8 Mart geldi bahar ile beraber... Bir kere daha 8 Mart 1857'de New York'da eşit ve adil çalışma şartları için egemen sisteme başkaldıran, isyanı seçen ve bu uğurda yiğitçe can veren dokuma işçisi kadınları, ardından 8 Mart'ı 1921'de Moskova 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda tüm dünya emekçi kadınlarına bayram ve direniş günü olarak armağan eden Clara Zetkinleri selamlıyor, tüm direnen kadınlar ve tabiat ana...
Bizim coğrafyamızda ise ayrıdır 8 Mart'ın önemi... İtilip kakılan, aşağılanan, mal gibi alınıp satılan, ezilen, sömürülen ve ölen ama sürekli ölen, her gün her yerde onlarca ölen, sessizce ölen, din adına, namus adına, töre adına hatta utanmazca aşk adına kudurmuş-hasta bakışlar, salyalı bağırışlar altında öldürülen tüm kadınların yaşadığı coğrafyada ayrıdır 8 Mart'ın önemi... Birçoğu bilmez bile ama bilince çıkaranlar için ayrıdır. Kadına ölümü biçmenin adeta doğal bir hak görüldüğü ve adaletin bile bunu meşrulaştırdığı, ta iliklerine kadar eril hegemonya ve otoriter sistemin etkin olduğu bir coğrafyada kadın olarak sokaklara dökülmek onurlu ve önemli bir görevdir. Yine sokaklardayız. Adımız ta Havva'dan bu yana şeytan ile eş tutulan ve kaderimize 'taşlamak vaciptir' diye yazılan, ama bugün tüm eril tanrılara kafa tutan geleceği var edebilecek tek güç biz kadınlar yine alanlardayız. Tecavüzcülere, bizi 'fahişe' yapıp o tecavüzcüleri aklayanlara, sevdamızı utanç sayanlara, namus-töre adına sarp kaya kenarlarına, uçurum diplerine cesedimizi bırakanlara, bizi mal gibi satanlara, bedenimizi sermaye yapanlara, emeğimizi alınterimizi üç kuruşa sömürürken dahası ahlak dersi verenlere inat evde, sokakta, işyerinde, yaşamın içinde her türlü eril egemenliğe inat meydanlardayız. Cudi, Amed, İstanbul, Ankara ve Avrupa'nın metropollerinde, yaşadığımız her yerde, yine "varız ve hep var olacağız" kavgasındayız.
Ve Paris'teyiz bu sene daha öfkeli, daha hınçlı, daha kalabalık... Savaş çığırtkanlığıyla yıllardır Kürt halkının kanına ekmek doğrayıp yok etmeye çalışanlar, emekçi, fakir, aç, yarınsız Türk çocuklarını, vatanı koruma adında dağlarda halkının özgürlüğü için savaşan Kürt gençlerini karşısına dikip iki komşu halkı birbirine kırdırarak, anaların yürek acısı, göz yaşı bedeline rant sağlayan eril vampirler, halkların barış özlemini ve söylemini yine kadınları katlederek bastırmaya çalıştılar. Bu yüzden kahpece katledildiler, Paris'te özgürlüğe sevdalı üç Kürt kadın siyasetçi... Barış çığlıklarını susturmak için yine ve önce kadına saldırdılar, en çok kadınların gözyaşı döktüğü bu kirli savaşta... Bu bilinçli bir seçimdi. Bu her türlü sömürüye karşı önce evinde sonra sokaklarda, dağlarda, partilerde, siyaset meydanlarında direnen, ayağa kalkan, savaşan Kürt kadınını tekrar sindirmeyi de hedefleyen bir katliamdı. Tutmadı. Katliamın hemen ardından Paris'e koşan, yetmedi Kürdistan'ın her yerinde sokağa dökülen Kürt kadınları ve onların savaşına destek vererek özünde her türlü eril sömürüye karşı çıkan diğer halkların kadınları yanıt oldu pis hesaplarına... Paris bir kere daha yeşili, kırmızısı, sarısı ile hesap soran kadıların öfkeli seslerine tanık olacak. Bahar geliyor Mart'ın 8'i kadının direniş gününün de coşkusuyla... Ardından Newroz gelecek, gerçek patlayışı tüm coşkusuyla tabiatın, direnişin... Şimdiden sokaklardayız. "Vardık, Varız, Var Olacağız, Jin Jiyan Azadî" sloganlarıyla hayatın ortasındayız.
BANU GÜDENOÐLU: Bahar, kadın ve direniş