AYM’ye göre katliam hukuki!

4 Kasım 2022 Cuma - 18:45

Avukat Ramazan Demir

Avukat Ramazan Demir

  •  AYM, Cizre'de sokağa çıkma yasağı sırasında katledilenlere dair başvuruyu reddetmesinin gerekçelerinde, yaşam hakkının ihlal edilmediğini, ölümcül güç kullanmanın zorunlu olduğunu ve görevlileri belirlemenin imkansız olduğunu iddia etti. 
  •  Avukat Ramazan Demir, AYM’nin katledilenleri ‘örgüt üyesi’ olarak tanımlayarak, hukuka uygun kalıba çektiğini söyledi. Demir, devletin zaviyesinden bakan AYM'nin polisin tuttuğu tutanaklarla aynı kararı verdiğini vurguladı.

ERDOĞAN ALAYUMAT/İSTANBUL

Anayasa Mahkemesi (AYM), Şırnak'ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015'te ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında mahsur kaldıkları evlerin bodrum katında katledilen bazı kişilere dair yapılan başvuruyu bir süre önce "kabul edilemez" bulmuştu. “Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmesi”, “Bireysel başvuru haklarının ihlal edilmesi” ve “Kötü muamele yasağı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edilmesini”ne dair yapılan başvurulara dair gerekçeli karar açıklandı. AYM'nin gerekçeli kararında, usul ve esas açıdan "ihlal bulunmadığı" iddia edildi. 

Kararda, Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanları Mehmet Tunç ve Asya Yüksel ile Yasemin Çıkmaz, Serdar Özbek, B.K. ve M,B'nin yasağın uygulandığı dönemde 9 Şubat 2016'da Cudi Mahallesi'ndeki Niran Sokak 7 No'lu binada yaşamını yitirmiş halde bulunduğu belirtildi. Kararda, başvuruculara dair başlatılan soruşturmalarda "kovuşturmaya yer olmadığına" dair kararlar hatırlatıldı. Kararın "değerlendirme" bölümünde, M.B., B.K., Yasemin Çıkmaz, Serdar Özbek, Asya Yüksel ve Mehmet Tunç'a gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine dair başvuru, "kabul edilemez" bulundu. 

Devlet terörüne gerekçe

6 ismin çatışmalarda hayatını kaybettiği iddia edilen kararda, polis ve askerlerin "tehlikeyi bertaraf etmek" hareket ettiklerine işaret edilerek, "(...) silahlı ayaklanma ve devletin topraklarından bir kısmım işgal etme girişiminde bulunulduğu bir olayda kamu otoritesinin geri çekilemeyeceği kamu otoritesinin geri çekilme veya eylemden kaçma gibi bir zorunluluğu olduğu kabul edilemez. Bilakis böyle bir durum eldeki bütün İmkânlarla harekete geçerek mevcut silahlı ayaklanmayı hukuka uygun bîr şekilde bastırmak için eylemde bulunmayı gerektirir. Zira aksi tutum devletin, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini koruma yönündeki pozitif yükümlülüğünün İhlali anlamına gelebilecektir. Dolayısıyla somut başvuruya konu vahim terör olaylarının önlenmesi ve ayaklanmanın bastırılması için ölümcül güç kullanılmasının elverişli bir yol olmadığı söylenemez" denildi. 

Bakanlığın görüş ve verileri

Bakanlık görüşüne yer verilen kararda, "ölçülülük" ilkesine riayet edilmesi konusunda gerekli tedbirlerin alındığı iddia edildi. Ayrıca başvuruya konu kişilerin silahlı çatışmaya girdikleri ileri sürülerek, "sivil can kaybı" olmadığı iddia edildi. Kararda, "Somut olayın açıklanan koşulları altında güvenlik güçlerinin kendilerinin ve başkalarının hayatlarını koruma, silahlı ayaklanmayı bastırma meşru amaçlarına daha hafif bir sınırlama ile ulaşmalarının mümkün olmadığı ve ölümcül güç kullanmanın mutlak zorunlu olduğu kanaatine varılmıştır" diye kaydedildi. Etkili soruşturma yükümlülüğüne uygun hareket edildiği ileri sürülerek, "Anayasa Mahkemesi, somut olayı çevreleyen son derece zor ve ağır koşullar nazara alındığında cesetlerle ilgili delil toplama işlemlerinin azami dikkat ve özen gösterilerek yerine getirildiği kanaatine varmıştır" diye belirtildi. 

Failleri belirlemek imkansız!

Kararda, çatışmalara katılan polis ve askerlerin ifadelerini alınıp alınmadığına dair de "(...) toplanan deliller olayın koşullarında maddi gerçeği ortaya çıkarmış ve kullanılan gücün Anayasa'nın 17. maddesi anlamında mutlak zorunlu ve orantılı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle somut olayda çatışmalara katılan görevlilerin uhdelerinin alınmaması etkili soruşturma yükümlülüğü ile ulaşılmak istenen amaç bakımından yerine getirilmesi gereken zorunlu ve faydalı bir delil toplama işlemi olarak değerlendirilmemiştir. Bunun da ötesinde devamlılık arz eden ve öngörülemez nitelikteki silahlı çatışmalara katılan operasyonel birliklerin çatışmaların seyrine göre sürekli değişmesi nedeniyle farklı zamanlarda gerçekleşmiş olması son derece muhtemel ölümlerin hangi birim görevlilerince kullanılan güç sonucu meydana geldiğini belirlemek de neredeyse imkânsızdır" denildi. Kararda, söz konudu gerekçeler nedeniyle "yaşam hakkının usul yükümlülüğü bakımından ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir" denildi. 

Mehmet Tunç, Asya Yüksel, Serdar Özbek ve Yasemin Çıkmaz'ın "kişi hürriyeti ve güvenliği haklarına bir müdahale oluşmadığı" iddia edilerek, başvuruların "dayanaktan yoksun" olduğuna karar verildi. Yine, "kötü muamele yasağı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edilmesi" ile "sağlık yardımı sağlanmamasından dolayı yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edilmesi" de "kabul edilemez" bulundu.

AİHM süreci başlayacak

Dava avukatlarından Ramazan Demir, AYM’nin gerekçeli kararını gazetemize değerlendirdi. AYM kararının tek taraflı olduğunun altını çizen Demir, AYM’nin açıkça “devletin beyanı esastır” dediğini belirterek, davayı yeniden AİHM’e taşıyacaklarını söyledi. 

Anayasa Mahkemesi’nin tavrını Cizre vahşet bodrumları yaşandığı dönemde zaten saklamadığını kaydeden Demir, “İlk günden beri, daha yaralıların bodrumdan çıkarılması, sağlık yardımlarının sağlanması için yaptığımız başvurularda AYM tavrını devletten, güvenlik güçlerinden yana kullanmıştı. Hem yürütülen sokağa çıkma yasağı hem operasyonların hukuka uygun olduğunu hem de yaralılarla ilgili yaklaşımını belli etmişti” dedi. 

AİHM'e anlatmıştık

Cizre bodrumlarındaki vahşeti AYM’den önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) götürdüklerini hatırlatan Demir, “Bu dosyadaki olay ve olgular, 2018’de AİHM duruşması gördü. Orada biz tartıştık, AYM’nin tutumunu aktardık. ‘Dosyaları siz karara bağlayın, bunun için şartlar mevcut. Türkiye mahkemelerine, yargı sistemine bırakırsanız diğer tüm dosyalar gibi faili meçhule gider, tarihin tozlu raflarında yer alır’ uyarısında bulunduk. Ancak AİHM, 2018’deki duruşmadan sonra topu AYM’ye attı. Oysa biz AYM’nin bugün verdiği kararın içeriğini o zaman AİHM’e anlatmıştık. Dediğimiz gibi de oldu” dedi. 

Hukuka uyduruyor

AYM’nin Cizre vahşet bodrumuna yaşamını yitirenleri ‘örgüt üyesi’ olarak tanımlayarak, ‘devlet güçleriyle girdiği çatışmada öldükleri, o yüzden hem onlara karşı kullanılan operasyonel gücün hem de genel olarak operasyon sırasında kullanılan bütün  silah ve güçlerin hukukun uygun’ olduğuna karar verdiğini belirten Avukat Demir, “Yani bu insanların ölümünün hukuka uygun olduğuna karar verildi. Hem operasyon hem soruşturmada yürütülen eksikliklere ilişkin sayfalarca hazırladığımız dilekçeler görmezden gelindi. AYM, polisin tuttuğu tutanaklarla aynı kararı verdi”  şeklinde konuştu.

Beş yılı harcadılar

AİHM’in 2018’deki tavrı nedeniyle böylesi bir davada 5 yılın boşa harcandığının altını çizen Demir, şunları ekledi: “Bizim için 5 yıllık bir zaman kaybı oldu. AYM kararının açıklanmasıyla artık AİHM süreci başlamıştır. Dört ay gibi bir süremiz var. Hazırlıklarımıza da başladık.”  

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.