Kadınların politik alana ilgisinin ve bu alana girme yönünde mücadelelerinin giderek canlanması, iyi ve güzel bir gelişme. 

Kadınlar, toplumu var eden esas özneler olarak, politik alanın dışına itileli binlerce yıl oluyor. Kadının bu öykü; yazılması, anlatılması sakıncalı bulunan tarihsel öykülerin başında geliyor. 

Yaşam; oluşturucusu ve sürdürücüsü olan kadının ellerinden alınınca, yaşamın canına okuyan yeni eller, erkek egemen eller, dünyayı bugünkü haline sürüklüyor. Bitmek bilmeyen savaşlar, bozulan doğal ve toplumsal denge, tükenmeye yüz tutmuş yeraltı ve yerüstü yaşam kaynakları, yaşam hakkı elinden alınan, aşağılanan, hor görülen binlerce kültür, inanç ve fikrin başkaldırı öyküleriyle dolu geçen tarihsel gerçek, bununla ilgili olarak büyüyor. Günümüz dünyasının etik ve estetik alanında yaşadığı deformasyon düzeyi de bununla ilgili olarak derinleşiyor. 

Yerel ve güncel olarak Türkeye’deki durum da, dünyaya hakim olan bu gerçeğin önemli bir parçası oluyor. Çünkü Türkiye’de, erkek egemen bir ülke. Çünkü Türkiye sosyolojisinde de, toplumun oluşturucu yarısının sesi, soluğu, binlerce yıldan beri kesilmiş. Kadınlar; evde, mutfakta, çocuk odasında, yatak odasında, hep çalışan, hep hizmet eden, hep belirlenen, yönetilen nesneler konumunda. 

Oysa erkekler iktidarın başında; aşiretinin, partisinin veya devletinin başında, kurum ve bürokrasisinde, bakanlıklarında, TBMM’de, yargıda; yürütmede, yasamada, siyasette; askerlikte ve entelektüel alanda, hep belirleyen, hep yöneten özneler konumunda. 

Toplumsal cinsiyet rollerinin bu şekilde düzenlendiği bir Türkiye’de, siyasi partilerin kadın milletvekili adaylarını birdenbire daha fazla göstermek için adeta HDP ile yarışa girmeleri, neresinden bakarsak bakalım, kadın lehine güzel bir gelişme. Sosyolojik ve psikolojik analizini yapmaya değer bir gelişme.  

Bu gelişmeyi etkileyen hatta belirleyen, Kürdistan’da kadın özgürlük mücadelesinin günlük olarak yakaladığı yükseliş düzeyi oldu. Kürt kadınının yaşadığı muazzam deneyim ve bu deneyimlerin ardından ortaya çıkardığı gelişme ve yükseliş düzeyi, bunun bölgede yol açtığı sosyolojik sonuçlar, bu gelişmenin odağını oluşturuyor. Bu bakımdan altı dolu, sağlam köklere dayanan, umut ve heyecan oluşturan, oldukça sevindirici bir gelişme. 

HDP’nin yayınladığı seçim bildirgesi tarihi güncelleyecek, dünyayı belki de ilk temiz ve dengeli haline yeniden kavuşturma umudu yaratan, iddialı bir bildirge. İddiası ve umudu, kadın eksenli hazırlanmış olmasında. Gücünü, toplumun yok sayılan bu oluşturucu yarısının tekrar devreye konmasından almakta.

Başka hiçbir partinin kadın seçim bildirgesi herhalde yok. HDP’nin ayrıca böyle bir kadın seçim bildirgesini yayınlamış olması, kadın sorununun yaşanan toplumsal sorunların ana sorunu olduğuna dair ulaştığı kanaati göstermektedir. Bu tarihi bir tespittir. HDP’nin basın ve kamuoyu ile paylaştığı kadın seçim bildirgesi, bu anlamda adeta yaşamı ve toplumu, oluşturucu iradenin güvenilir ellerine tekrar vermenin programı gibidir. Kadın özgürlüğüne dayalı gelişmeyen demokrasiler, gerçek radikal demokrasi olamazlar. Çünkü demokrasilerin de cinsiyetçilik sorunu vardır. HDP’nin hem genel hem kadın seçim bildirgesine bu niteliğinden bakıldığında, aslında yeni demokratik bir Türkiye projesi gibidir. Hayatı bozan faşist öğeler dışında, dıştaladığı, dışında tuttuğu hiç kimse yok gibidir. Bu anlamda toplumun ters yüz edilmiş, kendi iç dengesini, temelleri üzerinden yeniden doğrultacak kadın eksenli bir demokrasi aşkına dayanmaktadır.

Bunun maddi karşılığı bildirgede; başbakanlıktan tutalım, siyasi partilerin, idari yapının, siyasi, sosyal ve kültürel yaşamın bütün kademelerinde eş başkanlık sisteminin oturtulması olarak ifade edilmiş. Kadın eksenli yeni bir anayasa geçiyor. TBMM’nin yarısının kadın olması geçiyor ve daha birçok maddesi var. Bunlar büyük heyecana yol açıyor.

Ancak yarattığı heyecan, kadını iktidar ortağı kılmasından değil. Zaten eşbaşkanlık sistemi ve uygulaması, kadını iktidara ortak eden bir uygulama değil. Böyle yaklaşılırsa kadının, zaten var olan erkek egemen çarka suç ortağı olması ve ona benzeşmesi dışında bir şey ortaya çıkmaz. Nitekim diğer siyasi partilerin yaklaşımı bu çerçevededir. Sorunu, kadının dışında kaldığı iktidar mecrasına daha fazla katma olarak tanımlıyorlar. Bu tek başına başka sorunlara yol açar.

HDP kadın seçim bildirgesinden anladığımız bu değil. Kadının her yerde, erkek egemenliğini kontrol edebilmesi, erkeği ve yönettiği sistemi demokrasi yönünde değişime uğratma mücadelesi ve hedefi olarak anlamak ve yorumlamak mümkün. 

Öyle ki; bildirgede geçen her bir madde, kendi başına birer hedef olduğu gibi her birinin yol açacağı muazzam gelişmeleri de şimdiden görmek mümkün. Bu anlamda erkek egemenliğinin iktidar zehriyle zehirlediği toplumsal hastalıkları iyileştirecek panzehir, kadının devalı ellerindedir. Sağlıklı toplumun kadın eline ve aklına ihtiyacı vardır. Bunun için politik sorumluluklarının farkına varmış her kadının, bildirgede geçen kadın eksenli hedeflerin arkasında durup, gece gündüz HDP başarısı için çalışması, tarihsel dönüşümlerin yaşandığı böyle bir dönemde, yapılan en anlamlı iş olacaktır. Bunun için diyoruz ki; “seçim barajını da erkek barajını da yıkmak” için tüm kadınlar işbaşına!