Başlangıçta halkta umut ve heyecan yaratan “Demokratik Çözüm Süreci” başlayalı iki sene olacak. 2015 Newroz’u geldi, geliyor. Ondan sonra da seçimler. Ama gelişmeler pek umut verici görünmüyor.
Evet, hiç kimse yüz yıllık kangrenleşmiş bir sorunlar yumağının tereyağından kıl çeker gibi, üç günde çözülmesini beklemiyordu. Çözümün önüne iç-dış her taraftan engeller çıkarılacağı, her türlü sabotajın yapılacağı da sır değildi. Ama bütün bunların boşa çıkarılması ve güven verici adımlarla çözümün geliştirilmesi gerekiyordu. Oysa iki senedir gel-gitlerle süren çözüm sürecinden sonra hala elde var sadece seçmeli Kürtçe dil dersi....
“Bal demekle ağız tatlanmaz” demişler. Balı görmek ve tadına bakmak gerekiyor.
“Çözüm için gerekirse baldıran zehiri içerim” diyenler, balı kendileri yiyip zehiri halka içiriyorlar.
Demokratik çözüm demek Türkiye’nin de demokratikleşmesi, hukukun egemen hale gelmesi demektir. Ama pratikte bunun tam tersini görüyoruz. AKP devletinin icraatı bunun tam tersini gösteriyor: Adli Tıp Kurumu kararlarına rağmen hasta tutsaklar ne tedavi ediliyor ne de serbest bırakılıyor. Gözümüzün önünde birer birer ölüyorlar.
Roboskî ve Gezi katliamının failleri hala gizleniyor, gizlilik kararlarıyla kamu görevlisi olan sanıklar ve davalar kaçırılıyor, karanlığa gömülüyor.
6-8 Ekim serhildanlarında kurşunlanarak, linç edilerek katledilen elliye yakın insanın katilleri nerede? Bir teki bile yargılanıyor mu? Tam tersine, saldırıya uğrayan halk yeni KCK operasyonlarıyla siyasi soykırıma uğruyor, tutuklanıyor. Son bir ayda sadece Cizre’de beşi çocuk altı insan öldürülüyor, failleri gene meçhul(!).
AKP liderleri buna provokasyon diyorlar. Bu en büyük çarpıtmadır, yalandır. Esas provokasyon da budur.
AKP çözüm için çabalarken başkaları gelip de bunu sabote etmiyor ki. AKP’nin tayin ettiği, hükümete bağlı olan gizli-açık güvenlik güçleri halkı katlediyor. Bunların bir teki bile yakalanıp yargılanmıyor.
Burada başkalarının provokasyonu değil, doğrudan AKP-devlet tarafından yönetilen bir tasfiye süreci vardır. AKP tarafından aralıksız olarak sürdürülen siyasi soykırım operasyonları da bunu gösteriyor. Siyasi soykırım operasyonları KCK’ye paralel olarak HDP operasyonlarına dönüşmüştür. Bu da çözüm sürecinin önünü kapatmaktadır.
Haziran seçimlerinde bu gidişata dur denilebilir ve demokratik çözüm yolu açılabilir. Bütün engelleri ve barajları aşabilmiş bir HDP, sokakta da, sandıkta da güçlü bir HDP, AKP diktasının da sonu olacaktır. Bütün demokrasi güçleri bu gerçeği görmelidir.