayeye açılmasıdır. Bu stratejinin Kürt halkı açısından tehlikeli olduğunu görmek, göstermek gereklidir. Yani iyi bir şeyler yapıyorum adı altında, perdesi altında bölgede gelişen pozitif psikolojiyi de kullanıp Kürt hareketinin karşı durduğu kapitalist modernite Kürdistan’a sokulmak istenmektedir.
Yani Foucault’nun belirttiği modern dünyada barış savaşın farklı araçlarla sürdürülmesi gerçeği Kürdistan’da başlamış durumda. Aslında “ne savaş ne de barış” konumu gibi bir ara konumda “atı alanın Üsküdar’ı geçmek istediği durumlar yaratılmak istenmektedir.  
Peki, ne yapmak gerekir?
Öncelikle şunu ne kadar tekrarlasak yerindedir; Dünyada son yirmi yılda yapılan 102 barış görüşmesinden yarısından fazlasının beş yıl içinde bozulmuş olduğu gerçeğinden hareketle sistemin tasfiye etmek istediği gerillanın Kürt halkı açısından halen çok büyük önemi olduğunu görmek ve buna göre hareket etmek gerekir. Çünkü gerilla geçmişte olduğu gibi günümüzde de Kürt toplumunun öz savunma gücü konumundadır.
Yeni sürecin demokratik siyaset yöntemi ekseninde gelişeceği biliniyor. Demokratik siyaset pasifist ve reformist değildir. Bu süreçte kendimizi ve toplumumuzu devrimsel gelişmelerle örgütlendirip karşı tarafı etkisizleştirmeyi hedef almalıyız. Kürt Özgürlük Hareketinin başlangıçtan beri taşıdığı devrimci ruh ve yöntem budur.
Demokratik siyaset yöntemi şimdiye kadar KCK tutuklamaları ve farklı sebepler gösterilerek yeterince uygulanamadı. Bu süreçte Önder Öcalan’ın yaratmış olduğu bu mücadele zemininde demokratik siyasetin geliştirilmemesi için artık sorumlu olan kişilerden yani kendimizden başka hiçbir neden yoktur.  Sürecin son tartışılan temel gündem maddesi gerillanın sınır dışına çekilmesidir. Demokratik siyaset alanı olarak, halk olarak bu süreçte bu tartışmanın yanında Önder Öcalan’ın gerillanın çekilmesiyle birlikte halkta köylerine dönmeli perspektifini okumamız, tartışmamız gereklidir.
Bu konuda Avrupa’da Türkiye metropolleri ve Kürdistan şehirlerinde bunun için ne kadar bir çalışma vardır? Önder Öcalan herkese ülkene sahip çık, yurtseverliğin gereğini yap! Ben size zemin yarattım siz de atalarınızın topraklarında, kendi topraklarınızda özgürce yaşayın demektedir. Bu çağrı temelinde ilgili herkes örgütlenmeli, hamlenin bu ayağına acilen başlanabilmelidir.
Köye dönüşün sağlanabilmesi kadar, köye döneceklerin yaşamlarının her yönüyle ekonomik, sosyal, dini, siyasi her alanda yeniden örgütlenmeli devletin şimdiden başlattığı kapitalist saldırıya karşı demokratik yaşamın kurulması için tartışma, örgütlenme ve kurumlar geliştirilmelidir.
Bunun nasılı yürütülecek tartışmalar ve geliştirilecek pratiklerle daha da somutlaşır. Bu konu ve buna benzer pek çok konu da kimseden beklemeden herkes seferberlik ruhuyla, devrim ruhuyla pratiğe koşulmalıdır.  Bilinir, at binenin, kılıç kuşananındır ve modern çağda Üsküdar o kadar da uzak değildir.