Cihan EREN

Faşizm sadece karanlık ve zulüm değildir. Aynı zamanda yalancılık ve iftiracılıktır. İktidarlar tahtları ve taçları için çok defa halka yalan söylerler. Çünkü yalan söylemeden toplumdan çalıp biriktirdiklerini gizleyemezler. Ele geçirdikleri haramları helal kılıp yiyemezler. Fakat faşist iktidarlar her gün, her yerde ve her konuda yalan söylerler. Bir gerçek göze batacak kadar yakın olsa bile mutlaka bir yerinden tutup yalanla farklı göstermeye çalışırlar. Hitler bu iş için propaganda bakanlığı kurmuştu. Türk faşist rejimiyse tüm bakan ve basınını propaganda makinası gibi ayarlamıştır.

Faşistlerin ‘baba yalanları’ vardır. ‘Baba yalanlar’ başka yalanlar söylemek için üretilir. Son bir hafta içinde Türk faşist rejimi böyle iki büyük yalan piyasaya sürdü. Birini Malazgirt savaşına dayandırarak ürettiler, diğerini Cumartesi Annelerinin direnişini kırmak için uydurdular.

Faşizm mikrobik bir hastalıktır da. Yalanları gibi mikropları da ‘baş mikrop’ üretir. Bu mikrobik hastalık en çok beyinleri hedefler. Bu hastalık her şeyi ters gördürme hastalığıdır. Faşistler hastalığa kapılmamış normal insanların ters gördüğüne inanırlar. Bu hastalar dost düşman gibi daha birçok ilişkiyi de tersten okuyarak tanımlarlar. Atalarını bile piçleştirebilir bunlar.

Faşizm ‘baba yalanları’ en çok tarihi olayları ve gelişmeleri çarpıtmak için üretir. Faşist Türk rejiminin Malazgirt ve Cumartesi Anneleri hakkında ‘baba yalan’ üretmesinin nedeni her iki olayında tarihsel olmasındandır.

Bilindiği gibi Malazgirt savaşı uzak, Cumartesi Anneleri yakın tarihin olaylarıdır. Faşist rejimin bu iki konuda benzer mantığa sahip yalan söylemesi ne tesadüf ne de birbirinden habersiz söylenmiştir. Oldukça planlı ve hesaplı yalan ve iftiralardı ikisi de.

Malazgirt savaşının gerçek hikayesinin özeti şöyledir; Ortadoğu’ya yerleşmiş Türk boyları yurt edinmek için Müslümanlaşmak zorunda kaldı. Müslümanlaşıp yurt edinmek içinse Hıristiyan Bizans’la savaşmak durumundaydılar. Bu savaşı kazanmak içinse Kürt, Arap, Fars, Türkmen ve diğer Müslüman halkların halifenin fetvasıyla ‘İslam bayrağı’ altında birleşmesi gerekirdi. Komutanlığına Alparslan adlı kişinin tayin edildiği halifenin ordusu böyle kurulmuştu. Yani Malazgirt’teki ordu  sadece Türkmen boylarından oluşan bir ordu değildi. Tarih Bizans ordusundaki Türkmenlerin sayısının ‘Malazgirt İslam Ordusu’ndakilerden çok daha fazla olduğunu söyler. Bu savaş hakkında ikinci önemli husus Erdoğan’ın ataları olan Gürcü halkının durumudur. Gürcüler ilk Hıristiyan halklardan olup Bizans ordusunun en önemli savaş gücüydüler ve Malazgirt’te Diyojen’nin komutası altında Müslümanlara karşı savaştaydılar.

Faşist şef Malazgirt savaşının 947 yıl dönümünde bu gerçekleri nasıl da ters yüz ederek anlattı. Öyle bir anlattı ki sanki otuz kırk bin kişilik halife desturlu orduyu kahraman Alparslan sadece Türkmen boylarından bir çırpıda kurup gelmiş ve zafer kazanmış. Bunu o savaştaki atalarının büyüklüğünden dem vurarak anlatmaktan utanmadı. Malazgirt’teki Hıristiyan atalarının İslam için ne kadar büyük kahramanlıklarda bulunduğunu anlatırken bile yüzü hiç kızarmadı. Üstelik kendini tutmadı Kudüs, Mekke, Medine savunmalarındaki atalarından da bahsederek bugün ki ‘Diyojen’lere Alparslan olarak ben karşınızdayım mesajını dahi vermekten çekinmedi. Erdoğan o konuşmasında bedel ödeyerek var olan Türkmen halkının tarihine hakaret etti. Alparslan komutasında savaşan Türkmen oba ve boylarını öldürenlerin arasında Erdoğan’ın o zamanki ataları da vardı. Böylece atalarını temize, Türkmenleri pazara çıkardı. Atalarına bu kadar methiye düzen birinin kendi öz atalarını inkar etmesi ne yaman çelişkidir.

Böyle bir adamın başında olduğu devletin diğer adamlarının kalitesi ne olabilir ki. Alın işte size İçişleri Bakanı Soylu. Adam sanki yalan ve iki yüzlülük için yaratılmış. Bu adamda Cumartesi Annelerine saldırdı ve hakaret etti. İftira atıp tarihi gerçekleri ters yüz ederek yalan söyledi. Kayıpların devlet tarafından değil, örgütler tarafından yapıldığını, anneliğin istismar edildiğini söyledi. İkisi de Malazgirt ovasında şefinin söylediği kadar büyük yalan. Türk devletinin kayıplar konusunda katil olduğunu anlatmak gerekmez. Daha büyük yalanı, bir annenin en doğal hakkı hatta annelik refleksi olan evladını sormasına, aramasına bu alçak istismar diyerek uydurdu.

Peki Erdoğan Malazgirt üzerinden ‘atalar-cetler’ övgüsü adı altında atalarını, Soylu’da Cumartesi Annelerinin eylemine saldırarak devlet çetelerinin katilliğini neden aklamak istedi. Erdoğan Türklerin liderliğine oynuyor. Ama Hıristiyan Gürcü ataları, Türkler Anadolu’ya girmesin diye Diyojen’nin safında savaşanlardandı. O kadar çok atalar cetler demesinin nedeni Türkmenleri çok sevdiği için değil, atalar kimliğinin üstünü yalanla örtüp kendini rahatlatma psikolojisinden ötürüdür. Soylu’da kayıpları katleden devlet çetelerinin bir üyesidir. Bu da suçu açığa çıkmasın diye yalan söylüyor.

Demek ki Türk devleti yalan söylemekten başka çıkar yolu olmayanların eline geçmiştir. Türk devletindeki yalanlar devşirilmiş kişilerin kendilerini Türk gibi göstermesinden kaynaklanan psikolojik bir hastalığın dışavurumundan üretilir. Köksüz bu adamlar ancak yalanla adam olduklarını gösterebilirler. Böyle bir devletin ayakta kalamayacağını pek yakında hepimiz göreceğiz.

Gerçek şu ki Malazgirt’te yurt edinmek için savaşıp öldürülen Türkmenlerin torunları şimdi Bizans ellerinde işçi ve emekçiler olarak ‘Diyojenlere’ hizmet ediyorken, Diyojen için savaşanların torunları milyon dolarlara sahipler ve Türkmenleri Türk adı altında yönetebiliyorlar. İşte Türk tipi faşizm böyle bir soysuzluğun eseridir ve çok tehlikeli bir mikroptur.