
Ateşkes ve çözüm süreci ne için olur? Şimdi Türkiye’de bu iki kavram anlamsızlaştırılıyor ve yozlaştırılıyor. Sanki kendi başlarına bir anlamı ve işlevi varmış gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Ateşkes çatışma ve savaşın olduğu yerde çatışmaları durdurup savaşı yaratan etkenleri ortadan kaldırmak için yapılır. Çözüm süreci ise ilgili konuyu çözmek için yürütülür. Türkiye’de ise savaşı yaratan etkenler ortadan kaldırılmadan ya da sorun çözülmeden ateşkes ve çözüm süreci kavramları kullanılmaktadır. İşte psikolojik ağırlıklı özel savaş dediğimiz şey de bu oluyor. Gerçekleri çarpıtmak ve toplumları aldatmak!
Bu aldatmayı da en iyi dışa vuran Beşir Atalay’dır. Beşir Atalay yıllardır “Çözüm süreci sürüyor; çözüm süreci en iyi noktadadır” diyerek AKP’nin hiçbir şey yapmamasını, beklenti yaratarak aldatma ve oyalamayı sürdürmesini sağlayan bir psikolojik savaş dili kullanmaktadır. Beşir Atalay en son konuşmasında da çözüm süreci sürdürülecek diyerek yine gerçeklerin üstünü örtme görevini üstlenmiştir. Bu tür konuları pişkin pişkin en iyi dile getiren o olduğu için onu görevlendirmişler. Ancak psikolojik savaşın bir özelliği vardır; uzun süre sürdürülemez. Çünkü gerçekler karşısında yalan ve aldatmalar açığa çıkar.
Ateşkesler ve çözüm süreçleri tek taraflı olan şeyler değildir; mutlaka tarafları vardır. Ancak Türk devleti her şeyden önce tarafları tanımıyor. Dolmabahçe mutabakatının kamuoyuna sunulması sırasında devlet ve HDP heyeti yan yana görüntü verince Cumhurbaşkanı Tayyip hemen müdahale etti, bu görüntüyü yok saydı. Çünkü devlet ile HDP heyeti Kürt sorunu konusunda yan yana görüntü veremezdi. Böyle bir görüntü Kürt sorununun varlığını resmi olarak kabul etmek olurdu. Bu nedenle bu mutabakatı yok saymak için Cumhurbaşkanı “Kürt sorunu yoktur” dedi.
Şu anda ateşkes var mı, yok mu tartışılıyor. Kürt Özgürlük Hareketi baraj, karakol ve askeri amaçlı yolların yapımına müdahale edeceğini açıklayınca “PKK ateşkesi bitiriyor” diye yaygara koparıldı. Kürt Özgürlük Hareketi defalarca AKP hükümetinin 2013 Newroz’unda resmi hale gelen ateşkese uymadığını açıklamıştır. Eğer ateşkes bir çatışmanın durdurulması için yapılmışsa, karakol ve askeri amaçlı faaliyetlerin yapılması ateşkesi ortadan kaldırır. Savaş sırasında askeri amaçlı olduğu için engellenen her faaliyet ateşkes fırsat görülerek yapılamaz. Ancak Türk devleti bu basit kurallara uymadığı gibi, gerillaya yönelik saldırılarını da bırakmamıştır. Kürt siyasetçilerine ve yurtseverlerine yönelik siyasi soykırım operasyonlarını ise süreklileştirmiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi teslim alınmak isteniyor
Ateşkes ortamında bunlar yapılıyor ve ateşkesin amaçladığı sonuçlara ulaşılmıyorsa o zaman ateşkesin anlamı kalır mı? Böyle bir durumda ateşkesten söz edilebilir mi? Ben devletim, her şeyi yaparım, sadece Kürt Özgürlük Hareketi hiçbir şey yapamaz denilerek ateşkesten söz edilebilir mi? Ateşkes, Kürt sorununun çözümüne fırsat tanınmak için yapılıyor. Ancak bu konuda adım atılmıyor; hatta Kürt sorunu da yok, şu da yok, bu da yok deniliyorsa orada ateşkesten söz edilebilir mi? AKP hükümeti için ateşkes diye bir şey olmayacak, sadece Kürt Özgürlük Hareketi’nin eli kolu bağlı durması istenecek! Buna da ateşkes denilecek! Böyle bir şey olabilir mi? Bu, ateşkes kavramını yozlaştırmak ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni mücadelesiz bırakıp tasfiye etmek için kullanılan bir özel savaş olmaktadır, psikolojik savaş olmaktadır. Daha doğrusu ateşkesin bu biçimde yozlaştırılıp anlamsızlaştırılması Kürt Özgürlük Hareketi’ni teslim alma ve tasfiye etme yolu olarak kullanılmaktadır.
2013 ateşkesini kim sağlattı? Bunun cevabı, Kürt Halk Önderi’dir. Bunu hiç kimse inkar edemez. Bu ateşkesi sağlatan Önderlik üzerinde ağır tecrit uygulanıyorsa, psikolojik savaş yürütülüyorsa, silah bıraktır baskısı yapılıyorsa kim bu durumda ateşkesten söz edebilir? Ateşkesi yaptırana karşı bir savaş yürütülecek, ondan sonra da ateşkesten söz edilecek! AKP’nin tüm uygulamaları ateşkesi anlamsızlaştırıp bitirdiği gibi, ateşkesi yaptıran Önderliğe uygulanan tecrit ve baskı ateşkesi tümden anlamsızlaştırıp ortadan kaldırmıştır. Bu durumda gerilla da “ateşkesi yaptıran üzerinde bu baskılar uygulanırsa bizim için de ateşkes bitmiştir” der ve kimse de hiçbir şey söyleyemez.
Herkes ciddi olmalıdır. Devlet her şeyi yapar, ama Kürt Özgürlük Hareketi yapamaz; biz İmralı’da tecrit ve baskı uygularız, ama kimse bir şey yapamaz diyemez. Bu halk da, bu Hareket de bu durumda kıyamet koparır; kıyameti koparmakta da haklı olur.
Ateşkes, ateşkes olmuyorsa Kürt Özgürlük Hareketi niye kendini ateşkes kurallarına bağlı görsün? Çözüm için adım atılmıyorsa, Kürt sorunu da yoktur deniliyorsa Kürt Özgürlük Hareketi ateşkes kurallarına kendisini neden bağlı görsün? Eğer bir şeyler söylenecekse devlet ve hükümete söylenmelidir. Bir ateşkes yapılmışsa o zaman devlet ve hükümet bu ateşkes ne için yapılmışsa onu yerine getirmelidir, denilmelidir. Kürt sorununda adım atılmayacaksa bu sorunu çözme öncelikli görev olarak görülmüyorsa o zaman ateşkesin ne anlamı kalır? Ateşkes yozlaştırılmamalıdır. En kötü şey bu kavramların yozlaştırılmasıdır. Demokratik çözüm ve barış için önemli ve gerekli olan ateşkes yozlaştırılıyorsa o zaman bunu yozlaştıranlara ateşkesin anlamını ve değerini hatırlatmak kaçınılmaz hale gelir.
Beşir Atalay kalkmış utanmadan çözüm sürecinden söz ediyor. 2013 Newroz’unda bir süreç başlatan, Kürt sorununun çözümü için büyük çabalar harcayan, halklara büyük umut veren Dolmabahçe mutabakatını sağlayan, ateşkesin ilk koşulu olan Önderliğe yaklaşım dikkate alınmıyor ve bu Önderliğe yönelik tecrit ve baskı uygulanıyorsa çözüm sürecinden söz etmek utanmazlıktır. Ateşkes ve çözüm süreci Kürt sorununun çözümü için olur. Kürt sorunu yok deniliyor, çözümün en önemli aktörü üzerinde baskı uygulanıyor, Kürt sorununun çözümü için bir irade ortaya konulup adım atılmıyorsa hiç kimsenin ateşkes ve çözüm sürecinden söz etmeye hakkı yoktur.
AKP soykırımı tamamlamayı amaçlıyor
Son anda Suruç katliamını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu katliam AKP gerçeğini ortaya çıkarmıştır. AKP, bırakalım ateşkese uymayı, bu saldırıda görüldüğü gibi Kürt halkına karşı savaşı hiç bırakmamıştır. AKP hükümeti Kürt halkını ve Özgürlük Hareketi’ni silahsızlandırarak tümden teslim almak istemektedir. Kürt sorununun çözülmediği, asker ve polisin bir işgalci gibi halk üzerinde baskı gücü olduğu, bu tür faşist çetelerin Türk devletinin soykırımcı politikasını uygulama aracı haline geldiği bir ortamda silah bırakma çağrılarının neden yapıldığı şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. AKP, Kürt halkını tümden savunmasız bırakıp soykırımı tamamlamayı hesaplamaktadır. Ancak yüz yıllık yaşadıklarıyla büyük bir deneyim sahibi olan Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi’nin Kürt sorunu çözülüp Türkiye demokratikleşmeden direnişi hiçbir biçimde bırakmayacağı, bu yönlü yapılan hiçbir baskıyı da dikkate almayacağı açıktır.