Kürtçe, Türkçe, Ermenice, İspanyolca, Soranice, Azerice parçalar söyleyen ve yeni bir soluk yaratma amacıyla yola çıkan Grup Babetna üyeleri, yaşanan toplumsal sorunların karşısında sanatçıların çığlığının eksik kaldığını dile getiriyorlar.
MURAT MANG / MAASTRICHT
Halklara, bireylere baskının en yoğun olduğu özgürlük alanlarının gittikçe tıkandığı bir ülkede ve zamanda yaşıyoruz. Buna dair sanat alanında bir çığlık yok. Bu bize çok ilginç geliyor. Bir durum seni etkiliyorsa buna dair üretim yapman lazım. Keza eski ozanlar Mahsunî Şerifler, Abdullah Papurlar yaptılar. Etkilendikleri şeylerden yola çıkarak politik ürünler açığa çıkardılar. Bu anlamda kendini demokrat veya sosyalist olarak gören tüm müzik insanlarına eleştirimizdir bu.“ Müzik piyasasını yukarıdaki sözlerle eleştiren Babetna Müzik Grubu “Baska çeşit“ anlamına gelen isimle çıktıkları sanat yolculuğunda, “Bir ayağımız Anadolu’da diğer ayağımız Mezopotamya’da“ diye belirtiyor. 2016 yılında kurulan Babetna’nın kendileri için varoluş meselesi olduğunu söyleyen genç grup üyeleri, üç yıl önce “Yansıyan“ isimli albümleri ile müzik severlerle buluşmuşlardı. Babetna Müzik Grubu üyeleri Şervan, Ciwan, Deniz, Sunay ve İlkan. Şervan Ayaz, Grupta keman ve gitar çalıyor ve vokalistlik yapıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuar öğrencisi. Ciwan Ayaz da, Lavta (udun perdelisi) ve bağlama çalıyor ve vokalistlik yapıyor. ITÜ Konservatuar mezunu. Deniz Inal, müzik öğretmeni. Bas gitar çalıyor ve vokalistlik yapıyor. Sunay Ersoy, batari çalıyor. Küçük bir işletme olan kendi müzik kayıt stüdyosunda çalışmalarını sürdürüyor. Ilkan Pala da müzik öğretmeni, elektro gitar çalıyor ve vokalistlik yapıyor.
Müziğe ailede başladık
Müziğe nasıl başladıklarını ve nasıl bir araya geldiklerini Deniz İnal şu sözlerle anlatıyor: “Ben küçük yaşlardan bu yana türkülerin, kilamların söylendiği bir aile içinde büyüdüm. Babam bağlama çalmaya çok hevesliydi. Onu dinleyerek büyüdüm. Beni enstrüman çalmaya yönelten de babamdı. Ben bu şekilde müzikle tanıştım. Şimdi de müzik benim tek işim. Aslında hepimizin buluşma hikayesi aynı. Bunu genelleştirebiliriz. Gruptaki herkes aileden başlayarak müzikle tanışmış.” Devamında da Ciwan Ayaz şunları ekliyor: “Biz zaten Kürtçe müzikle başladık. Yani Kürt halk şarkılarını dinleyerek başladık. Baba anne faktörü vardı. Babam bağlama çalardı. Aile faktörü büyük rol oynadı. Bizi müzikten uzaklaştıran bir faktör olmadı. Müzik eğitimi almaya da teşvik edildik.”
Kendi müziğimizi yapmak istedik
Grubun nasıl oluştuğunu ve hangi müziği yapmayı tercih ettiklerini grup üyeleri şöyle anlatıyor:
Deniz Inal: Aslında Şervan ve Ciwan’ın (iki kardeş) önerileri ile başladı. Biz eskiden beri tartışırdık. Daha önceden başka sanatçılara, solistlere çalıyorduk. Bir gün Şerwan böyle bir öneri ile gedi. Bir araya geldik. Grubu oluşturduk. Grubun temel felsefesi yani bir arada durmamızı sağlayan en büyük faktör tek solist odaklı olmamasıdır. Bir çok solistle çalıştıktan sonra bir araya gelerek kendi üretimlerimizi kollektif bir çalışmayla gerçekleştirmek elzemdi bizim için.
Ciwan Ayaz: Bizim için kendimizi kendi müziğimizle ifade etmek yaşamsal bir durumdu. Daha öncesinde hepimiz yeteneklerimizi ayrı ayrı başkalarına satmakla meşguldük. Kapitalist müzik endüstrisi ve ona sırtını yaslamış solistler bizi bu duruma zorluyordu. Bir süre sonra artık kendimiz için çalmamız gerektiğini, kendi müziğimizi yapmamız gerektiğini kavradık. Çünkü bize dayatılan durum modern marabalıktan başka bir şey değildi. Solist-enstrümanist ilişkisi patron-işçi ilişkisinden başka bir şey değil. Bu durum halen yaşanıyor. İşte bu trajik durum Babetna’yı kurma motivasyonumuzu arttırdı. Kendi aramızda sözlü bir manifesto hazırladık. Kimse kimseden tek kuruş fazla almayacak.
İlkan Pala: Aslında grubun söyle bir tarzı var diyemeyiz. çünkü herbirimiz çaldığımız enstrümanlardan dolayı çok farklı tarzlarda müzikler deneyebiliyoruz. Bir arkadaşımız klasik müzik diğeri halk müziğine yakın, biri jazz müziğine yakın. Doğalında yan yana geldigimizde ister istemez sarkılarda farklı aranjmanlar ortaya çıkabiliyor. Harmanlanmış bir müzik türü ortaya çıkıyor. Yani biz müziğimizi hiç kategorize etmedik.
Doğru bir yolda yürüyoruz
Yaptıklara bestele ve albüm çalışmalarına ilişkin Şervan Ayaz şunları kaydediyor: “Bestelerimiz bireysel oluyor. Mesela bir arkadaşımız yaptığı zaman onu birlikte dinliyoruz. Sonra aranjmanı, düzenlemeyi hep beraber provada yapıyoruz. Hem beste müziği yapıyoruz hem de anonim şarkıları dönüştürüp daha modernize ediyoruz. Daha eğlenceli daha dinlenilir bir hale dönüştürüyoruz. “Yansıyan“ adlı birinci albümümüzü 2017 de çıkardık. Bu albümde 10 eser vardı. İkinci albüm bir aya kadar çıkacak. İkinci albümde parça sayısını 15’e çıkardık. Bu albümde Kürtçe, Türkçe, Ermenice parçalar var. Çünkü birikim oluştu. Daha motive olmaya başladık. Zaman bizi bir arada tutmayı öğretiyor. Şu ana kadar 5 klip çektik. Kürtçe Türkçe, Ermenice, İspanyolca, Soranice, Azerice parçalar söylüyoruz. Her sahne repertuvarına yeni şarkılar ekleyebiliyoruz. Sahneye daha dinamizm katmak için farklı halkların müziklerini katıyoruz. Dinleyicilerimiz arasında çok müzisyen de var. Konservatuar öğrencileri var. Bu da bizim doğru bir yolda yürüdüğümüz düşüncesini destekliyor.”
Bir çığlık yok
Türkiye’de yaşanan ağır baskılar karşısında sanatçıların yeterli duruşu gösteremediklerini belirten Ciwan Ayaz, sanatçılara yönelik eleştirilerini şu sözlerle dile getiriyor: “Türkiye’de yaşanan şeyler bizi çok etkiliyor. Bizi bireysel olarak etkileyen şeylerden yola çıkıp toplumsal ürünler açığa çıkarabiliyoruz. Bu anlamda kışa bir eleştirim de var aslında. Halklara, bireylere baskının en yoğun olduğu, özgürlük alanlarının gittikçe tıkandığı bir ülkede ve zamanda yaşıyoruz. Buna dair sanat alanında bir çığlık yok. Bu bize çok ilginç geliyor. Bir durum seni etkiliyorsa buna dair üretim yapman lazım. Keza eski ozanlar Mahsunî Şerifler, Abdullah Papurlar yaptılar. Etkilendikleri şeylerden yola çıkarak politik ürünler açığa çıkardılar. Bu anlamda kendini demokrat veya sosyalist olarak gören tüm müzik insanlarına eleştirimizdir bu.“