Yangının rengi yok, dili, vatanı da, düşünce yakıyor, yakınca acıyla sınamak için ölesiye acıtıyor ve hatta acıdan öldürüyor.
Acı Kürdistan’da soysuzlaşan yapışkan bir yara gibi, kaşıdıkça kanıyor, kanadıkça ölüm saçıyor. Ortadoğu yanıyor, Kürdistan yanıyor, Şengal, Kobanê. Çocuklar, genç kızlar, kadınlar, analar yanıyor.
Kendi toprağının sıcağında kavrulmuş bir halk yalnızlıktan yanıyor. Bütün dünyanın gözü önünde bir çöl sessizliğinde yanıyor hem de. Kurumuş, kurak, kalabalık bir sessizlikte. Çocukluğun, çocukların dilinde yanıyor. Yağmur gibi yağarak yanıyor.
“Yalnızlık bir yağmura benzer,
Yükselir akşamlara denizlerden
Uzak, ıssız ovalardan eser,
Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir
Ve kentin üstüne göklerden düşer.“ R. M. RILKE


Yalnızlık Kürdistan için kurşun olur, bomba olur, felaket olur, yana yana, yakarak göklerden düşer.
On üç yaşında bir kız çocuğunun yaşamına, çocukluğuna.
Kadınlığına, kimliğine, diline düşer. Acımadan düşer!
Dokuz yaşında bir çocuğun yarınlarına, umutlarına, hayallerine, yüreğine düşer. Ateş gibi düşer!
Bütün bu bombalar, kurşunlar ortasında yalnızlığı yağmur olur çocuğun, başımıza, ruhumuza kurşun gibi, yaralaya yaralaya düşer.
Bir fotoğrafı okumak
Yalnızlık bir yağmura benzer, binlerce yıldır orada, Mezopotamya’da yağar, yağar... Ve Kobanê’de, kentin üstüne göklerden kurşunlar yağdıra yağdıra, bizimse Kürt’lüğümüze, onurumuza ve gururumuza incite incite düşer.
Sosyal medyada Kürt medyasında haber olan bu fotoğrafı okumak ve okutmak yine Kürdün yalnızlığına düşüyor, Dünya medyası Kürt söz konusu olunca genellikle sessiz. Kadın örgütleri nerede? Çocuk hakları savunucuları? Dünyanın başına gelmiş bunca kötülük varken Kürt’e sıra mı gelmiyor? Ya da fotoğraf yeterince acıtmıyor mu?
Çocuklara ve kadınlara tecavüz eden bu alçak, barbar sürüsünün yaptıkları küçük bir Kürt çocuğuna yapıldığında sessizliğe boğulan Dünya’nın ÇOCUKLUKTAN haberleri yok mu hiç!? 
“IŞİD, Kobanê’de çocuklara tecavüz ediyor. Bir evde saklanarak canını kurtaran erkek çocuğu, ablasına tecavüz edildiği sırada yaşamak için sustu” diyor haberde;
Haberde geçen suskunlukla, Dünya’nın suskunluğu aynı şeyi söylemiyor bize.
SUSMAYIN!
Banksy’nin ikon resmi!
Politik bir sanat ikonu olan Banksy’nin bir çalışması (ya da sanat pazarında iyi prim yapan çalışmalarından biri diyelim) tecavüz edilen Kürt kızının ve kardeşinin gösterildiği fotoğrafla ilgili bir çağrışım yarattı kafamda. Geçtiğimiz yıllarda bir sanat eylemi gerçekleştirdi Banksy. Bu türden eylemlerle kendi reklamını ve sanat pazarında fiyatını artıran, ama diğer yandan da toplumsal sorunlara yaklaşımı ve çalışmalarıyla kendini tanımladığı kimliği arasında çok büyük çelişkileri olan, sanat pazarı tarafından yaratılmış bu görünmez kişiliğin (‘sanat gerillası Banksy’) söz konusu Kürdistan olunca sessizliği ve gerillalığı büyük bir suskunluğa bıraktı. Bu düşündürücü değil mi?
“Dünyanın en ünlü sokak sanatçısı olarak geniş kitlelere hitap eden Banksy, Suriye’de süregelen çatışmanın üçüncü yıldönümü nedeniyle ikonik eserlerinden birini (Balonlu Kız) Suriye’deki savaş mağdurlarına destek olmak amacıyla yeniden tasarladı. Banksy, 2011’de Suriye’nin Dera kentinde Arap Baharı rüzgarından etkilenerek bir okulun duvarına “Halk rejimi devirmek istiyor” yazan çocukları hatırlatarak dikkatleri Suriye’ye çekti” diye yazıyordu haberler onun için.
“Yine Banksy 2005 yılında İsrail ile Filistin topraklarını ayıran ‘Utanç Duvarı’na çalışmalar yaptı. Sanatçı muhalif çizimleri ile savaşın ve duvarın insan haklarına aykırı olduğuna dikkat çekmek istedi” diye yazıyordu yine haberler.

İki eserin yarattığı denklem

Kobanê, Suriye’nin neresine düşüyor sormak isterdim Banksy’ye. Aynı duvardan, aynı anlayıştan oradaki sınıra da yapılmak istenmedi mi? Aynı insan hakları orada da ihlal edilmedi mi? Aynı duyarlılığı Kürt söz konusu olunca gösteremeyen batının sanat üzerindeki politikasını ve iki yüzlülüğünü eleştirme hakkı doğmaz mı bize sizce de? Çok yönlü tartışılabilinecek bu örneği bu konuyla sınırlı tutarak iki fotoğraf arasında kısa bir çözümleme yapacak olursak; Doğu’yla Batı arasındaki görsel ve politik algının gerçekliğini ve bu gerçeklik içinde ezilenlerin sanatla olan ilişkisini sorgulatabilir miyiz biraz olsun?
Batı çocukluğu cicili bicili balonlar içinde bir üst kimlik olarak inşa ede dursun ki, Banksy’nin yarattığı karekter tam da bunu anlatır, kendi sınıfı için iyi kurgulanmış bir semboller dilidir ‘Balonlu Kız’. Doğu’da ise fotoğrafta da gördüğümüz gibi ‘Balonlu Kız’ın’ karşılığı, tecavüz kültürü içinde kendini savunmanın ve korumanın (korunmasızlığın) sembolü olur. Ve bu sembolü fotoğraf karesine taşıyan kişinin gerillalığı da sanatçılığı da sanat endüstrisinin tanımları ve kıstasları arasında kendine yer bulamadan darmadağın olarak kaybolur. Birincisinin her türlü maddi karşılığı varken ikincisi cehennem sıcağında IŞİD zebanilerine karşı manevi bir mücadeleye tutuşur. Yani o fotoğrafın ve fotoğrafı çekenin sanat karşılığı da, görsel karşılığı da değer olarak yoktur.

Adarno, sanatın bugünkü görevinin, düzene kaos getirmek olduğunu savunur. Sanat gerillalığına soyunmuş ve bu kavramın içini boşaltmış anlayış, kişi ya da kişiler ve hatta sanat kurumu ille de gerillalıkla bir sanat ilişkisi kuracaklarsa biraz da bu iki fotoğrafın yarattığı denklem üzerinden hareket ederek ilişki kursunlar. Kobanê’de ve Kürdistan sokaklarında, evlerin duvarlarında, duvar sanatı olan “grafitti”leri görmek mümkün, hem de fazlasıyla. Ve üstelik konularını gerçek hayattan alıyor ve sanatçılarını da gerçek gerillalardan yaratıyor. Kürdistan kendi sanatını duvarlarına, toplaklarına kanıyla çizdiği grafittiler üzerinden yaşaya yaşaya yaratıyor. Sanat ticaretine soyunmuş Batı’yı temsil eden Banksy gibi ‘hikaye’ yazmıyor.


NESLİHAN SEVER