Devrimci mücadele bir ülkede gelişen en derin toplumsal hareketlerdir. Devrimci mücadelenin amacı tarihsel olarak uzunca zamandır toplumun başına çöreklenen mevcut baskıcı  sistemi ortadan kaldırma ve yok etmedir. Devrimci mücadeleler aslında insanlığın hayatında her zaman var olmuştur. Yani hayatın kendisi sürekli devrimci bir nitelik taşır. Yaşam devrimci bir niteliğe sahip olduğundan insan doğaya ayak bastığı günden bugüne kadar her yönden birçok gelişime imza atmış, büyük başarılar elde etmiştir. Devrim ve toplumsal değişimi derin ve köklü bir şekilde ele almak gerekiyor. Toplumu derinden sarsan,  her bakımdan tarihin ötelerine taşıyan her değişime devrim denebilir.

Modern çağ olarak tanımlayabileceğimiz sanayileşme dönemi, aslında modern ulusal ve sınıfsal devrimlerin başladığı bir dönemdir. Avrupa, Amerika, Asya, Afrika ve daha birçok yerde büyük toplumsal mücadelelerle dünya yerinden oynamıştır. Yani devrimler bir yönüyle sınıflar arası çatışmalardan doğan, daha çok ezilen sınıfın lehine gelişim gösteren sosyal, siyasal, ekonomik değişimlerdir. Çünkü toplumlar her zaman daha iyi koşullarda yaşamayı amaç edinir ve bunun uğraşı içerisinde olur. Bazı Avrupa ülkelerinde verilen mücadeleler toplumları tam olarak iktidara taşımasa da toplumların iktidarlar üzerinde etkide bulunmasına yol açmış, bugün sahip olunan birçok demokratik, ekonomik hak kazanmasını sağlamıştır. Bugün Avrupa’da sahip olunan haklar ve refah seviyesi aslında Avrupa devletlerinin bir iyiliği olmayıp, Avrupa halkı ve işçi sınıflarının vermiş olduğu mücadelenin bir ürünüdür.

Avrupa’nın son iki yüz yıllık geçmişine baktığımızda birçok işçi/köylü ayaklanması ve toplumsal mücadeleler olduğu görülecektir. Yani Avrupa’daki haklar öyle kolay kazanılmadı.  Avrupa’daki hakların öyle kendiliğinden, adeta Avrupa devletlerinin iyiliğinden kaynaklandığı düşüncesi son derece yanlıştır. Bu algı, mzelliklede Avrupa’ya mülteci olarak gelenlerde karşımıza çıkıyor. Sanki Avrupa, Avrupa olalı böyleymiş gibi bir algıya sahipler. Halbuki Avrupa iki yüz yıl önce Ortadoğu’dan daha beter bir durumdaydı.

Sanayileşme ve Marksizm’in ideolojik doğuşu, Fransız  demokratik devrimde halkın oynadığı rol ve rönesans olarak adlandıracağımız Avrupa’daki toplumsal mücadele ve değişimler günümüzdeki Avrupa medeniyetinin mimarıdır.

Yani bugün Avrupa’daki her türlü hak ve kazanım kesinlikle Avrupa halkının ve işçi sınıfının emeğidir. Toplumsal  mücadelenin yükselişe geçtiği, sınıfsal mücadelenin keskinleştiği durumlarda karşı taraf her türlü toplumsal talebi bazı siyasi denge ve anlaşmalar temelinde kabul etmek zorunda kalır. Aksi durumda iktidarlarını tümden kaybetme riski oldukça yüksektir. 


Seçimler devrimci mücadeleye dönüştürülmeli

Seçimler siyasal yaşamın vazgeçilmez çalışmalarıdır. Kimi demokratik ülkelerde halkın seçimlere ve yönetime demokratik temelde katılımı ve sistem üzerinde belli bir etkisi söz konusuyken, Türkiye gibi ülkelerde seçimler, sadece halkı kandırmanın ve sistemi sürdürmenin aracı oldu. Seçimler denebilirki ilk kez HDP ile devrimci bir mücadale alanı haline getirildi. Rusya’da Ekim Devrimi öncesi Bolşevikler birçok seçime katılmış ve Duma denilen çarın parlamentosuna girmiş ve hatta Şubat demokratik devrim sonrası bazı bolşevikler hükümete bile girmişlerdir. Devrimci mücadelenin gelişim gösterdiği koşullarda parlamento hiçbir zaman kapitalist, burjuva yamyamlara bırakılmaz.

Latin Amerika ve bazı ülkelerde seçimlerle bazı sol, sosyalist partiler iktidara gelmiş, çeşitli reformlar yaparak toplum yararına olabilecek bazı değişimler yapmışlardır. İktidara gelmeyi mevki, makam ve çıkar elde etme alanı olarak

görenlerin halka olumlu olarak verecekleri hiçbir şeyleri olamaz. Ama hangi yolla olursa olsun iktidara gelmeyi halka hizmet etme olarak görenler tabii ki seçimlerlerde de halka hizmet etmenin önemini görebilirler. Kendilerine devrimci deyip de  bugüne kadar kendi parti binalarının dışına bile çıkmamış, halkla en küçük bir kaynaşmayı bile yaşayamamış, hatta varlığından bir avuç insanin bile haberi olmayan bazı çevrelerin seçimlere katılmayı düzen içi olarak görmeleri kendilerinin bugüne kadar ne yaptıkları sorusunu sormaya itiyor.

Evet, madem ki seçimlere katılmak düzen içilik oluyor, siz siyasi bir parti değil misiniz? Bu düzeni nasıl değiştireceksiniz? Siz hedeflediğiniz düzene hangi mücadele metoduyla, yöntemiyle ulaşmayı düşünüyorsunuz? Alternatifiniz nedir? Sadece seçimlerle devrimci mücadele olmaz ama yukarıda Rusya ve Bolşeviklere ilişkin bazı örnekler verdik. Siz sözde Lenin ve  Bolşevikleri örnek alıyorsunuz ama Lenin ve Bolşeviklerin iktidara nasıl geldiklerinden haberiniz bile yok. Unutmayın ki sadece kabuğunuza çekilip parti binasında oturmakla düzen ve kapitalizm karşıtı olunmaz. Topluma düşman olan sistemin her türlü iktidar dayanağını ele geçireceksiniz. Seçimler, özellikle bu koşullarda daha çok mücadele edilmesi gereken bir alandır. İktidara gelmek için her tarafa girmek, her tarafta etkin olarak örgütlenme yapmak büyük öneme sahiptir. Seçimler devrimci mücadelenin bir alanı olarak görülüp gereken önem verilmelidir.