Sol partilerin desteği ile oluşturulan Portekiz hükümeti, neo liberal politikaların dayattığı kemer sıkma politikalarını red ederek ekonomik büyümeyi sağladı. 6 Ekim’de yapılacak seçimde başarılı çıkması durdumunda Antonio Costa liderliğindeki sol hükümetin tüm Avrupa solu için model olabilecek.
Euro Bölgesi’nin ismi krizle anılan ülkelerinden olan Portekiz’de 2015 yılında iktidara gelen Başbakan Antonio Costa, Ekim ayında yapılacak seçimlerde de ipi göğüsleyeceğe benziyor. Bir önceki seçimlerde yüzde 32,3 oy oranıyla sağdaki Sosyal Demokrat Parti’nin (PPD/PSD) ardından ikinci olan PS, Sol Blok (BE) ve Portekiz Komünist Partisi (PCP) desteğiyle iktidara gelmişti.
Halkın desteği artıyor
Başbakan Antonio Costa’nın 2011-2015 yılları arasında PPD/PSD’nin kemer sıkma politikalarının tersine dar gelirlileri ve çalışanları dikkate alan politikalara yönelmesi, halkın desteğinin artmasını beraberinde getirdi.
6 Ekim’de yapılacak seçimler öncesinde yapılan anketler, PS’nin 2015’e oranla oylarını yüzde 37-40 aralığına çıkaracağını ve 230 sandalyeli parlamentoda 100’ün üzerinde sandalye alacağını gösteriyor. Ancak Costa liderliğindeki PS’nin tek başına çoğunluğu yakalayabilmesi için en az yüzde 42-45 aralığında bir oy oranına ulaşması gerekiyor.
Aslında PS’nin tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaşamaması, bir manada son 4 yılda yetersiz de olsa uyguladığı sol politikaların devamını garanti edecek. Zira, PS’nin yeniden iktidar olabilmesi için kemer sıkma politikalarına kesin olarak karşı çıkan BE veya PCP’nin desteğine ihtiyacı olacak. Bu ise, Avrupa Birliği (AB), Euro Bölgesi veya uluslararası kredi kuruluşlarının baskılarına karşı sol politika izlenmesinin devamını sağlayacak.
AB ve Euro Bölgesi’ni dikkate almadı
2015’te sol partilerin parlamentoda çoğunluğu kazanması sayesinde PS’den Antonio Costa’nın başbakanlığında sol hükümet kurulmuştu. Costa’nın yaptığı ilk şey ise, AB ve Euro Bölgesi’nin tüm baskılarının tersine bir politika izledi ve sağcı Pedro Passos Coelho’nun kemer sıkma politikalarını önemli oranda gevşetti.
Ülke içindeki yatırımların yeniden canlandırılmasını sağlayacak adımlar atan Antonio Costa, asgari ücretin yükseltilmesinin yanı sıra işsizler veya dar gelirlilere sunulan sosyal yardımların kapsamını genişletti. Ayrıca orta gelir sınıfındaki mükelleflerin gelir vergisi oranları düşürüldü.
AB ve Euro Bölgesi’nin yanı sıra uluslararası kredi kuruluşlarının dayattığının tam tersinin yapılması sayesinde ekonomik büyüme yüzde 2’lerin üzerine çıktı. 2013’te yüzde 17,5 olan işsizlik oranı PS’nin iktidara geldiği 2015’te yüzde 12,5’te idi. AB’nin istatistik kurumu Eurostat’a göre, Sosyalistlerin iktidarında ise bu oran yüzde 6,7 gibi düşük bir orana geriledi.
Belçikalı Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Philippe Lamberts’e göre, Portekiz’de uygulanan politikalar bir ‘mucize’ değil. Lamberts, bu politikaların mantıklı olduğunun altını çiziyor. Lamberts’e göre, neo liberal teorinin kamu giderlerinin mümkün olduğunca kısılması ve bu sayede sermayeyi elinde tutanların güçlü kılınmasını öngören önerileri yanlış.Lamberts, bunun yanlış bir teori olduğunu ve Portekiz hükümetinin bundan uzak durmasının faydalı olduğunun altını çizmişti.
Neo Liberal politika kaybettiriyor
Almanya’da Sosyal Demokrat Parti (SPD), Fransa’da Sosyalist Parti (PS) gibi birçok klasik kitle partisinin günümüzde yüzde 10-15 aralığında bir seçmen desteğine düşmüş olmalarının altında da bu neo liberal teorileri temel alan politikalar yatıyor. Her iki ülkede de milyoner ve milyarderlerin sayısı artarken, yoksulluk oranları ya aynı düzeyde kaldı ya da arttı. Almanya’da SPD, 2005’ten sonraki tüm seçimlerde yüzde 26’ının üzerine çıkamazken, Fransa’da PS, yüzde 5-7 aralığında dolaşıyor.Portekiz’de 6 Ekim’de yapılacak genel seçimlerde Antonio Costa liderliğindeki PS ile ittifak yaptığı BE’nin oylarını arttırması demek, neo-liberal politikaların kaybettiği anlamına gelecek. Bu da Avrupa’daki diğer sol ve merkez-sol partilerin izlemesi gereken yolun ne olduğunu bir kez daha gösterecek.
HABER MERKEZİ