Ateşin sırrına erenler
Kadın Haberleri —

Ronahî (Bediye Taş) ve Bêrîvan (Nilgün Yıldırım)
- Alman devletinin PKK ve Newroz yasaklarıyla Kürt halkına yönelik saldırılarına karşı, Ronahî ve Berivan özgürlük ateşini Avrupa'ya taşıdı.
- Ronahî ve Berîvan’ı ‘ateşin sırrına erenler' diyerek tanımlayan Önder Apo: “Eğer özgürlük bu kadar kolay olsaydı Berîvan ve Ronahî kendilerini yakmazlardı.”
Newroz'un diriliş ve başkaldırı ateşi, Kürdistan sınırlarını çoktan aşmıştı. 1994'te Alman devletinin PKK'yi yasaklaması, dernekleri kapatması, ulusal sembolleri gasp etmesi ve Kürt yurtseverlerine yönelik baskıları, Avrupa'daki Kürt özgürlük mücadelesini hedef alıyordu. Bu zulme karşı, Ronahî ve Berîvan bedenlerini Neckar Nehri kıyısında ateşe vererek, Avrupa'daki imha politikalarına meydan okudu. Geride bıraktıkları mektuplar ve eylemleri, "Eğer özgürlük bu kadar kolay olsaydı Berîvan ve Ronahî kendilerini yakmazlardı" sözünü herkesin diline doladı. PKK tarafından "Newroz Şehitleri" ilan edilen bu iki kadın, özgürlük arayışının ve sömürgeciliğe karşı direnişin simgesi haline geldi.
Dersîm ve Mereş’in özgürlük arayışçıları
Ronahî (Bedriye Taş), 1972'de Mereş'in Elbistan ilçesinde yurtsever bir ailenin kızı olarak doğdu. 1979'da ailesiyle İsviçre'ye göç etti. Ailenin en küçüğü olarak üç erkek kardeşiyle Kürt özgürlük mücadelesine dönük şarkılar seslendiren bir müzik grubu kurdular. Babasının vefatından sonra grup dağıldı. Ronahî, kara kalem çalışmalarında kız çocukları ve doğa resimlerine yoğunlaştı. Ailesinin mücadele geleneği içinde büyüdü; gençlik çalışmalarıyla mücadeleye başladı. 20 günlük eğitimden sonra mücadeleye aktif ve profesyonel katılım istedi. Temel eğitimin ardından Berxwedan gazetesinde çalışmak üzere görevlendirildi. Gazetede bir yıla yakın çalıştı. Kitle çalışmalarında yer almayı talep etmesi üzerine 1993 sonunda Mannheim bölgesinde halk çalışmalarında görev aldı.
Bêrivan (Nilgün Yıldırım), Dersîmli bir ailenin kızı olarak doğdu. Daha altı aylıkken, annesi feodal namus anlayışıyla evden atılır. 12 yaşına kadar halasını annesi olarak bilmiş. 12 yaşında gerçeği öğrendiğinde yaşadıklarını anlamlandırabilmiştir. Bêrivan, küçük yaşta zorla evlendirilerek Almanya’ya gönderilmiş; ancak altı ay dayanabildiği şiddet dolu bu yaşamdan kaçarak bir sığınma evine yerleşmiştir. Daha sonra abisinin evine yerleşip evliliğini sonlandırmıştır. Girdiği yeni çevrede özgürlük hareketi ile tanışmış ve özgürce nefes alabildiği bir yaşamın militanı olmuştur.
Kürdistan’a özlem
Ronahî ve Bêrivan temel eğitim devresinde birlikte eğitim alır. Bu eğitimden sonra Ronahî Manheim’daki kadın çalışmalarında, Berîvan ise Frankfurt’taki çalışmalarda yer alır. Katıldıkları bir konferansta her ikisi de Kürdistan’a olan özlemlerini dile getirir. İkisi de Avrupa’da kalmak istemediklerini, ülkeye gimek istediklerini dile getirirler. Ronahî bu isteğini şu sözlerle ifade eder: “Avrupa'da kadın çalışmaları da diğerleri de beni tatmin etmez. Ben ancak dağa gidersem kendimi daha güçlü katabilirim. Önderliğin birçok perspektifi var, Avrupa kitlesine çağrı yapıyor, bizim de cevap olmamız gerekiyor.”
İki yüreğin aynı anlamda buluşması
Ronahî ve Berîvan'ın eylemi gerçekleştirmeden önce birlikte kaleme aldıkları mektup şöyle: "Alman devleti son aylarda düşmanlığını açık açık ilan etmiştir. Derneklerimiz kapatılmış, ulusal renklerimiz, ulusal bayraklarımız gasp edilmiş, onlarca yurtseverimiz tutuklanmış, gözaltına alınmıştır. Almanya, Türk ırkçılarının peşinden gitmektedir. Demirel-Çiller-Güreş kliğinin ya bitecek ya bitecek sözlerini ellerini ovuşturarak desteklemekte, kirli savaşın sürmesi ve Kürt halkının imha edilmesi için her türlü desteği sunmaktadır. Kürdistan'daki katliamlar, Almanya'nın verdiği silahlarla gerçekleşmektedir. Son olarak 1994 Newroz yürüyüşünde Almanya'nın çeşitli kentlerinde Kürt yurtseverlerine Hitler'i geride bırakacak uygulamaların gerçekleştirilmiş olması, bizim için bardağı taşıran son damla olmuştur.
Sömürgeciliğe en büyük yanıt
Cizre'de, Şirnak'ta, Diyarbakır'da uygulanan vahşette Alman devletinin çok büyük sorumluluğu vardır. Alman devleti bu yaptıklarıyla insanlık suçu işlemiştir ve bunun hesabını mutlaka verecektir. Diyarbakır zindanlarında üç kibrit çöpüyle Kürt halkına çıkış yolu gösteren Mazlum Doğan'ı, bu anlamlı çıkışa bedenlerini tutuşturarak cevap veren Ferhat'ları, Newroz, Newroz ateşi yakılarak kutlanır diyen ve Diyarbakır surlarında bedenini tutuşturan Zekiye Alkan'ları, özgürlük mücadelesinin neferleri olarak saygı ve minnetle anıyoruz. Onlardan devraldığımız bayrağın burçlara dikileceğinin çok yakın olduğunu görüyoruz. 'Ateşi söndürmeyin' diyen Necmi'lerin yolundan kendi özgür irademizle giriyoruz. Emperyalizme ve sömürgeciliğe en büyük yanıt, bedenleri tutuşturularak verilir. Dün akşam İçişleri Bakanı Manfred Kanther'in 'Bundan sonra PKK'ye karşı tavrımız çok daha sert olacaktır. PKKliler şunu anlamalılar ki, her yerde serbest hareket edemezler' sözleri, kararımıza bizi bir adım daha yaklaştırdı. Biz biliyor ve inanıyoruz ki, yaktığımız özgürlük ateşi, daha büyük ateşlerin yanmasına neden olacaktır. Bedenlerimiz, düşüncelerimiz Kürt halkına ve bütün insanlığa armağan olsun."
‘Büyük saygı duymamak mümkün değil’
Berîvan ve Ronahî eylemlerinden sonra bıraktıkları mektupları ve eylemlerini değerlendiren Önder Apo, 'ateşin sırrına erenler' diyerek onlar hakkında şunları belirtir: "Avrupa'daki Newroz şehitlerimizin bıraktığı bazı mektuplar var. Bunların üzerinde biraz durulmaya değer. Berîvan ve Ronahî yoldaşlar, bu Kürdistan kızları, anlamlı mektuplar bırakmışlar. Ben bazı röportajlarına da tanık olmuştum. Eğer özgürlük bu kadar kolay olsaydı Berîvan ve Ronahî kendilerini yakmazlardı. Büyük saygı duymamak, gerçekten mümkün değil." HABER MERKEZİ














