Bingöl kentinin girişinden hemen sonra karşınıza Düzağacı Mezarlığı çıkar. Benim için hiç güzel anıları olmayan, ama çok özlediğim, rüyalarımda yüzümü toprağına sürdüğüm yerdir.

Ölülerimizin mezarlarına yürürken, baş ucuna bir bank kurulmuş pek alışık olmadığım bir mezar taşı gördüm. Merak edip yanaştığımda 20 yıl geriye gittim, çocuksu anımsamalarla belirdi önümde hatıralarım, dayanamadım yüreğimdeki acıya, sarıldım toprağına ve ağladım. Bir baba feryadı kulağımda yankılandı “Ey tanrım, bu ne acıydı bana yaşattığın. Üzerine titredim, büyüttüm, en kıymetlimdi. ellerimle toprağa gömdüm, şahin bakışlı, çakmak gözlü kahramanımı.”
Anladım ki Aydın’ın babası koymuştur bu bankı. Toprağına sarıldığım Aydın Kılıç’tı (Şirhat). Aydın, 4 Haziran 1999’de yoldaşı Hasan ile Bingöl’de bir pusuda şehit düşmüştü. PKK’nin arkadaşlık hukuku üzerine inşa edilmiş tarihini özetleyin en iyi hikayelerden biridir, bu iki yoldaşın ölüme kadar giden dostlukları.
Antep’te şehit düşen Haki Karer’in anısına PKK kurulur, Hilvan-Siverek direnişinde şehit düşen Salih Kandal, Cuma Tak ve diğer arkadaşların anısına ilk silahlı propaganda birlikleri oluşur. Diyarbakır zindan direnişlerinde şehit düşenler için 15 Ağustos 1984 Eruh ve Şemdinli baskınları ile HRK ilan edilir ve faşist sömürgeci rejime karşı savaşılır. 15 Ağustos’un büyük komutanı Agit’in şehadetine cevap vermek için arkadaşları ARGK’yi kurarlar. PKK’nin küçük bir kartopundan milyonları önüne katan dev bir çığa dönüşümünde bu arkadaşlık hukukunun ve her koşulda birbirine kenetlenmişliğin büyük katkısı vardır. Bu hukuk PKK içerisinde işlemeye devam ediyor.
Vedat Aydın’ın katledilmesi ve cenazesinin kaldırılması, Kürdistan’da tarihi bir kırılma noktası ve aynı zamanda bir kopuşu da ifade eden politik bir momenttir. Hizbulkontra eli ile yurtsever ve devrimcilerimizin sokak ortalarında satırlarla doğrandığı, enselerinden kurşunlandığı, kadınlarımızın kezzap ile yakıldığı toz duman bir dönemdir.
Nesih ve Aydın, Bingöllü olan bu iki devrimci, 90’lı yılların en karanlık döneminde onlarca arkadaşları ile özgürlük hareketinin yanında saf tutup, Veli Geçit, Vahdettin Kıtay, Mustafa Ayçiçek gibi kendilerinden önce şehit düşenlerin yolunda devrimci hayata atılmışlardı.
Aydın daha lise yıllarında arkadaşı şehit Şirhat Özsoy ile öğrenciler içinde örgütlenme çalışmaları yarütürler. Şirhat Özsoy, 1992’de şehit düşer. Aydın o tarihten sonraki devrimci hayatına arkadaşının ruhunu kuşanıp devam eder. Aydın ile 1993’te yollarımız Kürdistan’dan sonra Avrupa’da kesişti. İçi içine sığmayan, dolu dolu bir arkadaştı.
Nesih ise Bingöl’de kalmayı tercih etmişti. Bingöl’de çok özel bir şekilde   örgütlenmiş olan Hizbulkontra Nesih’i rahat bırakmıyor, ölümle tehdit ediyordu. 1994’te Nesih’in yakın dostu ve arkadaşı Mehmet Korkutata, Hizbulkontra tarafından katledilir. Nesih, cenazenin organizasyonunu yapar. Taziye devam ederken Hizbulkontra tarafından kaçırılır. Bingöl’e taziye için gelen Abdulmelik Fırat ve Alirıza Septioğlu’na bu durum aktarılır ve sonuç alınır. Nesih, Hizbulkontranın ana karargahı haline dönüşmüş olan Bingöl’ün Töryek köyünde bir çuvalın içinde elleri bağlı biçimde bulunur. Fakat ölüm kararı çıkmıştır. Nesih, kaçırılışından çok az zaman sonra ensesinden kurşunlanır. Fakat Nesih, bu saldırıdan yaralı olarak kurtulur.
Nesih ile de 1994’ün aralık ayında Belçika’da yolumuz kesişti. İki gün beraberdik. O anlattı ben dinledim. Mütevazi ve inançlı bir insandı. Avrupa’da kalamayacağını, bir an önce gerillaya ulaşmak istediğini dile getiriyordu. Ve nihayetinde öyle oldu. O da arkadaşlık hukukunu işletip şehit düşen arkadaşı Zaza Hasan’ın adını aldı.
Bu iki arkadaş, Suriye’de Önderlik Sahası olarak adlandırılan PKK Parti Okulu’nda aldıkları eğitimden sonra Kürdistan davasına olan aşkları ile biledikleri inançlı yürüyüşlerini Bingöl’ün engin dağlarına kadar devam ettirdiler.
Onları en iyi şair Ahmet Telli’nin bu şiiri anlatır;

Zulme Direnmektir Hayat
On beşine bastı mı
dudaklarında bir türkü
elinde bayrak
kavga sokaktaki oyuna benzer artık
çocukluğu
benzemez
çocukluğa

Deniz okşayabilir mi
sarışın bir dağın
rüzgarlı saçlarını
uzanarak yelesine hayatın
tutuklayabilir mi zindanlar
onun
vuruşkan sevdasını

Açar da acının rüzgarına
hüznün solgun yelkenini
ne zindan karanlığı
ne zulüm
ne işkence
indiremez dudaklarındaki
gülümsemenin bayrağını.



M. SALİH DURMUŞ