Çürümüş her toplumda olduğu gibi, Türkiye’de de artık bütün tanımlar ya da değerler günlük üretilip, günlük tüketiliyor. Bu yıpranmada en çok tükenen şey ise demokratlık tanımıdır. Tayyip, Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili kararına tepki gösterip "bu kararı tanımıyorum" dedi ya, bizim tutarsız demokratlar da hemen AYM taraftarı olup çıktılar.
Yorumlar afaki! AYM’nin demokratlığından tutun da, "Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu gerçeğinin" saptanmasına kadar, şaşırtıcı. Ve işte, politik körlük de burada başlıyor ve burada bitiyor. Cizre, Sur, Şırnak, Yüksekova, Nusaybin sanki günümüzün trajedisi değildir. Sanki daha bir kaç gün önce kapısı kırılarak polisin bastığı yer yasal bir parti olan Birleşik Devrimci Parti’nin bürosu değildir. Sanki kapısı kırılarak içeri girilen ve var olan teknik aletlerinin tamamı tahrip edilen mekan bir yasal gazete olan Umut Gazetesi’nin bürosu değil de Sedat Peker oğlancığının uyuşturucu tezgahıdır. Bir evin bodrumunda sıkıştırılıp yakılarak öldürülenlerin bu Anayasa Mahkemesi’nin bulunduğu ülke olduğunun ve bu şerefsiz mahkemenin kılını bile kıpırdatmadığının farkında değiller belli ki "sömürgeci demokratlarımız"?
Ne biçim bir demokratlıktır bu, ne biçim bir tutarsızlıktır, ne iğrenç bir çifte ahlaktır, ne biçim bir devlet bağımlılığıdır, anlamak gerçekten zor. Bir mahkemenin aldığı her bir karara bakarak, bir gün "Türkiye’de hukuk devleti var" derken, ertesi gün "yok" diyen bir aydından aydınlanmak mümkün mü?
Elbette kendini Anayasa Mahkemesi olarak adlandıran kurumun Dündar ve Gül'ün tahliyesine neden olan kararı beni de sevindirdi. Ama cezaevinde kalan gazetecileri ne çabuk unuttuk, AYM’yi bu kararından dolayı överken. Cizre’de özel harekâtçı Tayyip köpeklerince kuşatılmış olan ‘bodrumdaki yaralıların tahliyesi istemine’ ilişkin başvuruları "yaralı var mı?" deyip dalga geçerek reddeden ve katliama seyirci kalan da bu AYM değil miydi? Aynı AYM’nin Kürtlere yönelik bu iğrenç kararı ne çabuk unutuldu da "Dündar ve Gül ile ilgili karar" ile bir gün öncesinde olmayan hukuk devleti, ertesi gün geri geliverdi.
Bizim demokratların demokratlığının temel ilkesi: "Sömürgeci devletin bekası" mıdır yoksa?
***
AYM, tekçilik üzerine yapılanmış sömürgeci Türk devletinin devlet aklıdır. Bugün, bütün kurumları çıkar çatışmaları rant savaşları ve Kürt Özgürlük Mücadelesinin güçlü direnişi nedeniyle kendini çökerten sömürgeci-sömürücü Türk devletinin bekası için bu kurumun devreye girmesinin şaşılacak bir yanı yoktur. Unutmayalım ki, diktatör mevcut faşist anayasayı bile yok sayarak "yönetimi fiilen değiştirdiğini" ilan ettiğinde bu kurum sesini çıkarıp anayasayı hatırlatmamıştır. 7 Haziran seçimlerinin yok sayılarak 1 Kasım Seçim darbesine giden devlet uygulamasının önünü açmıştır. Unutmamak gerekir ki AYM bugün 12 Eylül diktatörlüğünün zulüm anayasasının, Tayyip diktatörlüğüne adapte edilmiş bir darbe ve dikta anayasasının bekçisidir.
Sömürgeci devletin aklı olan bu kurumun Dündar-Gül kararı, bireylerin demokratik hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik bir çaba değil, sömürgeci devletin dünya kamuoyunu da tedirgin eden boyutlarda "kendi vatandaşlarına" yönelik olarak kullandığı sınırsız şiddeti ve çevre halklara ve ülkelere yönelik azgın emperyal tutkularının yaratabileceği tehlikelerin doğuracağı sonuçları engellemeye yönelik bir göz boyamadır. AYM’nin çabası bölgesel bir şer ülkesi olan Türkiye gerçeğinin üzerini örtmeye yöneliktir. Ve kararlarında zaman zaman faşist Tayyip diktatörüyle karşı karşıya gelse de, bu onun sömürgeci-sömürücü bir sistem olan Türkiye Cumhuriyeti devletini korumakla mükellef bir kurum olma gerçekliğini ortadan kaldırmaz. Çünkü bu hukuk siteminin bütünü sömürgeciliğin devamı amaçlı olarak düzenlenmiştir. Doksan yıllık Türk hukukunun özü budur. Ve bu nedenle Türkiye’de "sömürgeciliğe hayır!" demeyen, diyemeyen hiçbir kurum ya da bireyin, demokrat olduğunu söylemek mümkün değildir.
***
Aksi bir tutum filin köre göre tarifi gibi bir şey olurdu. Biliriz ki, bütünü görmeyen, parçayı anlayamaz. İktidar uygulamalarının günlük sonuçları üzerinden siyasal değerlendirmelere kendimizi bu denli kaptırmadan, politik programlarımızda devleti bütünüyle tanımlayan yaklaşımları egemen kılamazsak asla tutarlı olamayız. Ve sonrasında "AKP bizi aldattı" diye yakınmak, "yanlış yaptık" diyememenin kibirli halinden başka bir şey olamaz.