Aşırı kentleşme, doğal kaynakların ölçüsüz kullanılması, plansız sanaileşme, tüketim çılgınlığı ve çevre kirliliğinin küresel ısınmaya yol açmasıyla birlikte bozulan ekolojik denge, sadece doğayı değil gelecekte insanların yeterli ve sağlıklı gıdaya erişimini de tehdit ediyor.
Genetiği değiştirilmiş, hormonsal ve doğal ortamından uzak temel gıda maddelerinin hızla tükenmesi, Avrupa ülkelerinde yeni bir sektörün kapısını açtı. Ekolojik ortamda yetiştirilen, genetiği bozulmamış temel gıda maddelerinin satıldığı, bio veya eko marketler bir anda yaygınlaşmaya başladı. 2013 yılı içinde sadece İsviçre’de 2 milyar dolar değerinde ‘bio’ etiketli temel gıda maddesinin tüketilmesi, 600 bin ekolojik evin yapılması, bir milyon dolara yakın bio (çanak-çömlek) çocuk oyuncağının satılması ve eko motorlu taşıtların yaygınlaşması, aslında insanlığın aslına dönüş özleminin de bir göstergesi. Bu çevrenin öneminin anlaşılmasına bir işaret olduğu kadar, insanın doğayı ne kadar bozduğunun da bir kanıtı.

5 yılda 2 milyon market

Merkezi Amerika’da bulunan ‘Genetic Roulette’ örgütünün  verilerine göre, Avrupa Birliği ülkelerinde son 5 yılda 2 milyona yakın ‘bio-eko market’ açılmış.
Avrupa Birliği’nin resmi internet sitesi www.efsa.europa.eu’de ise, genetiği ile oynanılmış temel gıda maddeleri, özellikle et ürünlerinin insan sağlığını ciddi bir şekilde tehdit ettiği belirtiliyor.
2013 yılında AB ülkelerinde 1 milyon 240 kişide gıda zehirlenmesi başta olmak üzere, kronik alerjik hastalıklar, bağışıklık sisteminin zayıflaması, erkek ve kadınlarda kısırlık sorunları ortaya çıkmış. İngiltere’nin önde gelen araştırma enstitülerinden ‘Rowett Institute’ kurumunun, 2012-2013 yılları arasında Avrupa Birliği ülkelerinde yaptığı araştırma sonuçlarında, temel tüketim maddelerinde yüzde 55 ile yüzde 75 oranında genetik bozukluklara rastlanıldığı ve bunun insan yaşamını tehdit ettiği belirtiliyor.

Altın kuru gibi

Avrupa’da yaygınlaşan bio marketlerdedeki temel gıda maddeleri adeta altın kurları ile yarışıyor. Doğal besin maddeleri olarak sunulan ürünlerin tümünün, bu gıda maddelerinin doğal halini bozan coğrafyada üretilmesi, bio marketler konusunu bir muamma  haline getiriyor.
Bio pazarının kayda değer ölçülerde bir piyasa oluşturması büyük kartellerin süper marketlerini de haraketlendirdi. Her süper marketin bir bölümünde yer alan temel besin maddelerinin satıldığı ‘Bio-Lebensmittel’ reyonları, şimdiden bio marketlerle yarışır durumda.

Karteller şüpheleri arttırıyor
‘Bio rekabetinin’ bu kadar yaygınlaşarak, önemli bir piyasaya dönüşmesi ve rakabetin gözle görülür şekilde hissedilmesi bio gıdalarının güvenirliliğine yönelik şüpheleri de arttırıyor. Konuyla ilgili ‘Swiss İnfo’ internet sayfasına açıklamada bulunan ‘The Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods’ Direktörü Jeffrey M. Smith, küresel ısınmanın tüm doğal etmenleri etkilediğini belirterek “Dünya nüfusunun hızla artması, her geçen gün oranı yükselen çevre kirliliği, yoksulluk ve eğitim yetersizliği, beslenme sorunlarını derinleştirmekte ve güvenli gıda teminini zorlaştırmaktadır. Güvenli (sağlıklı) gıdayı, besleyici değerini kaybetmemiş, fiziksel, kimyasal ve biyolojik tehlikeler açısından temiz ve bozulmamış gıdalar olarak tanımlayabiliriz. Birçok tehlike gıda güvenliğini tehdit etmekte ve gıdaların sağlığımızı bozucu unsurlar haline gelmesine neden olabilmektedir. Çiftlikten, satışa kadar geçen tüm aşamalarda gıdalar, farklı kaynaklardan çeşitli zararlı unsurlarla bulaşabilmektedir. Gıda güvenliğini tehdit eden başlıca unsurlar fiziksel, kimyasal ve biyolojik tehlikelerdir” şeklinde düşüncelerini dile getiriyor.

Kırsal bölgelere ilgi artıyor
Bozulan ekolojik denge, Avrupalıların, Avrupa coğrafyası dışındaki ülkelerin kırsal bölgeleriyle ‘ilgilenmesine’ yol açıyor. Bu bölgeler, Avrupalıların iştahını kabartıyor. Avrupa Birliği’nin resmi istatistik kurumu olan ‘Eurostat’, AB üyesi ülkelerde toplam 3.5 milyon vatandaşın, ikinci veya üçüncü dünya ülkelerinde yaşadığını açıkladı. 2012 yılı verilerine göre 3.5 milyon Avrupalı’nın daha çok kırsal alanlarda ve doğal ortamlarda yaşamayı tercih ettiğini belirterek, göçün iki temel nedeninin stres ve doğal beslenme talebi olduğuna dikkat çekti.
Toprak, insan ilişkisine özlem duyan Avrupalıların bu göçü, topraklarını terk ederek Avrupaya göç etmek isteyenlere bir cevap olur mu, bilinmez ama kentleşmenin getirdiği sorunlar Avrupalıları her geçen gün biraz daha geçmişine, köye yönelteceğini Kürtçe tabiriyle ‘gundîleşmeye’ iteceğini gösteriyor.



ALİ ONGAN/BASEL