“Belçika yargısının kararı Avrupa’ya Kürt sorunun çözümü noktasında rol alması için kesinlikle çok önemli bir fırsat tanıyor. Avrupa bu fırsatı kullanır mı kullanmaz mı onu bilemem. Ancak çok da iyimser değilim. Fakat şu bir gerçek; bu karar Avrupa’nın 20 yıldır Kürt sorunu karşısında takındığı yanlış tavrı, çözümden uzak politikayı değiştirmesi için çok önemli bir fırsat tanıyor. Bu hukuki kararın sağladığı en önemli şey; iki tarafı da sorunu çözme noktasında teşvik edebilirler.“

ERKAN GÜLBAHÇE/BRÜKSEL

Belçika yargısı bir ilke imza atarak ”PKK terörist değil, silahlı çatışmanın tarafıdır” dedi. On yılı aşkın süre devam eden ve 28 Ocak’ta nihai karara bağlanan davada PKK’ye yönelik ‘terör’ suçlamaları çürütülürken, savaş hukuku ve bunun gerekliliklerine de işaret edildi.

Dava avukatlarından Jan Fermon, Brüksel davasının perde arkası, savaş hukuku, kararının sonuçlarını gazetemize değerlendirdi.

Belçika yargısının aldığı kararın Avrupa’nın 20 yıldır Kürt sorunu karşısında takındığı tavrı, çözümden uzak politikayı değiştirmesi için önemli bir fırsat sunduğunu belirten Av. Fermon, ”Bu karar şu an Avrupa kurumları ve devletlerine ‘bir sorun var ve bu sorunu çözmeniz için size bir fırsat sunuyorum’ diye açık bir çağrı yapıyor” dedi. Bu kararın Avrupa devletleri için de emsal teşkil edeceğini ifade eden Av. Fermon, ”Avrupa bir bütünlük içerisindedir. Belçika’da suç olmayan, kriminal sayılmayan bir şeyin Avrupa’nın başka bir devletinde suç olarak görülmesinin bir mantığı da olmayacak” diye konuştu.

Belçika’daki olumlu kararı Avrupa’nın diğer ülkelerine de taşıma yönünde girişimlerin olacağını kaydeden Av. Fermon, PKK’nin Avrupa Birliği ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılması için Avrupa Adalet Divanı’na yapılan başvuraya da olumlu yansıyacağının altını çizdi: ”2018 yılında Avrupa Adalet Divanı, Belçika mahkemesinin kararını dikkate alarak olumlu bir karar verdi. Daha önce referans olarak alınan karar artık kesinleşti. Avrupa Adalet Divanı daha rahat bir şekilde PKK’nin haksız yere Avrupa ‘terör örgütleri listesi’nde olduğuna dair karar verebilir.”

PKK’yle ilgili Brüksel kararına, on yılı aşkın süre devam eden bir yargı sürecinin sonunda ulaşıldı. Başa dönersek, bu süreç nasıl başladı ve gelişti?

Dava süreci resmi olarak Mart 2009’da başladı. Belçika’da dava sürecini, savcı değil soruşturma hakimi başlatır. Soruşturma hakimi delilleri toplamakla meşgul iken Belçika’da 2010 yılı başında Kürt siyasetçiler, KNK ve televizyona baskın yapıldı ve gözaltı furyası başlatıldı. Bu furyayla birlikte süreç hızlandı. Mahkeme kısa bir sürede gözaltına aldıklarını serbest bıraktı ama soruşturmalar devam etti.

2015 yılının sonbaharında soruşturma hakimi bütün evraklarını federal savcıya teslim etti. Savcı ise davanın açılması için mahkemeye talepte bulundu. Ancak bize göre kanıtlar eksik ve yetersizdi. PKK’nin ‘terör örgütü’ olmadığını, uluslararası iki güç arasındaki çatışma yaşandığını vurguladık ve yargılama yapılıp yapılmayacağına karar verilmesi için ön mahkeme talebinde bulunduk. Bunun üzerine gerçekleşen mahkemede, bu kişiler suçlu mu, değil mi görüşmedi. Mahkeme 2016’da atfedilen suçlardan yargılama olmalı mı olmamalı konusunu görüştü. Biz mahkemede ”Yaşanan bir uluslararası çatışma ve terörist bir eylem ile açıklanamaz. Bu nedenle bu mahkemede yargılama gerçekleştirilemez” tezini ortaya koyduk.

Savcı ve mahkeme heyeti bu savunmayı dikkate almadı, bizimle dalga geçti. Bu konunun mahkeme sürecinde ele alınmasını istedi. Ancak bu konu hakkında hiçbir kanıt ortaya koyamadılar. 3 Kasım 2016’da hakim “Bu kişiler anti terör yasaları ile yargılanamaz. Çift taraflı bir silahlı çatışma durumu var. Hiçbir şekilde terör kapsamında ele alıp yargılayamayız” kararını verdi. Savcı ve Türk tarafı ise bu kararı bir üst mahkemeye taşıdı.

Türkiye ve savcılığın itirazına rağmen mahkeme defalarca kez benzer karara imza attı. Yargılama boyunca PKK’nin verdiği mücedele ve iki taraf arasındaki çatışma hangi boyutlarıyla tartışıldı?

Evet. Üst mahkemede hem hukuki açıdan hem de yaşanan olaylar hakkında uzun ve çok ciddi tartışmalar oldu. Bu süreçte de savcılık ve Türk makamı elle tutulur bir şey öne sürmedi. ”Uluslararası iki güç arasındaki çatışma” olarak görülmesi için bazı kriterlere uyması gerektiğini savundular. Bu çatışmalar, yaygın ve yüksek şiddette devam etmeli. Karşı taraf, PKK ile Türkiye arasındaki çatışmaların zaman zaman baş gösterdiğini çok yoğun olmadığını, bu çatışmalarda düşük bir nüfusun yerinden olduğunu ispatlamaya çalıştı.

Biz ise Türkiye’deki insan hakları ile uluslararası insan hakları kurumlarının verilerini kanıt olarak gösterdik. 1 ila 2 milyon insanın yerinden edildiğini kanıt olarak sunduk. PKK ve HPG’nin ne kadar organizeli olduklarını, ne kadar güçlü olduklarını ve ne kadar kitlesel olduklarını göstermeye çalıştık.

Uzun tartışmalardan sonra mahkeme 14 Eylül 2017’de verdiği kararda ”PKK silahlı bir çatışmanın tarafı, dolayısıyla terör örgütü olarak yargılanamaz. Bizim kanunlarımızdaki anti terör yasaları bunlara uygulanamaz. PKK bir terör örgütü olmadığı, çatışmanın bir tarafı olduğu için de bunun propagandasını yapan, para toplayan siyasi çalışmalar yürüten, destek veren kişiler Belçika’daki anti terör yasası ile yargılanamaz. Mahkeme önüne çıkarılamaz.

Mahkemenin kararını kabul etmeyen Belçika savcısı ve Türk tarafı davayı üst mahkemeye taşıdı. Bunun üzerine üst mahkeme kararı yeniden görüşmeye açmadı. Üst mahkeme, sadece alt mahkemenin yargılaması sırasında usule uygun bir yargılamanın yapılıp yapılmadığını, kanun ve hükümlerin olması gerektiği gibi uygulanıp uygulanmadığını, davanın içeriği değil de usul yönünden bir değerlendirme yaptı.

Üst mahkeme alt mahkemenin usulünde bir hata ya da eksiklik görse dahi yeniden yargılamıyor. Dosyayı bir alt mahkemeye geri gönderiyor. 13 Şubat 2018’de üst mahkeme, teknik sebeplerden dolayı savcılığın iddiaların yeterince incelenmediği eksik karar verildiği gerekçesi ile alt mahkemenin kararlarını iptal etti. Dosyayı, yeniden görüşülmesi için alt mahkemeye geri gönderdi.

Eylül 2018’de alt mahkemede dosyanın görüşülmesine yeniden başlandı. Hakim değişince dosya tümden yeniden başladı. 17 Ocak 2019 tarihine kadar tartışmalar ve yargılamalar devam etti. 8 Mart 2019 tarihinde ise alt mahkeme, daha önce verdiği kararı tekrarladı. PKK’nin ‘terörist’ bir örgüt olmadığını, yaptıkları eylemlerden bu sıfat ile yargılanamayacağını, bilakis ancak uluslararası savaş suçları kanunlarına göre yargılanabileceğini yineledi.

Savcı ve Türk tarafı bu kararı yargıtaya da taşıdı. 28 Ocak 2020 tarihinde ise yargıtay, alt mahkemenin 8 Mart 2019 tarihinde verdiği kararı onadı. Yargıtay, Belçika’daki en üst organ olduğu için karar kesinleşti ve böylece dava kapandı.

Belçika yargısı PKK’yle ilgili ‘terör’ suçlamasını çürütürken aynı zamanda ”savaşın tarafı” olduğuna da hükmetti. Mahkemede savunmanızı hangi argümanlara dayandırdınız?

Öncelikle şunu vurgulamak gerekiyor; verilen karar hem Belçika kanunlarına hem de uluslararası kanunlara uygun bir karar. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce devlet olmayan grup, parti ya da halkların verdikleri mücadele, çatışmalı durum otomatik olarak terör organizasyonu olarak kabul ediliyordu. Ancak özel nedenlerden dolayı İkinci Dünya Savaşı’nda ve anti kolonyal savaşlar döneminde uluslararası kurumlar şuna karar verdi, ”devlet dışı kurumlar bazen meşru sebeplerden dolayı silaha başvurup çatışmalara giriyor olabilir.” Dolayısıyla devlet olmayan grupların çatışmalarına bazı kriterler getirilerek bir meşruluk tanındı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra varılan bu karardan sonra göreceli olarak yavaş yavaş şu fikir ortaya çıktı. Devlet dışı bir aktörün herhangi bir devlete karşı verdiği mücadele, uluslararası savaş kurallarına ve Cenevre Konvansiyonları’na göre ele alınabilir. İllaki terör kapsamında değerlendirilmesi gerekmiyor. Savaş kanunları uygulanırsa, sivillere karşı yapılan herhangi bir saldırı savaş suçu olarak değerlendirilir. Askeri hedefler ve savaş hedeflerine yönelik saldırılar ise meşru bir saldırı olarak kabul edilir. Bunu savaş hukuku çerçevesinde değil de adli suçlar çerçevesinde değerlendirirsek o zaman hem devlet tarafının hem de çatışmanın diğer tarafının eylemlerini adli suçlar çerçevesinden ele almak gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan bu düşünceden sonra devlet dışı aktörlerin devletlere karşı yürüttükleri mücadeleleri terör kapsamında değerlendirmek mümkün değil, ancak savaş hukukuna göre değerlendirmek gerekir. İkinci Dünya Savaşı’ndaki bu paradigma değişikliğinden önce herhangi devlete karşı yürütülen mücadele adli suçlar ve terör kapsamında ele alınıyordu. Ancak Nazilere karşı verilen mücadeleden sonra devlet dışı güçlerin mücadeleleri de çatışan iki güç kapsamında görülebiliniyor. Biz PKK’nin terör örgütü olmadığı tezini tam da bu temeller üzerine kurduk.

Belçika’daki mahkemede ”PKK ve HPG savaşın tarafı mıdır, değil midir” tartışması yapıldı. PKK ve HPG’nin eylemlerinin terör kapsamında değil uluslararası savaş suçları kapsamında ele alınması gerektiğine karar verildi. Hukuksal olarak düşünüldüğünde bu kesinlikle doğru ve mantıksal bir karardır.

Belçika mahkemesinin kararı, politik arenada Kürtlere ne kazandırdı. Bu karar, Avrupa’ya Kürt sorununun çözümü konusunda bir sorumluluk yüklüyor mu?

Avrupa’ya Kürt sorunun çözümü noktasında rol alması için kesinlikle çok önemli bir fırsat tanıyor. Avrupa bu fırsatı kullanır mı kullanmaz mı onu bilemem. Ancak bu konuda çok da iyimser değilim. Fakat şu bir gerçek; bu karar Avrupa’nın 20 yıldır Kürt sorunu karşısında takındığı yanlış tavrı, çözümden uzak politikayı değiştirmesi için çok önemli bir fırsat tanıyor.

Politik arenada ise Kürtler ile Türk devleti arasındaki çatışmayı yeniden yorumlamaya açıyor. Aslında bu kapının açılmasının Avrupa kurumları ve devletleri açısında olumlu olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin yürütmüş olduğu politikayı körü körüne, hiçbir objektif değerlendirme olmadan, eleştiriye tabi tutmadan takip etmek yerine çözüm konusunda daha değişik yol ve yöntem izlemleri için bir fırsat sunuyor. Bu karar şu an Avrupa kurumları ve devletlerine ”bir sorun var ve bu sorunu çözmeniz için size bir yol ve yöntem sunuyorum” diye açık bir çağrı yapıyor. Bu karar ile ”bir çatışma var ve bu çatışmanın çözülmesi gerekiyor” deniliyor.

Daha önce ise Avrupa, PKK’nin eylemlerini ‘terör’ kapsamında ele alıyor ve sadece teröre karşı mücadele edilmesi gerektiğini dile getiriyordu. Bu hukuki kararın sağladığı en önemli şey; yaşananın bir silahlı çatışma olduğu belirtildiği için tarafları çözüm noktasında zorlayabilirler. İki tarafı da sorunu çözme noktasında teşvik edebilirler. Bu karar, Kürt sorununu çözmeye çalışan, bu gayret içinde olan insanların ve kurumların elini güçlendirdi, yeni fırsatlar ortaya çıkardı. Kürt sorununun çözümü için çok önemli bir kapı açtı.

Ancak şunu da unutmayalım karşı tarafta bu kapıyı kapatmak için elinden geleni ardına koymayacaktır. Amerika ve Türkiye bu fırsat kapısını kapatmak için kesinlikle bir çaba içerisinde olacaktır. Bu kapıyı kapatmak için farklı yol ve yöntemlere başvurabilirler. Bundan sonra bize düşen görev ise bir kapının açıldığının altını çizerek, her ülkeyi bu kapıdan geçip Kürt sorunun çözümü için çaba göstermeye teşvik etmektir.

Belçika mahkemesinin aldığı karar Avrupa’da  Kürtler karşı yürütülen kriminalizasyon politikasını nasıl etkileyecektir?

En azından Belçika hukuku açısından KNK gibi kurum ve yargılanan şahsiyetlerin kendilerini ifadeleri konusunda herhangi bir takibata uğramayacaklarını söyleyebilirim. Bu karar ile birlikte kendilerini daha güvende hissedecekler. Kriminalizasyona uğramalarının önüne bir engel olarak duracak.

Bu karar diğer Avrupa devletleri içinde emsal teşkil edecek. En azından diğer devletlerin de bu karardan etkileneceklerini söyleyebilirim. Avrupa’yı bir bütünlük içerisinde görmek gerekiyor. Belçika’da suç olmayan, kriminal sayılmayan bir şeyin Avrupa’nın başka bir devletinde suç olarak görülmesinin bir mantığı da olmayacak. Avrupa’da herhangi bir ülkedeki mahkeme sonucuna diğer devletlerin de saygı göstermesi gerekiyor. Tabi bu çok kısa sürede olacak bir şey değil.

Almanya ya da herhangi bir ülkedeki avukatlar da Belçika’da alınan kararı hakimlerin önüne getirecek tartışmaya açacaklar.

Beş yıl önce bu insanların bu yargılamadan kurtulacağını söyleyemiyorduk. İddia etme şansımız yoktu ama şu an bu insanları kriminalize eden suçlardan beraat etmelerini sağlayabiliyoruz. Bunu diğer devletlerde de uygulamaya çalışacağız. Zaten buna benzer bir dava PKK’nin Avrupa Berliği ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılması için Avrupa Adalet Divanı’nda devam ediyor.  Avrupa Adalet Divanı’ndan 2018 yılında Belçika mahkemesinin kararı dikkate alınarak olumlu bir karar çıkmıştı. Belçika yargısının kararı onaylamasıyla birlikte Avrupa Adalet Divanı’nda devam eden davada daha rahat bir şekilde PKK’nin haksız yere Avrupa ‘terör örgütleri listesi’nde olduğuna dair bir karar verebilir. Yani daha önce referans olarak alınan karar kesinleşti. Şu anda ne karar vereceklerini tahmin edemiyorum ama Belçika mahkemesinin aldığı kararı dikkate almak zorunda olduklarını söyleyebilirim.

Mahkemenin aldığı bu karardan sonra Belçika savcılarından yeni bir hamle bekliyor musunuz?

”PKK terör örgütü değil” yargılaması Belçika’da kesinlikle bitmiş durumda, bunun bir üstü yok. Yeni bir yargılamanın açılması beklenmemeli. Aynı temel üzerinde yeni bir yargılama imkansız. 1996 yılında Roj TV’ye baskın yapıldığında ilk iddiaları insan kaçakçılığı yapıldığı yönündeydi. Bu iddiadan bir sonuç alınmayınca ikinci bir davayı vergi kaçırma üzerinden gündeme getirdiler. Dolayısıyla davanın içeriğini değiştirerek bir şeyler yapabilirler. Ancak ”PKK ‘terör’ örgütü müdür yoksa silahlı çatışma yürüten uluslararası bir güç müdür” yargılamasının bir daha yapılması imkansızdır.

 
 

Belçika baskı altında

Belçika Dışişleri Bakanlığı mahkeme kararıyla ilgili alelacele bir açıklama yaptı ancak uzun vade Belçika hükümetinin nasıl bir karar alacağını tahmin edemiyorum. Yargılamanın ilk evresine geri gedersek WikiLeaks belgelerinde öğreniyoruz ki Belçika hükümeti hem Türk devleti tarafında hem de Amerika devleti yetkilileri tarafında çok büyük baskı altında. Bu karar sonrası Amerika ve Türk yetkilileri tarafında nasıl bir tepki gittiğini bilmiyoruz ama Amerika ve Türkiye, Belçika hükümetine bir baskı uygulayacaktır.

Belçika Dışişleri Bakanlığının ani ve acele açıklaması temelde Türkiye ile olan polisiye diğer anlaşmaların iptal edilmesinden korktukları içindir. Yargı kararını alanlar ile siyasi güç odakları birbirinden ayrı şeyler. Bundan dolayı da siyasi güç odakları ‘Biz bu karara uymayacağız. PKK’yi terör örgütü olarak görmeye devam edeceğiz’ diyebilirler. Ama ‘bu mahkeme kararanını tanımıyoruz’ demek büyük bir yanlış, saçma ve anlamsız.

Amerika rahat durmayacak

Bu karardan sonra Amerika rahat durmayacaktır.  Daha önce Sterk TV’nin kapatılması, Remzi Kartal, Zübeyir Aydar ve diğer Kürt siyasetçilerin Türkiye’ye iade edilmesi için Amerikalı bir heyetin yol ve yönetim belirleme ve Belçika üzerinde baskı uygulamak için üç defa geldiğini biliyoruz. Belçika hükümeti kendi kanunlarına saygılı olsaydı ”bu bizim işimiz sizi ilgilendirmez” demeleri gerekirdi. Ama ne yazık ki Belçika yetkilileri bunlara boyun eğmiş ve bu kişiler hakkında soruşturma açmıştı.

 
 

Kürt tarafı itiraz etti

Kasım 2018’de Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Divanı aldığı bir kararda 2014-2017 arasında PKK’nin ‘terörist örgütler listesi’ne alınması için sunulan argümanları yetersiz bularak, listeyi iptal emişti. Bu karara AB adına İngiltere itiraz etmiş ve 2018 listesine PKK otomatik olarak yeniden alınmıştı. Liste için argümanlar değişmezken, Mart 2019’da Kürt tarafı, yeni listeye karşı da başvuruda bulunmuştu.