Cumhur İttifakı denilen koalisyon, siyasi bakımdan bir AKP-MHP ittifakıdır; devlet bakımından Saray-Ergenekon ittifakı.
Şimdi bu ittifakın “siyasi ayağında” bir çatlak ortaya çıktı.
Yorumlar muhtelif.
Örneğin Fehmi Koru ihtiyatlı iyimserlerin safında. Erdoğan’ın konuşmasını yorumladığı yazısında bu krizden iyimser beklentilere sahip olduğunu gösterdi. Erdoğan MHP’nin af kanunu tasarısına itiraz ederken, “devlet kendisine karşı işlenen suçlara af getirebilir, kişilere karşı işlenen suçlara getiremez” sözlerinden hareketle şöyle yazdı:
“Af olacaksa devlet kendisine karşı işlenen suçları affedebilir” tespitini hayata geçirmekle işe başlayabilir AK Parti.”
Erdoğan’ın TBMM Grup Toplantısında “Türküm Türkçü değilim, sen Türkçülük yaparsan benim Kürt vatandaşım da Kürtçülük yapar” sözleri, T24’te “Kürtlere yerel seçim nedeniyle göz kırpma” olarak yorumlandı.
Tr 7-24 sitesinde yazan Yavuz Altun da bu yoruma dayanarak, şu haberi verdi:
“Dün T24’te yer alan bir kulis haberine göre AKP’nin HDP’yle zemin yokladığı ve MHP’den uzaklaşıp yeniden HDP ile yakınlaşabileceği konuşuluyormuş.” Cemaat yazarı HDP’yi ne sanıyor dersiniz?
Bu arada Artı Gerçek’te Ayşe Yıldırım, krizi bir “yerel seçim taktiği” olarak yorumladı. Koalisyon ortaklarının bilerek kriz yarattıkları, AKP’nin Kürt oylarını, MHP’nin de İyiparti oylarını almak için bir birlerinin sırtına yükledikleri ağırlıklardan kurtulmak için böyle bir oyuna başvurdukları yorumunu pek çok yazar paylaşmakta.
Benim kişisel yorumum şu:
“Üçüncü dünya savaşı”nda Türk devleti yenildi. Galipler masasında hesap verme riskiyle yüz yüze geldi. Ancak galipler masasındaki galipler tek bir cephe oluşturmuyor. Masada Putin ile Trump karşı karşıya, Almanya ikisinin ortasında bir yerde. Meselenin aslı Türkiye’yi kimin “teslim alacağı”nda. Bu konu belirsiz. Aslında savaş “galipler arasında” bir savaştı. Küresel güçler birbirlerini yenmiş değil. Yenilen Türkiye ve DAİŞ. Aslında küreseller arasında savaş sürüyor.
Erdoğan’ın yaptığı “hükümran bir devletin” diplomasisi değil. “Teslim olma diplomasisi”. Teslimden en az zararla kurtulma, Kürtlere en büyük zararı verme ve kendi iktidarını koruma amaçlı. O nedenle ilgili bütün devletlerle gizli-kapaklı pazarlıklar yapılıyor.
Şimdi siz kendinizi Saray’la ittifak kuran ve kendi ordusundaki generallerin yarısını hapse tıkmış bir Ergenekoncunun yerine koyun. Bu “teslim diplomasisinden” işkilenmez misiniz? Brunson’un ABD’ye verilmesine ve Trump’ın elinde sopa ve havuç Türkiye’ye övgüler düzmesine, Merkel’in Erdoğan’a öpücükler göndermesine, Türk ekonomisinin içine girdiği kriz karşılığında biricik yolunun uluslar arası sermayeye ya da IMF’ye er ya da geç mahkum olacağına bakarak, “ne olacak bu Ergenekon’un hali?” diye sormaz mısınız?
Hele şu “devlete karşı işlenen suçları affetme” laflarını duyduğunuzda, “bu Erdoğan bize yine madik atacak, ABD’nin sopası ve havucu karşısında içeri tıktığımız paşaları serbest bırakmak zorunda kalacak” diye düşünmez misiniz?
Bu durumda ne yaparsınız? Erdoğan’ın kulağını çekersiniz. Bunu da “siyasi uzantınız” Bahçeli eliyle yaparsınız. “Ayağını denk al, senin oy depon varsa bizim de silah depomuz var” dersiniz.
Sonuç şu: Evet Cumhur İttifakında ciddi bir çatlak meydana geldi. Bu çatlak Saray-Ergenekon ittifakını bozmak için değil, Batı’nın ağır baskısı altında ne halt edeceğini şaşırmış olan Erdoğan’ı uyarmak ve ittifakı korumak için yaratıldı.
Ve şunu da not edelim: Krizi yorumlayanlar TBMM’de MHP’siz AKP’nin “azınlıkta” kalacağını ısrarla yazıp duruyor. Sanki ortada bir TBMM varmış gibi. Erdoğan’ın “parlamento hesapları” yaptığını sanmıyorum.
Neyin hesabını yapıyor?
Etrafını alan “korumalarının”…
Ergenekon emrindeki keskin nişancıların… “Ülkücü polis şeflerinin”… Derin devletin kiraladığı mafya tetikçilerinin…
Darbeden korkuyor demiyorum, “kim vurduya gitmekten korkuyor” sanıyorum. Bu ülkenin tarihi insanların “kim vurduya gitme” tarihidir. Quto bana dedi ki, Erdoğan her gece rüyasında Özal’ı görüyormuş.
Bahçeli’nin meş’um sesi Erdoğan’a sanırım gerekli mesajı verdi.
Reis’i dikkatle dinledim: Bahçeli’ye kendisinden beklenmeyen bir “terbiyeyle” yanıt verdi.
Korku ilkel toplumlarda en terbiye edici ilaçtır.
Erdoğan korku hapını yutmuştur.