Erdoğan üstü örtülü bir şekilde bir kez daha, DAİŞ adlı terör örgütünü sahiplendi. “32 yıldır benim ülkemde var olan PKK’ye karşı ses çıkarmayan, Avrupa ülkeleri, acaba neden DAİŞ’e karşı bu kadar kıyamet koparıyorlar, anlayamıyorum” diyor… Kısaca sözü şuna getirmek istiyor. Benim de ayda yılda bir terör örgütüm oldu, neden ses çıkarıyorsunuz diye mızıklanıyor. Ve bunu da büyük bir aymazlıkla, “çünkü DAİŞ adlı terör örgütünün başında İslam ibaresi var da ondan bu kadar saldırıyorlar” diye de DAİŞ’i haksızlığa uğrayan bir mağdur gibi göstermek istiyor.

Sahte bir İslam cephesi oluşturma arayışında. Özrü kabahatinden beter bir yaklaşım ile, İslam’a da hakaret etmektedir. Bir halkın özgürlük ve kültürel yaşam arayışı temelinde var olma mücadelesi veren ve bir halkın örgütlü gücü olarak meşru savunma temelinde oluşan PKK gibi bir halk hareketini, aymazca kukla paravan islam maskeli katil bir çete gurubu ile aynı kefeye koyma aymazlığını sergilemekten utanmıyor. Bu her gün kardeşlerim diye yere göğe sığdıramadığı Kürt halkına karşı bir hakaret olduğu kadar, Erdoğanan kendi asıl yüzünün de göstergesi olmaktadır. Şengal, Rojava ve Güney’de Arap, Ermeni, Asuri, Hırıstiyan, Müslüman ve Êzîdî ve diğer tüm ezilen halk kesimlerini, DAİŞ çetelerine karşı canları pahasına koruyan PKK felsefesi ile örgütlenen Kürt Özgürlük Hareketi militanlarıydı. O zaman, kendini Ortadoğunun vasisi gören Erdoğan ve ekibi neredeydi acaba? DAİŞ ile içli dışlı olan din kardeşliği temelindeki cihad eksenli birliktenliğine toz kondurmuyor ve her türlü desteği sunuyordu. Halk dilinde hani derler ya, ‘bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim’ işte Erdoğan ve hükümetinin dostunu görün ve onların kim olduğunu anlayın….
İçinden geçtiğimiz şu günlerde, Türk devleti ve Erdoğan hükümeti yine ateşle oynamaya başladı. Sinsi bir tilki misali binbir türlü hile ve oyunlarla, yeniden PKK Önderi Öcalan’ın başlatmış olduğu onurlu bir barış ve anlamlı bir ortak yaşam temelindeki çözüm sürecine ters bir hareketlilik ve açıklama içerisindedir. DAİŞ’e verdiği desteği aleni bir şekilde açıklayıp, sahiplenirken öte yandan, Kürt halkına karşı düşmanlığını da Kobanê’ye olan duyarsızlığı ve üstüne üstlük DAİŞ’e verdiği silah desteği ve Bakurê Kurdistanê halkının direnişi sahiplenen onurlu mücadelesine, hükümetin askeri müdahalesi, Erdoğan ve AKP’nin çözüm sürecine olan samimiyet-sizliğ-ini ortaya koymaktadır.  
Sözde Kobanê halkının güvenliği amaçlı, Kobanê topraklarında tampon bölge oluşturma temelindeki yaklaşımı tamamen gerçekle alakasız bir kandırmacadan ibarettir. Öyle olsaydı, sınırda bir haftadan fazladır onurlu Kobanê direnişini sahiplenmek için eylemde olan halka saldırmaz, destek verirdi. Oysa yapılmak istenen DAİŞ ile yapılan kirli bir anlaşmadan öte bir politika değildir. Tampon bölge ile, amaçlanan Kobanê’nin DAİŞ denetimine verilmesi ve bir kısmına da güvenlik alanı yani tampon bölge olarak el koymaktır. Yani tampon bölge oluşturma arayışı, bir işgalden öte anlam içermemektedir. Ve son günlerde batılı ve bölgesel devletlerin dış ilişkiler bakanları ile yaptığı görüşmelerle, bir destek arayışındadır. Çünkü, bir başka devlet sınırları içine girerek bir tampon bölge oluşturmak ya iki tarafın rızasını ya da uluslararası alanda bir meşruluk ile desteklenmesini gerektirmektedir. Şu anda yapılmak istenen tamamen bu temelde bir halkı ve toprağını işgal girişimidir. Salt Kürdistan halkının değil, aynı zaman da tüm demokrat-aydın-halkçı Türkiye halklarının da ortak bir mücadele cephesi olarak, bu işgal ve dönemin çözüm ruhuna ters devlet politikalarına karşı seslerini ve eylemlerini birleştirmeleri gerekir.
Şu anda, yapılan bir savaş hazırlığıdır. Bu temelde, tüm batılı güçler sözde DAİŞ’e karşı mücadele cephesinde yer almak için, Ortadoğuya yeniden bir müdahale arayışında olarak, bu müdahaleyi kendi yaratımları olan DAİŞ çetelerinin saldırıları üzerinden halkları nezdinde meşrulaştırmak istemektedirler. Ve Türkiye’de  bu batılı politikaların bir müdahili olarak, bölgeden bir pay kapma arayışındadır. Ateşle oynadığının farkında değildir. İktidar ve güç, gözlerini kana boyamıştır. Burnunun dibindeki gerçekliği ve çekilmek istendiği bataklığı adeta görememektedir. TC Hükümeti ve Erdoğan dışında tüm Türkiyeli halklar bunu görürken, o, başını deve kuşu misali kuma gömmeyi tercih etmektedir. Bu tarihi fırsat bir daha kaçırılmamalıdır. Bu kirli politikalara karşı, Türkiyeli halklar denetim ve uyarıcı olma rollerini hatırlamalı ve gelecekleri için bu kirli politika ve oyunları boşa çıkarma amaçlı, ortak cephede Kobanê direnişine destek vererek, dur demelidirler. Türkeyi’nin yeniden karanlıklara çekilmeye çalışıldığını herkes görmelidir. Süreç yeni bir kör-sağır-dilsiz duruşu, halklar adına artık kabul edecek bir noktada değildir.
İçinden geçtiğimiz süreç, her türlü özgürlüğe gebe olan, kuantumik özellikler taşıyan bu özgürlük sosyolojisi zamanıdır. Bu zamanın bir kez daha Ortadoğu halkları aleyhine yitirilmesinin önüne geçmek, Ortadoğulu ve özelde de Kürt ve Türki halklarının tarihi temel sorumluluğundadır. Toplumsal ve tarihsel bir bilinçle, geçmiş acıları da unutmadan, herkesin insani değer yargıları ve vicadanının seslerini dinleyerek, ahlaki bir tavır geliştirmelerinin de zamanıdır. İnsanlık sınavı, şimdi Kobanê ve Şengal’de verilmektedir. İnsanım diyenlerin, yanı başlarında yaşanan katliam ve trajedilere karşı duruşlarına ve tavırlarına bakmaları yetecektir kanısındayım. Her şey yüreğimize ve beynimize, bir empati anı kadar yakın ve yakıcıdır.