• Ulaştığı kapsam düzeyiyle, özellikle kapitalizme alternatif konusunda ideolojik bir netlikten henüz söz edilemese de eylemciler için ortak paydanın anti-kapitalizm olduğu net bir şekilde görülebilmektedir.
  • Bireyciliğin, apolitizmin, ideolojik bilinç eksikliğinin sistemin azgınlaşmasındaki etkisini gören kesimlerin harekette yer alması, açıktır ki alternatif inşa açısından hem bir iddiayı hem de umudu temsil etmektedir.

VELİ ÇAKMAK

Paris'in banliyösü Creteil kentindeki öğretmenlerin 17 Eylül'de okuldaki imkân ve personel eksikliğine dikkat çekmek için başlattığı grev, liseli öğrencilerin de katılımıyla kıtaya yayılan toplumsal bir harekete dönüşmüş durumda. Üçüncü Paylaşım Savaşı atmosferinde gelişen bu hareket; savaş, militarizm, erkek-egemen zihniyet ve büyümesini toplumla doğa aleyhine yıkımlarla sürdüren kapitalist sisteme karşı mücadele dinamizmiyle, yeni enternasyonal için önemli veriler taşıyan büyük bir olay olarak detaylı bir analizi gerekli kılıyor. 2 ayını doldurmak üzere kapsam ve etkisi büyüyerek devam eden hareketin öne çıkan özellikleri, gelişen olaylara dayalı bir şekilde analiz edilecek olursa, şunlar belirtilebilir:

İtiraz, kapitalist sistemedir

Öğretmenlerin greviyle başlayan eylemler liseli gençlerin katılımıyla, memur itirazının ötesine geçecek bir dinamizme kavuştu. Öğretmenlerin grevi, liseli gençlerin katılımıyla toplumsal hareket niteliği kazandı. İlk aşamada Paris'in yakın banliyölerinde düzenlenen lise eylemleri, gençlerin dinamizmiyle ikinci haftasında Paris ve ülke geneline yayıldı. Bu durum, itirazın doğrudan kapitalist sisteme yönelik geliştiğini gösteriyor. Aralarında öğretmenlerin de bulunduğu devlet memurlarının benzeri eylemlerinin buna benzer bir etki açığa çıkardığı örnekler nadirdir. Öğretmenlerin grevinin Avrupa’ya yayılan bir toplumsal hareket için kıvılcım olması kapitalist sistem ilişkilerinin toplumu boğacak noktaya vardığını ortaya koyuyor. Toplumun ihtiyaçları için bütçeden ayrılan payı küçülterek askeri harcamalara ayrılan payı katlayarak arttırmak, ülkelerde militarist politikaların öne çıkarılmasıyla paralel olarak gelişiyor. Militarizme rıza sağlamak için başvurulan pratikler de bu bağlamda gözetilmek durumunda. Örneğin; Almanya’da kadın cinayetleri istatistikleri artmakta, kadına yönelik şiddet dijital medyada da yükselmektedir. Buna karşın kadın sığınma evlerinin finansmanında ciddi yetersizlikler bulunmaktadır. İstanbul Sözleşmesi standartlarına göre, Almanya’da şu anda yaklaşık 12.000 sığınma yeri açığı bulunmaktadır. Kadına şiddeti önleme konusunda imkân oluşturmaya isteksiz devlet, aynı zamanda, otoriter güvenlik önlemlerinin genişletilmesini meşrulaştırmak için kadınlara yönelik şiddeti giderek daha fazla gerekçe olarak göstermektedir. Nitekim Avrupa ülkelerinin genelinde; artan yaşam maliyetleri, işgücü ve konut piyasalarındaki güvensizlik ve süregelen bölgesel eşitsizlikler, nüfusun geniş kesimleri arasında artan bir toplumsal gerileme hissi ve kontrol kaybı duygusunun açığa çıkmasına neden olmaktadır. Hakeza, Haziran ayında AB Parlamentosu’nda onaylanan “Avrupa ICE” yasasıyla kaçak göçmenlere yönelik baskıları yoğunlaştırmanın yolu açılmıştır. Bu yasanın ev baskınları, yoğun gözetim ve ırkçı profilleme durumlarının olağanlaşması sonucunu açığa çıkarması muhtemeldir. Bu genel tablonun yaşamı toplumsal alanın her biriminde boğuntuya getirecek düzeyde zorlaştırmış olması, yayılım ve etki gücüyle gündemi belirleyen hareketin arka planını oluşturmaktadır.    

Güncel sorunlara, tekil tepki değil

Bu yayılım zorlu koşullara sahip banliyö bölgeleriyle sınırlı kalmadan başkentin prestijli liseleri ve ülkenin önde gelen yükseköğretim kurumlarını da kapsadı. Daha iyi imkânlara sahip liselerdeki öğrenciler, imkân eksikliğinin hissedildiği banliyölerdeki liselerde eğitim alan akranlarıyla dayanışma için sokağa inerken; üniversite öğrencileri de hem lise öğrencilerine destek olmak hem de kendi okullarında benzer sorunlarla karşılaştıkları için sokağa indi. Hareketin lokal kalmaması ve dayanışma ağlarıyla hızla yayılması, itirazın güncel sorunlara bağlı tekil tepki karakterinde değil de doğrudan sisteme dönük geliştiğini gösterdiği gibi sisteme karşı mücadelenin gerektirdiği birlik ve dayanışma bilincinin de taşındığını göstermektedir. Farklı sosyal kesimler arasında gelişen bu dayanışma, gençler başta olmak üzere toplumun yaşadığı gelecek kaygısını dışa vurmaktadır. Özetle; itiraz, kapitalizmin toplum ve birey için geleceği mahvetmesine dönüktür. Eylemlerin Fransa sınırını aşarak önce kuzeydeki komşu ülke Belçika'ya, sonrasında ise güneydeki İspanya'ya, sürecin ilerlemesiyle İtalya-Arnavutluk-Almanya’ya doğru genişlemesini bu bağlamda ele almak hareketin güncel ve tarihsel önemini kavramak açısından önem taşımaktadır. Nitekim Fransa genelindeki öğrenci eylemleri ve yürüyüşlerinde, çok sayıda katılımcının Filistin'e destek için kefiye takması ve başkentteki öğrenci yürüyüşlerinde Fransa bayraklarının yanı sıra Filistin bayraklarının da dalgalandırılması bunu ortaya koyan diğer göstergelerdir. Hükümetin eğitim ve dış politikasını birbiriyle bağlantılı bir şekilde ele alan öğrencilerin "Soykırımlar yerine liseleri finanse edin" yazılı pankartlarla tepkilerini dile getirmesi; Paris'te 13 Ekim'de belediye binasının önünde başlayan ve Invalides Meydanı'nda sona eren eylemde göstericilerin "Banliyö Paris'i, Paris ise dünyayı etkiliyor" sözünün yazılı olduğu bir pankartı taşıması bölgesel ve ulusal ölçeği aşan enternasyonalist bir mücadele motivasyonunun hakim hale geldiğini göstermektedir. Banliyöleri dünyaya bağlayan, Fransa devletini İsrail’in Filistin soykırımına ortak gören gençler; güncelde uygulanan militarist-göçmen karşıtı politikaları, devletin sömürgeci-soykırımcı tarihiyle aynı bağlama oturtarak vurguluyor. 17 Ekim’de gerçekleştirilen büyük yürüyüşte bir gösterici, Fransız polisinin 1961'den bu yana göstericilere yönelik tutumuna tepkisini "17/10/1961, 17/10/2026 Hâlâ Aynı Irkçılık" yazılı pankart taşıyarak gösterdi. 17 Ekim tarihi aynı zamanda Paris'te ülkelerinin bağımsızlığı için eylem yapan yüzlerce Cezayirlinin Fransız polisi tarafından öldürüldüğü "17 Ekim 1961 Katliamı"nın yıl dönümü olarak biliniyor.

“Komün Kuşağı”

Eylemlerde, eğitime daha fazla bütçe ayrılması talebi ile polis şiddetine karşı direnişi bir arada ele alan sloganlar, dikkat çeken bir diğer nokta."Polis her yerde, adalet hiçbir yerde" pankartı taşıyan gençler, devletin, sosyal-demokrasi politikalarıyla maskelenen anti-toplum karakterini teşhir etmekte; ağır yaralanmalara yol açan polis şiddetine karşı direnişten taviz vermemeleriyle de devleti bu haliyle kabul etmediklerini göstermektedir.

Belirtildiği üzere kıtaya yayılan hareket; sermayenin emek sömürüsü, ulus-devlet despotizmi, erkek-egemen kültürün şiddete bağımlılığı, ırkçılık, göçmen karşıtlığı ve savaşa-militarizme, yani kapitalist sistemin yaşam ve anlamı boğan unsurlara muhtaç bir şekilde varlığını yürütmesine dönük tepki ve itirazdan kaynağını almaktadır. Ulaştığı kapsam düzeyiyle, özellikle kapitalizme alternatif konusunda ideolojik bir netlikten henüz söz edilemese de eylemciler için ortak paydanın anti-kapitalizm olduğu net bir şekilde görülebilmektedir. Eylemlerin lokomotifini oluşturan liseli gençler mütevazı ve gerçekçi bir yaklaşımla ideolojik-politik meselelerde yeterli hakimiyete sahip olmadıklarını da dile getirmektedir. Bununla birlikte, eylemciler arasında kendilerini “Komün Kuşağı” diye tanımlayan katılımcıların varlığını, alternatifin inşası açısından önem taşıyan bir husus olarak değerlendirmek gerekir. “Komün Kuşağı” tanımlaması, “Z ya da Alfa Kuşağı” tanımlamalarına itiraz olarak gelişmektedir. Bu, bir yönüyle bireyciliği aşacak toplumcu hassasiyetlerin de belirginleştiğini göstermektedir. Komün Kuşağı, kuşakları X, Y, Z notasyonlarıyla tanımlayan burjuva ideolojisinin, gençlerle toplum arasındaki bağı muğlaklaştırma niyeti güttüğünü görmektedir. Gençleri bilinmez bir unsura dönüştürerek toplumsal sorumluluklarını görünmez kılan kapitalist ideolojiye karşı mücadele motivasyonu gelişen hareketin bileşenleri arasında yer almaktadır. Bireyciliğin, apolitizmin, ideolojik bilinç eksikliğinin sistemin azgınlaşmasındaki etkisini gören kesimlerin harekette yer alması, açıktır ki alternatif inşa açısından hem bir iddiayı hem de umudu temsil etmektedir. Hareketin komünal ve enternasyonal bir örgütlenme için yaratacağı imkânlar bu iddianın canlı tutulması ve yaratıcı bir esneklikle gerçekleştirip büyütülmesine dayalı olarak açığa çıkacaktır.