Almanya’nın Mainz şehrinde yerel seçimlere ilişkin bir toplantıya katılan BDP Amed Milletvekili ve Dêrsim ve Amed Seçim Komisyonu Başkanı Nursel Aydoğan’la, yaklaşan yerel seçimler ve özel olarak da Kürt halkının yoğun ilgiyle takip ettiği Dêrsim’deki yerel seçim sürecine ilişkin konuştuk.


BDP olarak adaylarınızı demokratik bir sürecin sonrasında belirliyorsunuz? Nasıl işliyor bu demokratik süreç?

BDP olarak, aday adaylığı sürecini 7 Ekim’de başlattık. Bu günlerdeyse adaylarımızı büyük oranda açıkladık. Bu süreçte ayrıca yoğun aday adaylık başvuruları geldiği için, başvuru sürecini 3 defa uzatmaya karar verdik. Bu da sevindirici, umut vericidir.
Aday belirleme sürecimiz bütünüyle halkın oylarıyla gerçekleşiyor. Genellikle ön seçimle, kimi yerlerde ise eğilim belirleme ile adayları belirledik. Halkımız istediği adaya oy vererek, demokratik bir yöntemle, onun seçilmesini sağlıyor. Bu bize göre en demokratik yöntemdir ve halkımız da bu yöntemi gönülden kabul etmiştir.

Dêrsim’deki seçim sürecini halkımız yoğun bir ilgiyle takip ediyor. Siz de Dêrsim için yoğun mesai harcıyorsunuz. Oraya ilişkin de birkaç şey sormak istiyoruz. Birincisi, Dêrsim’in özgün yapısına, inanç kimliğine özel bir politika da yürütüyor musunuz?

Biliyorsunuz, Dêrsim Alevi inancına bağlı insanların yoğun olduğu bir bölgedir. Biz ise Alevi inancına da, ülkemizdeki diğer bütün renklere, inançlara da sahip çıkan, koruyan bir partiyiz. Tüm inançların eşit olmasını ve özgürce yaşamasını savunuyoruz. Dolayısıyla, Dêrsim’de de çalışmalarımız ‘inançlara, halklara, kimliklere, dillere özgürlük’ temelindedir.
İnançsal özelliklerinin yanında, Dêrsim ayrıca Kürt bölgesidir. Kürtlerin yanında Ermeni dostlarımız ve farklı kimliklerden insanlarımız da yaşamaktadır. İşte bütün bunları esas alan bir seçim çalışması yürütüyoruz.

Tüm kimlikleri önemsiyoruz

Alevi inancı adaleti, inanç özgürlüğünü, eşitliği öngören, savunan, kendine rehber eden bir inançtır. Dürüstlüğü yaşamının merkezine oturtan bir inançtır. Bu inanca bağlı Dêrsimliler ise Kürt halkının diğer kesimlerinden de daha fazla ezilmiş bir halktır. Birincisi Kürtlüklerinden dolayı eziliyorlar. Sonra Aleviliklerinden dolayı... 37-38 Dêrsim Katliamı‘ndan beri, Türk devletinin hep özel yönelimine uğramış bir halktır. Türkiye’de Dêrsimli kimliğiyle yaşamak, son derece zordur. Bunu dillendirmek, bu kimlikle Batı’da iş bulmak, yaşamak... Ama buna rağmen Türkiye’nin birçok kentinde çok sayıda Dêrsimli yaşıyor. Dêrsim büyük oranda boşaltıldı, nerdeyse insan kalmadı. Dêrsim’de kalanlar ise inanılmaz bir devlet baskısıyla karşılaştı. Fakat Kürt Özgürlük Hareketi’ne gönül vermiş Dêrsimliler, bu gönüllülüklerinden vazgeçmediler. Böylelikle Kürt kimliği de, Alevi kimliği de, sosyalist duruş da, bugüne kadar ayakta kaldı. Bu kimliklerin hepsini önemsiyor; Dêrsim’de bu düzlemde yaklaşıyoruz.

Son dönemlerde Dêrsim’de Gülen Cemaati’nin de yoğun mesai harcadığına dair bilgiler geçiliyor. Özellikle üniversite ve diğer eğitim kurumlarıyla yürütülen ciddi bir asimilasyon politikasından söz ediliyor...

Evet. Cemaat Dêrsim’de sadece gençlerimizi değil, aileleri de kandırmaya çalışıyor. Ve özelde de fakir ailelerin çocuklarıyla ilgileniyor. ‘Eğitime yardım’ propagandasıyla kendisine bağlamaya, kimliklerinden, kültürlerinden koparmaya çalışıyor. Biliyorsunuz, Gülen Cemaati sadece Dêrsim’de değil, hemen her bölgede böylesi tehlikeli tuzaklar kurmaya çalışıyor. Özellikle Kürt gençlerini etkilemeye yönelik ülke genelinde çalışmalar yürütüyorlar. Yaşam alanlarına sızarak, bazen el altından, gizlice; bazense apaçık yöntemlerle yapıyorlar bunu. Bizim BDP olarak görevimiz, bu gençlerimizi tuzaklardan uzak tutarken, onlara seçebilecekleri alternatifler de sunabilmektir. Bu görevimizi ciddiye alıyoruz. Eğer bir halkın çocukları, gençleri yok oluyorsa, o halk tümden yok oluyor demektir. Bu kapsamda, Cemaat’in tuzaklarını sürekli panellerimizle, toplantılarımızla, seminerlerimizle teşhir ediyor, halkı aydınlatıyoruz.

Alternatif sunmalıyız

Fakat şunu da üzülerek belirtmek isterim ki, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Dêrsim’de yaşayan aileler bile çocuklarını Cemaat’e gönderebiliyor; deyim yerindeyse teslim edebiliyor. Hatta kimi aileler Dêrsim’de açık açık Cemaat için propaganda yapabiliyor. Bu çok tehlikelidir. Burada bizim görevimiz halkımıza alternatifler sunarak, aydınlatarak insanlarımızı korumak, aileleri Cemaat çemberinden kurtarmak, halkına tekrar kazandırmaktır.
Biliyorsunuz, Gülen Cemaati her ne kadar din eksenli faaliyet yürüttüğünü iddia ediyorsa da, gerçek bu değildir. Başta Kürt halkının iradesini kırmak, kendisine bağlayarak asimile etmek, bir halk olarak ortadan kaldırmak, yok etmek istemektedirler. Özellikle Kürt gençlerini çeşitli oyanlarla Kürt Özgürlük Hareketi’nden koparmak için çalışıyorlar. Bunu da devlet politikası olan ‘aç bırak, kendine bağla’yı kullanarak yapıyorlar. Önce devlet aç bırakıyor; sonra Cemaat bu yoksul ailelere yoğunlaşarak, onları maddi vaatlerle kandırmaya, kendine bağlamaya çalışıyor. Dêrsim’de de işsizlik oranı yüzde yetmişlerdedir. Bunun doğalında gelişen toplumsal yoksulluktan ise, Cemaat faydalanmaya çalışmaktadır.

Türk Devleti son dönemde Dêrsim’e nasıl yaklaşıyor?

Türk Devleti ve yandaşı olan cemaatler, bu halkları yok etme konusunda sinsice bir strateji kullanıyor. Bir taraftan, dinsel geleneklerine bağlı olan Amed halkını camilerde verilen vaazlerle ve dini örgütlenmelerle ‘Allah korkusu’ üzerinden kendine bağlamaya çalışıyor; öte taraftan ise Alevi inancına sahip Dêrsim halkını doğasına ve kültürüne saldırarak iradesiz, etkisiz kılmaya çalışıyor.
Aslında ellerinden gelse, Dêrsim’i coğrafya olarak haritadan silmek istiyorlar. Ormanlarını yakarak, barajlar kurarak, doğasını siyanürle zehirleyerek, köyleri boşaltarak, gençleri madde bağımlılığıyla zehirleyerek, halkını fakirleştirerek... Tüm bunlarla bölgeyi insansızlaştırmaya çalışıyorlar. Zira, tarihten bugüne, devlet için her zaman tehlikedir Dêrsim. İşte devlet de bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya çalışıyor.

CHP’nin de Dêrsim’e özel bir yaklaşım geliştirdiği, Dêrsimlilerin oylarını kazanmaya çalıştığı görülüyor. Buna dair ne düşünüyorsunuz?

Biz CHP, MHP veya AKP’nin Dêrsim politikalarını yakından takip ediyoruz ve Dêrsim halkımızı bu oyunlardan korumaya çalışıyoruz. Dêrsim halkının hassasiyeti olan Alevi inancı üzerinden geliştirilen kirli politikalar oldukça açık bir tarzda uygulanıyor. Bir taraftan Alevi inancının içini boşaltıp farklı bir şekle büründürmek, diğer taraftan İslam içinde eritmek niyetleri ve politikaları açık şekilde uygulanıyor. Yerel çalışmalarımız bu konuda aydınlatıcı rol alarak halkın yanında olmaya, bu tür girişimlere izin vermemeye çalışmaktadır.
Bu sadece Dêrsim’e özgün bir politika da değildir. Alevilerin yoğun yaşadığı birçok yerde bu gibi politikalar vardır. Önemli olan bunları teşhir etmek ve engellemektir. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.


Seçim yaklaşırken diğer demokratik güçlerle ittifak çalışmaları da oldu. Bu çalışmalar nasıl yürüyor?

Elbette Dêrsim’de bulunan diğer demokratik güçler ile bir ittifak arayışı sözkonusudur. Geçmiş deneyimlerden ders çıkararak Dêrsim’de bu yönde güzel bir çalışmayla birlik ortamına adım attık. Kuşkusuz bu birliktelik 2014 seçimlerine de olumlu yansıyacaktır.
Bu temelde demokrasi alanında her türlü ortaklığa açığız. Önemli olan Dêrsim halkının yararına hizmet sunabilmektir. Bu temelde görüşmelerimiz daha çok ilçelerde devam ediyor. Kısa sürede sonuçlanacağını düşünüyoruz.

Peki BDP’li belediyeler şimdiye kadar Dêrsim’e ne kazandırdı?

İki dönemdir partimize bağlı belediye çalışmalarında hem Dêrsim’in hem görsel hem sosyal hem de ekolojik yapısına ilişkin ciddi kazanımlar elde edilmiştir. Orada yaşayanlar farkı görüyor. Yeşil alanlar yaratmaktan tutun, kültürel çalışmalara kadar; kanalizasyon şebekelerinden tutun, arıtma tesislerine kadar birçok proje son iki dönem içinde gerçekleşmiş; Dêrsim halkının hizmetine sunulmuştur. Böylesi özverili bir çalışma politikası elbette halk tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır.
Gelecek seçimlerde belediyeyi tekrar kazandıktan sonra bu deneyimlerden de öğrenerek başarıyla yeni projelere ve çalışmalara adım atacağız. Özellikle halkın maddi sorunlarına çözüm olacak ve eğitim alanında yenilemelere yol açacak projelere ağırlık vereceğiz.

Dêrsim ve Amed halklarının ilişkisinde geçmişten gelen bazı önyargıların etkili olduğu söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Evet, Dêrsim ile Amed halklarının geçmişte birbirlerine karşı kısmı önyargılarının olduğu açıktır. Amedliler Dêrsimlileri Alevi oldukları için kabul etmiyorlardı. Dêrsimliler de Amedlileri aralarına almaz, dışlarlardı. Fakat bugün bu ayrım ortadan kalmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi bunu başarmıştır. Her iki kentin özgürlük mücadelesindeki yeri biliniyor.
Bir devrim olacaksa, bu devrim Amed’den Dêrsim, Dêrsim’den Amed selamlanarak olacak. Geldiğimiz noktada da şu çok net: Bir Amedli’ye Dêrsimli’yi, bir Dêrsimli’ye Amedli’yi sorarsanız, şu cevabı alırsınız: ‘Biz Kürtler, Kürt Aleviler ve Kürt Sünniler, geçmişte bize öğretileni, anlatılanı reddediyoruz. Artık ortak mücadele yürütüyoruz.’ Biz de BDP olarak, devletin Sünni ve Alevi Kürtleri birbirlerinden uzaklaştırmaya yönelik politikalarını açığa çıkardık. Bu ayrımın, bu önyargıların ortadan kalkması için mücadele ettik. Bu, önemli bir gelişmedir.

Avrupa’da da ülkedeki yerel seçimler için kimi çalışmalar yürütülüyor...

Evet. Bizim Avrupa’da yaşayan halkımıza ve destek sunan tüm dost halklara çağrımız şudur: Bu yerel seçimler, Kürt sorununda demokratik çözümle ilgili, halkların eşit yaşamının yaratılmasıyla ilgili belirleyici olacaktır. Bu temelde herkesin gücümüze güç katmasını bekliyoruz. Dêrsim ve Amed halkı, bir bütün Kürt halkı, yıllardır ağır bedeller ödedi ama dün olduğu gibi bugün de ayaktadır. Eminiz ki, Avrupa’daki halkımız da Dêrsim’e, Amed’e, Kürdistan’a sahip çıkacaktır. Onurumuza tüm gücümüzle sahip çıkacağız.
Avrupa’daki Dêrsimliler ve Dêrsim dostları bu temelde her türlü fedakarlığı sergilemeli ve tüm dost, akraba ve yakınlarını etkilemelidir. Bu konuda Avrupa’da yaşayan Dêrsimlilere güveniyoruz. Son seçimlerde de Avrupa’dan Dêrsim’e güçlü bir seçim çalışması yansımıştı. Telefon üzeri ya da birebir görüşmeler ve sosyal medya üzerinden Avrupa’daki Dêrsimliler ikna ve etki güçlerini seferber etmişti. Önümüzdeki seçimlerde de bunun gerçekleşeceğine inanıyoruz.


NİHAL BAYRAM/MAİNZ