
FEHMİ KATAR / LEİPZİG
Ekim devrimine adanan Leipzig DOK Belgesel ve Animasyon Film Festivali’nde çarpıcı filmler gösterildi. Bunlardan biri de Christoph Hübners ve Gabriele Voss'un yönettiği “Nachlass” (Miras) filmi.
Alman yönetmenler, savaş faillerinin suçunun bir sonraki jenerasyonları nasıl etkilediği, savaş mağdurlarının çocuklarının, bilinçli ya da bilinçaltında nasıl duygular barındırdığını, kendi aile tarihleri ile nasıl yüzleştiğini konu alıyor.
"Dresden bombalanınca biz de kaçtık, dedemin yanından gittik. Bir nevi mülteci olmuştuk. Savaş mağduruyduk, çocukluğum bu hatıralarla geçti. Babamın, çocukluğuma çok büyük etkisi vardı. Onunla gurur duyuyordum, benim idolümdü. Ama büyüdükçe işin aslının öyle olmadığının farkına vardım. Gurur duyduğum babam aslında bir katildi ve biz aslında savaşın mağduru değil failiydik" babası Nazi subayı olan 60 yaşlarında bir Alman kadının bu sözleri, fail tarafın çocuklarının belki de en çok kullandığı sözler.
Fail ve kurbanların çocukları bir arada
Peki ya bununla yüzleşmek nasıl oluyor? Günün birinde babalarının bir katil olduğunu öğrenenler ne hissediyor, ne yapıyor?
Miras filmi, kurban tarafın çocuklarının mağduriyeti jenerasyonlar sonrasında hiç farketmeden nasıl yaşadığına odaklanıyor. Büyük anne-babasını soykırımda kaybetmiş, anne/babası soykırımda hayatta kalan David’un şu sözleri bu farkedilmeden yaşanılan mağduriyetin özeti gibi;
"Bir gün kahvaltıda otururken kızım bana ‘Baba sen niye böyle üzüntülüsün’ diye sordu. Kızımın birden böyle bir soru sormasına şaşırmıştım, ama çocukluğuna verip üzerine çok düşünmedim. Sonra başka bir gün kahvaltıda kızım yine aynı soruyu sorunca, babamın da hep öyle üzüntülü baktığını, onun o üzüntüsünü hiç farketmeden miras almış olduğumu farkına vardım."
Nach (sonra) lassen (bırakmak) kelimelerinden oluşan, ölen bir kişinin arkaya bıraktığı şeyler anlamına geliyor. Film bundan yola çıkarak, savaş suçlularının ve mağdurlarının geriye bıraktıklarının etkilerini konu alıyor. Fail ve kurbanların çocuklarının bir araya gelip savaş ile yüzleşme deneyimlerini anlatan film, Nazi rejimi ve soykırıma dair hatırlama kültürünün sadece kamuoyunun bilinçlendirmek için yapılan anma, sergi ve müzelerden oluşmadığını bunun da ötesinde birçok yönüyle yüzleşilen bir durum olduğunu savunuyor. İzleyiciye de özel hayatta bu yüzleşmenin nasıl olacağı ile ilgili bir resim çiziyor.